11 Şubat 2012 Cumartesi

İslam’da Cihad ve Dünü, Bugünü

 
İslam’da cihad kavramı Muhammed ve yandaşlarının Medine’ye ilticası ile ortaya çıkmış bir düşüncedir. Özellikle ticari mücadelenin başlaması ve artan askeri baskı üzerine ilk başlarda ticaret konvoylarına ve çevredeki küçük aşiretlere baskın yapılarak ganimet yoluyla ticari ve askeri güc elde edilmek istenmesi neticesinde ortaya çıkmıştır. Benzer davranışı sergileyen Bedevi kabilelerinden ayrılabilmek adına bu yeni strateji İslam düşünce sistemi ve şeriatına ‘’Allah adına ve dinini yaymak için’’ yapılan bir savaş olarak doktirine edilmiştir. Cihad fikrinin temeli zaten ‘’ Kâfirlere karşı malınızla, canınızla ve dilinizle cihad ediniz!’’ şeklinde ifade eden Muhammed’in Medine’deki (1) ilk 2 yılındaki dayanışmayı artırmak ve Medineli tarafgirlerinin yardımlarını, iltica etmiş çok zor durumdaki Müslüman’lara yönlendirmek amacıyla ortaya koyduğu düşüncede yatar.
 
Cihad kavramı ilk çıktığı ampirik tezden öteye geçerek, günümüzdeki anlamıyla tamamen her yerde ve zeminde Müslüman olmayanlara karşı mücadele etmek dışında, kişinin kendi nefsi denilen düşünceleri ve güncel yaşadığı Dünya ile inancı arasındaki karşılaştığı çelişkilerle mücadelesi, İslam’ı her türlü araç vasıtası ile yayma yani ‘’Misyoner’lik’’ faaliyeti ile açıklanmaktadır. İslam’da takiye olarak adlandırılan ve kökeni Mekke dönemine yani İslam’ın ilk ortaya çıkışından da öncesine dayanan, Muhammed’in pragmatik düşüncesini ve davranışını yansıtan, ‘’Kendinizi tehlikeye atmayınız!’’ (Bakara suresi, 195. Ayet) söyleminde olduğu gibi, Cihad için dönemine ve duruma göre strateji belirleyerek, zayıf ve savunmasız durumda (2) sadece şartların müsaade ettiği alan ve zeminde Misyonerlik yapma, güçlü ve iktidarın elinde olduğu dönemlerde ise kafirlere yönelik cihad ile ‘’Allah düşmanlarının tesirsiz hâle gelmesi veya imanla şereflenmesi için’’ devamlı bir savaşın emredildiği İslam şeriatında barış kavramı, Müslüman’ların sadece güçsüz oldukları dönemde başvurdukları bir stratejidir. 3 ana başlıkta toplanan İslam’da cihad kavramında, İnsan’lık açısından en tehlikeli olanını yani silahlı ve silahsız savaş ve sürdürülebilir terör halini anlamak daha önemlidir.
 
Düzenli ve sürekli bir savaş durumunda olmak fikri İslam şeriatında, ‘’ Allahü teâlânın dinini Onun kullarına ulaştırmak, insanları küfürden cehaletten kurtarıp, imana, ebedi saadete kavuşturmak’’ şeklinde açıklanırken, bu yapılanın özellikle ‘’Allah için hizmet’’ (3) olduğu vurgulanır. Cihad kavramı materyalist Dünya yaşamı içerisinde uygulanabilirlik bulabilmesi açısından en büyük ödülü vaad eder ki (4) oda sonsuz bir yaşamın sürüldüğü ‘’ebedi saadet’’ denilen cennet’tir. Bütün bunlara rağmen hala oluşabilecek şüpheleri gidermek amacı ile (5) cihad’ın en iyi yol ve strateji olduğu sık sık vurgulanır ve cihad halinin (6) ‘’Allah için hizmet’’ ile ulaşılacak büyük bir ödül yada ceza ile sonlanacağı anlatılır. Bu fikre karşı oluşabilecek muhalefeti ise Muhammed, ‘’ Cihad etmeden veya cihad etmeyi düşünmeden ölen, nifak üzere ölür.’’ ve ‘’ Cihadı terk eden topluluk, mutlaka umumi bir belâya maruz kalır.’’ sözleri ile tehdit ederek uyarır.
 
İslam adına cihad etmek düşüncesini sadece sonsuz bir cennet yaşamı ile ödüllendirmek elbette yetmez, bunun için Muhammed bu fikrinin altını doldurmak amacı ile ‘’Astral bir seyahat ile gittiği ve tanrı başta olmak üzere belli başlı bütün peygamberle görüştüğünü ve öteki Dünya olarak adlandırılan yeri gezdiğini iddia ettiği’’ mitolojik söylenceden hareketle, ‘’Cihad sonucu şehit olanların, bir iyiliğine 700 katı sevab ve harcadıklarının yerine hemen yenisinin’’ verileceğini vaad eder, cihad edenin ‘’üzüntüden ve sıkıntıdan’’ kurtulacağı gibi Dünyevi sorunlara yönelik küçük çözümlerde detay olarak unutulmaz elbette. Oluşturulan İslami rejimde en saygın yer (7) doğal olarak savaşçılara yani Mücahid’lere ayrılmıştır, güncel misyoner söylemlerde ve Müslüman’lar arası iletişimde her ne kadar öne çıkan, İslami düşünceye göre en büyük düşman olarak adlandırılan nefs ile cihad yani ‘’büyük cihad’’ olsada, İslami şeriat açısından en önemli olan gaza (8) olarak adlandırılan savaştır. İslam açısından cihad’ın asıl anlamı ‘’gaza’’ yani savaştır, cihad İslam tanrısı tarafından verilen emir ile her Müslüman için zorunlu (9) bir görevdir, üstelik bu görev düzenli ve sürekli bir savaşı (10) emreder, bu savaşta kafir denilen yani Müslüman’lığı kabul etmeyen ve Müslüman’lık için tehdit unsuru olarak görülen toplumlar (11) için acımada yoktur.
 
Cihad’ın sonucunda ölenlerin sadece sonsuz ve mutlu bir yaşam sürdürülen cennet ile ödüllendirilmeleri yetmez, sınıflı bir toplum olan İslam için ölümden sonraki yaşanılacak yerde sınıflıdır, Dünya’da yaptığı iyi şeyler Müslüman’ın bu toplumdaki sınıfını belirler. Peygamberler’den sonra gelen birincil üst düzey sınıf içerisinde en ayrılacalıklı olanlar, doğal olarak cihad’ta ölen savaşçılar (12) yani mücahid’lerdir, İslam tanrısı onların tüm borçlarını (13) üstlenir, onları için artık daha memeleri çıkmamış ve her cinsel ilişkide bakire olarak hizmet verecek hurilerin eş olarak hizmetine verildiği ve en üst düzey nimetlerdan yararlandırıldığı bir sonsuz yaşam vardır, yarı tanrı olarak yaşanılan cennette aslan payı onlarındır. Gene aynı cihad sonucunda yaralananların (14) ve sağ olarak kurtulanların yani ‘’gazi’’ olanlarında (15) ödülü vardır, ödül sadece savaşa fiili katılanlar içinde sınırlı değildir, İslam’ın ilk döneminde yaşanan lojistik destek sağlamak ve savaşçıların donanımını ile savaş silahlarını temin etmek oldukça pahalı ve güç bir iş olarak karşımıza çıkar, özellikle Medine’deki Yahudi tefeciler başta olmak üzere, enderde olsa Mekke’de yaşayan tefecilerdende zırh, silah vb. savaş alet ve donanımı kiralanır yada satın alınır. Bu sorunu aşabilmek için savaş aleti ve donanımını sağlayanlarada (16) İslam ödül vaad etmiştir, bütün bunlardan kaçınanları ise tehdit etmeyi (17) ihmal etmemiştir.
 
Bütün bu sürekli ve sürüdürülebilir savaş hali içerisindeki Müslüman toplum açısından, İslam ülkesinden olmayan diğer ülke ve onların vatandaşları ‘’harbi’’ statüdedir. Şartlar ve imkanlar müsait olduğu sürece onlarla savaşmak İslam tanrısının emri ve şeriatının gereğidir. Bu şartlar içerisinde bir ‘’harbi’nin’’ malını mülkünü yağmalamak, canını almak yada köle olarak değerlendirmek hem hak hemde görevdir. Özellikle sınır boylarındaki yapılan akınlar ile ganimet (18) elde ederek İslam düşmanlarını zayıflatmak, bu sürüdürülebilir terör yöntemiyle maddi materyal ve köle gücü sağlayarak İslam devletindeki ekonomik gücü canlandırmak gözetilir, bu yöntem aynı zamanda savaşın sonucunda savaşçıya İslam tanrısı tarafından vaad edilen ganimetin (19) kısa yoldan elde edilmesi ve askeri istihdam açısından önemli olduğu kadar, İslam devletindeki en alt tabakada yer alan fakir sınıf içerisindeki erkeklerin değerlendirilmesi açısındanda önemlidir. Bütün bu İslami tehdit ve savaştan kurtulmanın tek yolu, aman dileyerek İslam devletini tanımak ve şeriatına tabi olmaktır, mümkünse İslam devleti vatandaşı olarak ‘’zımmi’’ statüsüne kavuşmak ve dinlerine göre üstlerine düşen vergiyi ödemek en iyi çözümdür. Bütün bu tanımların dışında kalan ve kesinlikle savaşılmaları ve katledilmeleri emredilen müşrik ve kafirler içinse tek kurtuluş yolu İslam devleti ile savaşmak ve sağ olarak ele geçmektedir.
 
Notlar:
1- İman edenler, [yurtlarını, mallarını bırakıp] hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler, Allahın rahmetini umarlar. (Bakara suresi, 218. Ayet) İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler ve bunları barındırıp yardım edenler, işte gerçek mümin bunlardır. (Enfal suresi, 74. Ayet)
2- Ey iman edenler! Din düşmanlarının eziyetlerine sabredin. Onlarla olan cihadda üstün gelmek için, sabır yarışı yapın. Sınır boylarında kâfirlere karşı cihad için nöbet bekleyin ve Allahtan korkun ki, kurtuluşa eresiniz. (Ali İmran suresi, 200. Ayet) İlgili hadis; ‘’ Malı ve canı ile cihad eden, ortalığın karışık olduğu zaman bir kenara çekilip ibâdetini yapan ve kimseye zararı olmayan insan, mümin-i kâmildir.’’
3- Hakiki müminler, Allah yolunda cihad eder, kötülenip kınanmaktan korkmaz. (Maide suresi, 54. Ayet) Ey müminler, Allahtan korkun, Ona, Onun rızasına kavuşmak için vesile arayın ve Allah yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz. (Maide suresi, 35. Ayet) Hakiki müminler şunlardır ki, Allah ve Resulüne iman ettikten sonra, imanlarında şüpheye düşmeyip Allah yolunda malları ve canları ile cihad edenlerdir. (Hucurat suresi, 15. Ayet)
4- Mal ve canlarını feda ederek din düşmanları ile, Allah rızası için cihad eden müslümanlar, oturup, ibâdet edenlerden üstündür. Hepsine de, Cenneti söz veriyorum. (Nisa suresi, 95. Ayet) Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. (Tevbe suresi, 111. Ayet) Mekkenin fethinden önce malını veren ve cihad edene, fetihden sonra malını dağıtan ve cihad edenden daha büyük derece vardır. Allah, hepsine Cenneti vâd etti. (Hadid suresi, 10. Ayet)
5- Allaha ve Resulüne iman eder, malınızla, canınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz ki bu sizin için çok hayırlıdır. (Saf suresi, 11. Ayet) Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, aşiretiniz [hısım, akraba ve yakınlarınız] kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve meskenler, size Allahtan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allahın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fâsıklar güruhunu hidayete erdirmez. (Tevbe suresi, 24. Ayet)
6- Hafif ve ağırlıklı olarak [Kuvvetli- zayıf, genç-yaşlı, zengin-fakir, yaya-atlı, silahlı-silahsız hepiniz] savaşa çıkın, malınızla, canınızla Allah yolunda cihad edin! İyi bilin ki bu sizin için daha hayırlıdır. (Tevbe suresi, 41. Ayet) Herkes, kendisi için cihad eder, faydası kendinedir. (Ankebut suresi, 6. Ayet)
7- Mal ve canları ile cihad edenler, oturanlardan üstündür. (Nisa suresi, 95. Ayet) İlgili hadisler; ‘’ Bir mücahidi doyurmak, ona yardım etmek, dünyadan ve içindekilerden daha kıymetlidir.’’, ‘’Mücahidlere eza vermekten Allahtan korkun! Allah, peygamberlere eza edenlere gadap ettiği gibi, mücahidlere eza edenlere de gadap eder. Peygamberlerin duâsını kabul ettiği gibi, mücahidlerin de duâlarını kabul eder.’’, ‘’ Mücahid, gündüz oruç tutan, gece ibâdet eden gibidir. Evine dönünceye kadar kendine sevab yazılır.’’
8- İlgili hadis; ‘’ Bütün ibâdetlere verilen sevab, Allah yolunda gazaya [cihada] verilen sevaba
göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın [cihadın] sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anil-münker sevabı yanında, denize göre, bir damla su gibidir.’’
9- Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara suresi, 216. Ayet)
10- Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. (Bakara suresi, 193. Ayet) Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Tevbe suresi 5. Ayet) Hak dini (İslamı) kendilerine din edinmeyen kimselerle (Hıristiyan ve Yahudilerle), küçülerek (boyunlarını büküp) elleriyle cizye (haraç) verinceye kadar savaşın. (Tevbe suresi, 29. Ayet) O müşriklerle hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar savaşın (Enfal suresi, 39. Ayet) İlgili hadis; ‘’ Ben insanlar kelime-i şaadet getirene kadar, yani Allahın birliğine inanana kadar onlarla harbetmeğe Allah tarafından memur edildim.’’
11- Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin. (Nisa suresi, 89. Ayet)
12- İlgili hadisler; ‘’ Şehid, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesab, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider.’’, ‘’ Allah yolunda öldürülenleri [Şehidleri] ölü sanmayın, onlar Rablerinin yanında diridir, rızıklandırılır.’’
13- İlgili hadis; ‘’Ondaki haklarınızı benden isteyin’’
14- De ki: Bizim ya gazi yahut şehît olmamızdan, o iki güzel âkibetten birine uğramamızdan başka bir şey mi gözetmedesiniz? (Tevbe suresi, 52. Ayet)
15- İlgili hadisler; ‘’ Allah yolundaki bir savaşta bir saat durmak, 60 yıl ibâdetten üstündür.’’, ‘’ Allah yolunda bir ok atan, bir köle azad etmiş gibi sevab kazanır.’’
16- İligili Hadisler; ‘’ Bir mücahidi donatan, o mücahid kadar sevaba kavuşur.’’, ‘’ Cihada çıkan bir gaziyi donatan, cihad etmiş gibi ecre kavuşur.’’
17- İlgili Hadis; ‘’ Allah için savaşmıyan veya bir mücahidi silahla donatmayan veya bir
mücahidin çoluk çocuğuna yardım etmiyen bir belâya maruz kalır’’
18- Ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resûlüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. (Enfal suresi, 41. Ayet)
 
 
Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- İslam Hukuku ve Önceki Şeriatlar, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2003
 
 

17 Ocak 2012 Salı

Şehid'lik ve Şehid Kavramı

Şehit ve şehitlik kavramı çok yanlış anlaşılmakta ve kullanılmaktadır toplumda. Arapça kökenli bir kelime olan şehid, "şehi-de" fiilinden türemiş olan bir isimdir ve mastarı şehâdettir.  Şehidin çoğulu, "şuhedâ" ve "eşhâd" olarak kullanılır. Kelime anlamı: ‘’tanrı rızası için, o'nun yolunda canını fedâ eden müslüman kişi’’ demektir. Şehit denilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun tanrı huzurunda yaşıyor bulunması veya ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması, yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da (Cennet'te) bulunması veya tanrı tarafından çeşitli mükâfatlarla ödüllendirilmiş olmasıdır. Kuran’da  35 defa şehit kelimesi, 20 defa çoğul hali olan şuheda kelimesi geçer. Aynı kökten gelen diğer halleri ile birlikte kelime Kuran’da daha çok şahitlik anlamında kullanılmıştır. İslam tanrısının isimlerinden birisidir aynı zamanda ve bu şekilde geçen bazı ayetler vardır. Şehitlik kavramı Kuran’da daha çok "ka-te-le" fiilinin mechûlü ile, tanrı yolunda öldürülme anlamında kullanılmaktadır. Konu İslamiyet açısından çok açık ve nettir, ‘’tanrı yolunda-tanrı için bir fiili geçekleştirirken-tanrı için göç/hicret ederken-tanrı adına zülüm görenler-tanrı adına savaşıp ölmek’’ kavramlarını Ali-İmran suresinin 195. ayetinde tanımlar ve sadece bu fiilleri gerçekleştirirken ölenlerin şehid olacakları belirtilir. Ana kural değişmez ve sabittir, sadece tanrı adına yapılan fiiller neticesinde ölenler içindir şehit tanımlaması.  Kuran’dan bazı ayet ve ayrıca hadislerle konuyu açalım;


“Şayet siz yara aldıysanız, karşınızdaki düşman topluluğu da benzeri bir yara aldı. İşte biz, Allah’ın gerçek müminleri meydana çıkarması, sizden şehitler edinmesi müminleri tertemiz yapıp kâfirleri imha etmesi için, zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz. Allah zalimleri sevmez” (Ali-i İmran suresi, 140 ve 141. ayetler)

"Eger Allah yolunda öldürülürseniz veya ölürseniz, Allah'ın size lütfedeceği magfiret ve rahmet onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki Allah'ın huzurunda toplanacaksınız." (Ali Imran suresi, 157 ve 158 ayetler)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Ali-i İmran suresi, 169 ve 170 ayetler)

"... Şüphesiz hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, çarpışanların ve öldürülenlerin kötülüklerini örtecek ve kendilerini altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu Allah katından bir karşılıktır. Karşılığın en güzel olanı Allah katındadır." (Ali Imran suresi, 195. ayet)

"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz." (Bakara suresi, 154. ayet)

"O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karsılıgında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Kim Allah yolunda çarpışır sonra öldürülür veya üstün gelirse ona büyük bir ecir verecegiz." (Nisa suresi, 74. ayet)

"Allah, Allah yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen mü'minlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıstır. Bu O'nun üzerine, Tevrat, İncil ve Kuran'da vaadedilmiş olan bir haktır. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur." (Tevbe suresi, 111. ayet)

"Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; Allah onları muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Hacc suresi, 58. ayet)

‘’Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.’’ (Muhammed suresi, 4. ayet)

‘’Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki kıyâmet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır’’. (Hadis)
‘’Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.” (Hadis)

‘‘Kim Allah`ın adı daha yüce olsun diye çarpışırsa; o kimse Allah yolundadır...." (Hadis)

"Allah,bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi yatağında ölse bile,şehitler derecesine ulaştırır." (Hadis)

"Şehid’lerin ruhları yeşil kuşların karnındadır  Onların arşa asılı kandilleri vardır  Diledikleri gibi cennette serbestçe dolaşır, sonra o kandillere geri dönerler." (Hadis)


Sünni İslamiyet’te şehid’lik 3 bölümde değerlendirilir ve sınıflandırılır.

‘’1-Dünya ve âhiretin şehîdi: Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen veya asiler, yol kesen soyguncular tarafından öldürülen yahut evine giren hırsızların ağır bir cisim veya kesici bir alet kullanarak öldürdükleri kimsedir. Savaş alanında yaralı bulunan, yaralarından, göz veya kulağından kanlar akan ve bu durumda vefât eden kişi de, bu kısım şehîdlerdendir  Mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, bu şehîdlerden sayılır. Müslüman, âkil, baliğ olduğu halde, hayız, nifas ve cünüplükten temiz olarak şehîd olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler. Ancak onların üzerindeki kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri fazlalıklar çıkarılır. Yıkanmadan gömülmeleri, Muhammed'in ‘’onları kanlarıyla gömün" şeklinde ki hadisine dayanmaktadır. Bu kısım şehîdlerin her birine, "hükmî şehîd" denir. Bu kısma giren şehîdler, elbiseleriyle gömülünce, elbiseleri onlar için kefen sayılır. Vücutlarının her tarafı elbiseleriyle örtülür. Elbiseleri vücutlarını örtmek için yetmezse, başka bir şeyle örtülmeleri temin edilir.

2-Âhiretin şehîdi: Bir kısım şehîdler de, yalnız âhiret hükmü bakımından şehîd sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen ve varislerine diyet verilmesi gereken kimse ile savaş veya asilerle çatışma sırasında yaralanıp da, çatışma bittikten sonra bir tarafa çekilerek yiyip içtikten, konuştuktan veya uyuduktan yahut ilaç kullandıktan yahut da aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefât eden müslüman gibi. Âkil ve baliğ olmayan yahut hayızlı, nifaslı veya cünüp iken şehîd olanlar da, bu kapsama girmektedirler. Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler.

Bir de, yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, vebâ gibi salgın hastalıklardan vefât eden, veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim yolunda ya da cuma gecesinde vefât eden müslümanlar da bu hükümdedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir. Muhammed'in bu kısma giren, savaş dışındaki şehîdler hakkında söylemiş olduğu hadisler vardır (Bakınız, Buhârî, Ezan, 32, Cihâd, 30; Müslim, İmâre, 164; Tirmizî, Cenâiz, 65, Fedâilu'l-Cihâd, 14; Ahmed b  Hanbel, I, 22, 23, II, 323, 325)

3-Dünya şehîdi: Tanrı inancı taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyâkâr ve gösteriş ehli münafıklar, müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehîd muamelesine tabi tutulurlar  Bunlar da "hükmî şehîd" sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenâze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. Âhirette kendilerine herhangi bir mükâfat yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. (Hadisler ve tefsirler)

İslami söylemde şehid'lik adına cennet’te sadece tanrı için / tanrının dini adına savaşırken ölenler için özel yer ve sütatü vardır, diğer şehid isimlendirmeleri sadece cennete gitmek için bir kazanımdır. Bütün bu ayetlerde ve hadislerde tanımlanan şehid bildiğimiz gibi İslam adına / İslam devleti yani Allah şeriatı adına savaşırken ölen ve çok büyük ödüller neticesinde cennette peygamber ile birlikte olacaklar arasında yer alan kişilerdir, "Allah'tan istediğiniz zaman Firdevs'i isteyin. Çünkü Firdevs, cennetin ortası ve cennetin en yükseğidir. Firdevs'ten cennet nehirleri doğar." hadisinde de belirtildiği gibi firdevs’te Muhammed ile birlikte yer alacak olanlar sadece İslam tanrısı ve onun şeriatı adına savaşırken ölenlerdir. Günümüzde kullanılan ve algılanılan manası ile şehid olarak tanımlananlar ise gene İslam’a göre normal prosedüre tabi olacaklardır, onlar bu eylemi tanrı adına /t anrının dinini yaymak adına yapmadıkları için fırdevs’te yer alamıyacaklardır. Bir diğer deyişle, tanrı huzuruna çıkacak ve asla ölmeyen kişiler olarak tanımlananlar (sonsuz yaşama kavuşacak yani yarı tanrı olacaklar) sadece tanrı adına / onun dini için savaşırken ölenlerdir. İslam tanrısı sadece kendisi için yapılan fiil sırasında ölenleri ödüllendirir, diğerleri sıradan prosedüre tabidir ve hatta cehennemde sonsuz bir işkence ile karşı karşıyadırlar.

Gelelim bir diğer yanlış kullanıma yada şehid sıfatının ideolojik literatüre girmesine. Bilindiği gibi en soldan en sağa kadar bütün siyasi kurumlarda ortak söylem ölenin şehid olduğu yönündedir. İlk önce yukarıda şehid kavramını açıkça belirtiğimizi unutmadan, bütün bu tanımların ideolojik bir propaganda aracı olduğunu ve güncel yaşamdaki boşlukları doldurmak için söylenmiş ajitasyon sloganların ötesinde, çıkış noktasının tıpkı 1400 yıl önce olduğu gibi, ölenin boş yere ölmediği düşüncesinin yerleştirilmesi ve davanın yüceltilmesi adına kurgulanmasıdır. Tıpkı Tevbe suresi, 111. Ayeti’nde açıklandığı gibi somut yani kazanılacak maddi bir beklenti karşılığı bir maddi bedel ödenmesi ve bunun karşılığında ölenler ve ardıllarının maddi bir kazanç kazanmalarının tanrı tarafından garanti altına alınması gibi, siyasi dava’da benzer bir refleks ile maddi bir karşılık olarak, İslam şeriatındaki şehid kavramını kendi retotiğine adapte eder.

Bütün bu kaygıların ardında ise Muhammed suresi, 4. Ayet’te kurgulanan bir gerçekliğin davaya adapte edilmesi yani ideolojik bir kurgu kaygısından doğan bir pratik çözüm yatar. Kaçınılmaz olan kavga ve sonucunda ortaya çıkan ölüm için ‘’ Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir’’ diye açıklık getiren İslami söylemin paralelinde siyasi söylemde kader kavramını belirsiz olarak kullanır. Siyasi söylemlerin savladığı şehidlik kavramının bir başka Dünya yada gerçeklik üzerinde etkisi olmadığı gibi, İslami öğretide belirtilen şehid kavramı ilede ilgisi yoktur.


Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1995
4- Birüni’ye göre Dinler ve İslam dini, Diyanet yayınları, Dr. Günay Dümer 1975
5- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
6- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
7- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1 – 2 – 3 – 4 - 5. Cilt, 1978
8- İslam Hukuku ve Önceki Şeriatlar, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2003

4 Ocak 2012 Çarşamba

İslam’da Cismani Bir Tanrıya'mı Tapılıyor?

Buharî ve Müslim’in sahih hadis kitaplarında “Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı.” şeklinde bir hadis vardır. İslam din adamlarının büyük bir kısmına göre, “Suretihi” deki zamir Allah’a racidir. Hadisin tercümesi bu doğrultuda yapılmıştır. Yani ''Allah'' Ademi kendi suretinde yaratmıştır. Bir kısım azınlık İslam din adamına göre ise, oradaki zamir Adem’e racidir. Bu takdirde hadisin manası İbn Hacer vb. hadisçilere göre “Allah Adem’i, Adem’in kendi suretinde yarattı.” şeklinde olur. Bu kelime bazı bağlamlarda “yüz” mânâsına da gelmektedir. Konu İslam’a bu hadisle girmiştir, burda ki yorumlardan anlaşılacağı gibi 1400 yıldır İslam aleminin büyük çoğunluğu bu hadisten dolayı İnsanoğlunun ''Allah suretinde'' yaratıldığına inanır.

“Allah’ın benzeri, hiçbir şey yoktur; O, her şeyi hakkıyla işitir, hakkıyla görür.”(Şura suresi 11. ayet) ayetinde ki tanım ise Buharî ve Müslim’in anlatımıyla “Allah, insanı Rahman suretinde yarattı.” hadisi ile tanımlanır ve bir kısım İslam din adamı tarafından ''Allah'ın bazı sıfatlarını'' taşıyacak şekilde yaratıldığı inancına varılır.

Birkaç küçük ve kısık ses dışında İslam açısından genel inanış Buhari ve Müslim'in naklettiği hadiste olduğu gibi “Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı.” şeklindedir. İslam tanrısının İnsan şeklinde tasvirinin en açık ifadesi söz konusu hadiste belirtilsede, Politeist din anlayışının ilk evrelerinden kalma, tanrıları İnsan özelliklerinde tasvir etme inanışının izlerini Kuran’dada sık sık görürüz.

Peki konu Kur’anda nasıl geçer?

Maide suresi, ayet 64: “ Yahudiler '‘Allah’ın eli sıkıdır’’ dediler. Dediklerinden ötürü elleri bağlansın. Lanet olsun! Hayır! Onun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarf eder .”

Ali İmran suresi, ayet 115: “ Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.”

Sad suresi, ayet 71: “ Rabbim meleklere demiş ki ‘ Ben muhakkak çamurdan insan yaratacağım.’ Onu tamamlayıp içine ruhumdan üfürdüğüm zaman derhal ona secdeye kapanın!’’

Hicr suresi ayet 27-28-29: “ Rabbin meleklere, ‘ ben balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım, onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın’ demişti. Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!”

Secde suresi ayet 9: Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

Sad suresi ayet 72: Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!

Bakara suresi ayet 30: Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben, yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti.

Görüldüğü gibi Kuran’da da İslam tanrısından el ve yüz sahibi olarak bahsederken en çok İslam tanrısının ruhundan bahseder, buradaki anlatım ve tasvirler tamamen sümer yaratılış efsanesi ile benzerlik ve hatta bazı yerlerde aynı söylemle örtüşür. Yani hadiste olduğu gibi İslam tanrısından somut şekilde eli ve yüzü olan aynı zamanda bir ruh taşıyan varlık olarak bahsedilir.

Peki konu diğer hadislerde nasıl geçer?

Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Hz. Adem (as)`i kendi sureti üzere ve boyunu da altmış zira olarak yaratınca: "Git, şu oturan meleklere selam ver, onların seni nasıl selamlayacaklarına da dikkat et, dinle. Zira o selam, senin ve zürriyetinin selamı olacaktır" dedi. (Bunun üzerine Adem onlara gidip): "Esselamü aleyküm!" diye selam verdi. Melekler: "Esselamü aleyke verahmetullahi" dediler ve selama mukabele ederken verahmetullahi`yi ilave ettiler. Cennete her giren Hz. Adem suretinde (ve boyu da altmış arşın boyunda) olacak. Halk şu ana kadar (boyca) hep eksilmektedir."
HadisNo
:
3382


Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın." (Müslim`in rivayetinde şu ziyade var: "...Zira Allah Adem`i kendi suretinde yaratmıştır.")
HadisNo
:
3483


Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala, Hz. Adem (a.s)`i yarattığı ve ruh üflediği zaman, Adem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teala`ya hamdetti, Rabbi de ona: "Ey Adem, yerhamukAllah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselamu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Adem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler): "Ve aleyke`s-selamu ve rahmetullahi ve berekatuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Adem (a.s) Rabbine döndü. Rabbi ona: "Bu cümle senin ve evladlarının aralarındaki selamlaşmadır" dedi. Allah Teala hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Adem`e: "Dilediğini seç" dedi. Hz. Adem: "Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teala hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Adem ve onun zürriyeti(nin emsalleri) vardı. Hz. Adem (a.s): "Ay Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teala: "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Adem: "Ey Rabbim! Bu kimdir?" dedi. Rabb Teala hazretleri: "Bu senin oğlun Davud`dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Adem aleyhisselam: "Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teala: "Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince. Adem: "Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim" diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teala: "Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu. Sonra Adem cennete yerleştirildi. Allah`ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Adem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Adem (a.s) ona: "Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmiştir" dedi. Melek: "İyi ama sen oğlun Davud`a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkar etti, zürriyeti de inkar etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu." Resulullah (sav) ilave etti: "O günden itibaren yazma ve şahidlik emredildi."
HadisNo
:
1699


Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Hz. Ömer (ra)`den: "Rabbim Beni Ademden, bellerinden zürriyetlerini alıp da onları nefislerine karşı şahid tutarak: "Rabbiniz değil miyim?" diye işhad ettiği vakit bela (evet) dediler: Şahidiz. "Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz. Yahud: "Ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyet idik, şimdi o batılı te`sis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksin?" demeyesiniz" (A`raf 172-173) ayetinden soruldu. Hz. Ömer (ra) şu cevabı verdi: "Bu ayetten Resulullah (sav)`a da sorulmuştu. O şöyle açıkladı: "Allah Teala hazretleri, Hz. Adem`i yarattı sonra sağ eliyle meshedip ondan bir zürriyet çıkardı ve: "Bunlar cennet içindir, bunlar cennet ehlinin ameliyle amel ederler" dedi. Rabb Teala, ikinci defa sırtını okşadı, ondan bir nesil daha çıkardı ve: "Bunları da cehennem için yarattım, bunlar da cehennem ehlinin amelini işleyecekler" dedi. Cemaatten bir adam: "Ey Alla`ın Resulü! (kaderimiz ezelden yazılmış ise) niye amel ediyoruz? diye sordu. Resulullah (sav) şu açıklamayı yaptı: "Allah bir kişiyi cennet ehli olarak yaratmışsa onu cennet ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki cennetliklerin bir ameli üzere ölür ve Allah da onu cennetine kor. Aksine bir kulu da cehennem ehli olarak yaratmışsa, onu da cehennemliklerin amelinde istimal eder. Öyle ki bu da cehennemliklerin bir ameli üzere ölür, Allah da onu cehenneme koyar."
HadisNo
:
613


” Allah yaratma işini bitirince sırt üstü uzandı. O sırada bir ayağını öbür ayağının üzerine koymuştu. Bunun benzerini yapmak hiç kimseye uygun değildir.” Müslim, e's­Sahih, Kitabu'I-Libas/ 72-74, hadis nô: 2099; Ebu Davud, Sünen, Kita­bu'I-Edeb/35; hadis no: 2767, Hafız Ebu Bekr Muhammed İbnü'l Hasan İbn Fürek, Müşkili'l-Hadis, tahkik: Dr. Abdul'mu'ti, s.42.

Görüldüğü gibi hadislerde İslam peygamberi Kuran’dan farklı bir şey söylemiyor. Özellikle İslam tanrısının ellerinden bahsediyor, tanrı bu ellerle alıyor,veriyor, dokunuyor ve okşuyor. Özellikle yüze vurmanın yasaklandığı hadis’in iki değişik şekilde anlatımı daha vardır, yasaklama sebebi açıkça yazıldığı gibi Adem’in Allah’ın suretinde yaratılmış olmasından kaynaklı bir korku içermesidir. Konuyu daha özel yapan esas hadis ise sona kaldı gördüğünüz gibi, nedeni belli bir kısım İslam din adamlarınca sahih sayılmamasından dolayı, Müslim gibi İslam din kaynaklarında 3. sırada güvenilir bir yazarın, bu konuda bazı din adamlarınca sahih sayılmaması oldukça gariptir, sırt üstü uzanan ve ayak ayak üstüne atan bir tanrıdan bahsediliyor çünkü. Son hadisi sahih saymasak bile ayetler ve hadisler bize yeterli bilgiyi veriyor aslında. Özellikle ayet ve hadislerde İslam tanrısından elleri olan ve ruhu olan bir varlık olarak bahsediliyor. Ellerinin içine bir şey saklıyor ve lotorya yapıyor bu tanrı. İslam tanrısı; elleri ve yüzü olan, sırt üstü uzanan, ayak ayak üstüne atan ve ruhu olan bir tanrı tüm bu yazılanlara göre.

Tüm bu yazılanlardan sonra sıra Allah’ın benzeri, hiçbir şey yoktur; O, her şeyi hakkıyla işitir, hakkıyla görür.”( Şura suresi 11. ayet) ayetinde belirtilen tanım ne anlama geliyor? Söz konusu ayet ilk olarak yukarda sayılan ayet ve hadislerle çelişmektedir, cismani bir tanrı portresi çizen bütün bu söylemler ile birlikte aynı inanç içerisinde söylenenleri yalanlamak ne kadar doğru olabilir? Yani bu kadar ayet ve hadis İslam tanrısını el, yüz, vb. bir çok cismani vasıfla tanımlarken Şura suresi 11. ayeti tüm bunları yalanlayamaz değilmi? Çünkü bu duruma dair bir neshte yok kayıtlarda. Bu ayetteki ifade ancak yaratıcı vasıflar bazında benzersizlik iddia eden bir söylem olabilir, buda bizleri o dönemde tanrı kurgulanırken İnsan vasfında bilinçli bir şekilde düşünüldü sonucuna götürür yada İslami söylemde sık sık karşılaştığımız çelişkilerden birisine.

Tüm bu gerçekler doğrultusunda, Buhari’nin hadisi sadece nakletmekle kalmayıp “Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı.” Diye kesin bir sonuç bildirmesi aklımıza bir tek şeyi getiriyor; İlk dönem İslam algılamasında İslam tanrısı cismani bir varlık olarak algılanırken, zamanla (12. yy sonrası) tıpkı Zeus gibi gök yüzünde oturan cismani olmayan bir varlığa dönüşüyor, ayet ve hadislerdeki suret sıfatı içindeki özellikler, sıfatlarından bazıları olarak devam etmiştir. Şura suresi 11. ayet’indeki ‘’benzeri’’ sözcüğü bu anlamda ‘’rahman’’ sıfatına gönderme olarak var olmaktadır 21. yy İslam inancında.  

Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Tanrı Suretinde Yaratılma: İslam Kelamına Dair Bir Araştırma, W. Montgomery WATT, Çev. Yrd.Doç. Dr. Hüseyin Kahraman, UÜİF Dergisi, Sayı: 21, 2006
4- Yaratılış Olayı, Prof.Dr. M.Sait Şimşek, Beyan yayınları, 1998
5- Kuran’ı Kerim’de Yaratma Kavramı, Veli Ulutürk, İnsan yayınları, 1995
6- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
7- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
8- Çeşitli yönleriyle Din, Prof.Dr. Günay Tümer
9- Hz. Muhammed Mekke’de, W. Montgomery Watt, AÜİF yayınları no:5, çeviri: Doç.Dr. M. Rami Ayas, Doç.Dr. Azmi Yüksel, 1986
10- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, MEB yayınları, 1/2/3/4. Cilt, 1992
11- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
12- Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, Kabalcı yayınevi, 1-2-3. Ciltler, Mircea Eliade, 2003
13- Tarih Sumer de Başlar, S.N. Kramer, Çeviri: Hamide Koyukan, Kabalcı yayınevi, 1999
14- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1995
15- İslami tarihçiliğin doğuşu/ İlk siyer-megazi eserleri ve müellifleri, Ankara okulu yayınları,Josef Horovitz (Çev: Ramazan Altınay-Ramazan Özmen) 2002
16- Büyük İslam Tarihi, İbn-i Kesir, Çağrı yayınları