cehennem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cehennem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2013 Perşembe

İslam’da Yaradılış

 
 
İslam öncesi Arap toplumunda yaradılış kavramı dinsel algı içerisinde çok büyük bir yer tutmamaktadır, klasik kabile din algılayışına uygun olarak gelişen inançta, kabile tanrısının seçilmiş İnsan'ları (yani ait olunan kabileyi) ve diğer geri kalan barbarları yaratması inancı bu bölgede de yaygın görülen bir itikatdır. Yaradalış daha çok Dehr inancı içerisinde var olan somut bir gerçek olarak algılanır. Henüz Muhammed'ten yaklaşık 50-60 yıl önce yeni yeni gelişmeye başlayan yaratıcı göksel bir tanrı algılayışı, tam olarak yerleşmemiş ve oluşturulmamış olsada, tanrı karşılığı kullanılan El-İlah kavramı, Mekke'de belli bir dar çevrede yaratıcı tanrı kavramına ve ismine dönüşmüştür. Özellikle Kureyş içerisinde tanrıların keyfi yaratma ve yok etme (Dehr) kavramı, yerini yavaş yavaş yaratıcı bir tanrı fikrine bırakmaya başlamıştır. Bu süreçte Allah henüz tek yaratıcı tanrı değildir bölgede elbette ama Muhammed'i etkileyen tek tanrı figürü olduğu kesindir. Mekke'de belli bir etkinliğe sahip olan Hıristiyanlık, bu arayışta olan kesimi muhakkak ki bir şekilde etkilemiştir. Bu ortam içerisinde Muhammed peygamberlik hayatına başlarken, başlangıçta ahlaklı ve yaratıcı bir tanrıdan bahseder. İslam'da yaradılış çok sonraları ve Mekke dışı kabilelerle görüşmeler esnasında şekillenmeye başlar. Klasik orta doğu Sümer kökenli ilk İnsan üzerinden anlatılan yaradılış, Kenan bölgesinde ortaya çıkan ve Anadolu kökenli yaradılış efsanelerinden etkilenen üstün kral/rahip bir savaşçı İnsan üzerinden anlatılan yaradılış ve Arap inançlarına dayanan bir yaradılış anlayışı, İslam'da var olan yaradılış efsanesi'ninde kökenlerini ve ana unsurlarını oluşturur, aynı zamanda İslam mitolojisindeki değişik ve bazen bir birine zıt söylemlerinde çıkış noktasıdır. Efsanedeki anlatım bozuklukları ve kavram karmaşaları ile çelişkiler, birden falza yaradılış efsanesinin muhtelif zamanlardaki yazımından kaynaklanmaktadır.
 
Yaradılış efsanesinde önemli yer tutan Levh-i mahfuz inancı İslam'a, kökeni Sümerli'lerin mitolojisinden çıkmış ve Ortadoğu'daki tüm inançlara işlemiş olan, tanrıların emirlerini bir levhaya yazarak gökyüzüne asmaları inancıyla (Babil mitolojisinde en açık anlatımına kavuşmuştur) şekillenmiş Yahudi ve İslam öncesi Arap politeist inancından girmiştir. Musa'nın gökyüzünde tanrısı ile görüştükten sonra, ondan aldığı 10 emrin yazılı olduğu levhaların da (benzer bir çok mitolojik anlatımda olduğu gibi) aynı mitolojik kökenden geldiği unutulmamalıdır. Keza aynı şekilde (modern iletişim araçları çıkmadan önce) yöneticilerin kanun ve emirlerinin bir tablete yazılarak meydanlara ve özellikle tapınakların duvarlarına asılmasıda ilahi saltanatın aynı mitolojik kökenden gelen bir çeşit Dünyevi yansımasıdır.
 
Levh-i mahfuz olarak adlandırılan, ilahi kanunların ve tarihin yazılı olduğu belirtilen levhanın en başında ''Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir, dini İslâm'dır. Muhammed onun kulu ve elçisidir. Allah'a iman edip, vaadini doğrulayan, peygamberlerine tabi olan kim­seyi Allah, Cennet'ine koyar'' yazması, Muhammed'e hiç bir üstün İnsanda (peygamberde) var olmayan bir üstünlük bahşeder, o adı tanrı ile anılan bir üstün (yarı tanrı) varlıktır. Yaradılış efsanesindeki Muhammed'in ilk yaradılması söylemini bu hadis ve beraberindeki "Allahu Teala, yasak ağaçtan yediğinden dolayı Âdemi Cennetten dünyaya indirdiği zaman, Adem (a.s) kusurunu anladı, affı için ağladı ve: "Ya Rabbi! Beni Habibin / sevgilin Muhammed hatırına affeyle." Diye yalvardı. Allahu Teala: "Ey Adem, sen benim habibim Muhammedi nereden tanıyorsun?" diye sordu. Hz. Adem: "Ya Rabbi! Sen beni Cennete yerleştirdiğin zaman Cennetin her yerinde, Arşın üzerinde "Lâ ilâhe illallah Muhammedun - rasulullah" yazısını gördüm. İsmi senin isminle birlikte zikredilen ve her yere nakşedilen bu zatın senin katında çok kıymetli ve sevgili birisi olduğunu anladım. O sevgili kulunun hatırına beni affetmeni istiyorum." dedi. Allahu Teala: "Ey Adem, doğru söyledin; o, bana halkının en sevimlisidir. O senin evlatlarından birisidir. Peygamberlerin sonuncusudur. Eğer onu yaratmasaydım seni de yaratmazdım. Seni onun hatırına affettim." buyurdu, şeklinde Muhammed'in söylemini aktaran hadis pekiştirir. (Gerçi bu söylemde herşeyi bilen tanrının Adem'in Muhammed'i tanımasını bilmemesi gibi tezatlar, bir çok hadiste de karşımıza çıkar.) Buna rağmen ilk yaratılan şeyin ne olduğuna dair İslam mitolojisinde derin bir anlaşmazlık da vardır, mitolojik kurgu ne olursa olsun Levh-i mahfuz içerisinde Muhammed'in adının tanrının adından sonra anılması ortak söylemdir, buda bizi yaradılışın en başında Muhammed'in teoride yada pratikte yaratılmış olduğu fikrine götürür.
 
Bu kutsal levhada tanrı daha yaratmaya başlamadan önce, yaradılışı yazmak için yaptığı hazırlığından, sonsuza kadar olacak olan tüm olaylara kadar yazıyor, yani ilk önce teorik olarak aklında kurguluyor daha sonra senaryoyu yazıyor, sonradan kader olarak adlandırılacak olan her şey içerisinde var. Kutsal levha kavramı bazı İslami tarikatlarda kutsal melek olarakda algılanmaktadır. Genelde Taberi ve çağdaşlarına dayanılarak Levh-i mahfuz'un değerli maden ve taşlardan oluştuğu betimlenir. Değişik ayetlerde Levh-i mahfuz içerisinde İnsana dair olan her şeyin yazılı olduğu, orada yazılı olmayan hiç bir şeyin İnsan tarafından yapılamıyacağı yada başına gelemiyeceği, rızkı, eceli, inancı vb. her şeyin orada yazılı olduğu ve bunun asla değiştirilemiyeceği, her şeyin eksiksiz bir şekilde kaleme alındığı yazar. Bu noktada yaradılış ve Levh-i mahfuz kavramları İslam'da kader inancınında temelini oluşturur. Özetle Levh-i mahfuz'da evrende olmuş ve olacak olan her şey yazıldır.
 
İslam'da yaradılış efsanesini anlayabilmek için İslam öncesi Arap inançlarını bilmekte fayda vardır, özelliklede Dehr inancını. İslam öncesi Arap din inancı içerisinde Dehr, neredeyse bölgedeki bütün politeist inanca sahip Araplarca benzer şekillerde benimsenmiştir. Bu inanca göre Dehr ''tayin edilmiş süre''dir, bu süre içerisinde zaman (yaşam) İnsan'ın doğumuna, rızkına, cinsiyetine, ölümüne, vb. bir çok unusura karar verir. Araplar, birçok hususun dehr (zaman) ve eyyâm (günler) diye adlandırılan kaçınılmaz bir kudret tarafından ezelde tayin edildiğini düşünmüşlerdir. Tekrar dirilme ve sonrasında sonsuz yaşam fikri yoktur. Dehr, salt zamanı ifade etmenin ötesinde (kaderci şekilde) İnsanın varlığını kontrol altında tutan ve daha önceden insanlar için takdir edilenden (yeri ve zamanı geldiğinde), onlardan kaçmasının imkan dışı olacak bir şekilde icraatta bulunan bir faktör olarak hem iyi hem de kötü talihin ''çoğu zaman kötü talihin'' yaratıcısı olarak somutlaştırılır. Araplar, özellikle insanın ölüm vakti ile rızkının daha önceden belirlendiğine inanmışlardır. Bütün bu durumun bir bilinmezlik olarak İnsan yaşamı boyunca devam etmesi ve tanrıların yaratımdan sonraki hayata müdahale etmemesi inancın ana fikridir. İslam öncesi Arap inancındaki kader kavramı ile İslam sonrası Arap inancındaki kader kavramı arasındaki temel fark, daha önceden belirlenmiş olan kaderin belirleyicisinin kim olduğu noktasında ortaya çıkmaktadır.
 
İslam yaradılış mitolojisine göre tanrı ilk olarak Muhammed’i (Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) düşüncesiyle yaratıyor, daha sonra onun varlığı hürmetine evreni ve diğer varlıkları yaratıyor. Adem’den önce, melekleri, cinleri, iblisleri ve evreni yaratıyor, yani yaratılan tüm canlı ve cansız varlıklar sırf Muhammed vücud ve mana bulsun diye yaratılıyor, tersinden okursak konuyu; tanrı yaradılış kurgusunda üstün bir varlık (Muhammed) yaratıp sonra onun çevresinde dönen bir evren mekanizması tasarlıyor. İslama göre uzun ve İnsanlık ile diğer mahlukatlar adına zahmetli bir süreç başlıyor böylece. Burada Muhammed, İncil'de ''Koloseliler 1:15-17'' ayetinde "İsa görünmez Tanrı'nın görüntüsü, bütün yaradılışın ilk doğanıdır. Gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, gerek tahtlar, gerek egemenlikler, gerek yönetimler ve gerekse yetkiler, bütün şeyler Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan kendisidir ve tüm varlıklar Onda uyum içindedir" söylemini alarak kendisi için "Resûlüm Muhammed! Biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik." (Enbiya suresi - 27. Ayet) söylemine çeviriyor, yaşayan tanrı kavramını kaldırarak kendisini yaratan tanrının ve doğal olarak yaratılan her şeyin en kıymetlisi olarak tanımlıyor.
 
Adem’in yaradılışı bu yüzden sadece İnsanlık adına değil tüm mahlükat adına önemli oluyor. Tanrı yaradılış esnasında sadece İnsanı kendi suretinde ve yeryüzündeki halifesi olarak yaratıyor, yani aslında zürriyetinden Muhammed’i ortaya çıkaracak olan İnsanlığı kendi suretinde yaratıyor. Muhammed tıpkı İsa’nın Hıristiyanlığın da İnsanlığı kurtarması kabilinden bir ilahi hediyeyle, İslamiyet doğrultusunda kendi varlığı hürmetine, İnsanlığın tanrı suretinde diğer canlılara göre ayrıcalıklı yaratılmasını sağlayarak, daha büyük bir ilahi hediyeyi İnsanlığa armağan ediyor aslında.
 
Kuran'da İslam düşüncesinin geliştirdiği, her şeye kudreti yeten tek tanrı inancına paralel olarak tanrının bir şeyi dilemesinin yaratmak için yeterli olması kavramı, sık sık eski söylencelerle çakışarak, tanrın yaradılışı günlere yayması ve bunu o dönemin primatif bilimsel algılayışına paralel yapması ile anlatılır. Özetle bu mitolojik söylemde tanrı, eski söylemlerde olduğu gibi her şeyi tek tek taratıyor ama artık onun gücü her şeyi bir anda yaratma gücünüde içeriyor. İslam'da bu genel algılayışa muhalif bir çok yaradılış anlatımı ve inancı varsada, İslam mitolojisi genel anlamda Muhammed'in etrafında şekillenen bir yaradılışı anlatılır. Buna mukabil özellikle Kuran içerisinde Muhammed merkezli genel söylemle çelişen, İnsan'ın sınanmak amacıyla yaratıldığını belirten Muhammed merkezli olmayan (ilk dönem) ayetlerde vardır.
 
Ademe dönecek olursak, tanrı Kuran'da Adem'i (doğal olarakta İnsanlığı) diğer mahlükatlara tanıtırken halife sıfatı ile tanıtıyor, yani kendi suretinden yarattığı İnsanı,  aynı zamanda kendisinin yer yüzünde ki halifesi olarak tüm mahlükata takdim ediyor. Efsanenin buradaki anlatımında bir kaç nokta karışıktır, ilk önce hitap ettiği mahlukat sadece tanrının bilmesi gereken geleceği bilerek anlaşılması zor bir tezat oluşturuyor, ardından Adem ilerideki söylemlerde cennette oturması için yaradılmışken, şeytan tarafından kandırılarak kovulan bir günahkar olmasını sağlayan söyleme tezat oluşturarak, en baştan zaten yeryüzünde yaşayacak bir canlı olarak betimleniyor. İnsanoğlunun kaderi zaten Muhammed yaradıldığında yani onun nuru için ol dediği anda gerçekleşmiş olduğu için, tanrı kendi adına diğer canlı ve cansız varlıklara hükümranlık yapması için Ademi (İnsanoğlunu) yarattığı anda ve sonrasında baştan kurguladığı bir senaryonun gerçekleştiğini biliyor. Tüm bu olanları ve olacakları tanrı daha sadece ortada Muhammed'in nuru, arş ve bir kaç küçük ayrıntıyı yarattıktan sonra yarattığı Levh-i mahfuz'a baştan sona yazıyor.
 
İnsan'ın yaratılma gayesi İslam mitolojisindeki bir başka söylemde ''Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti. (Hud Suresi - 118/119. Ayetler) şeklinde tanımlanır. Cehennemin dolması için ''Oysa yaptıklarınızı bilen, değerli yazıcılar sizi gözetlemektedir­ler.'' (lnfitar Suresi - 10/11/12. Ayetler) şeklinde betimlenen özel görevli Melekler ile İnsan her daim takip edilir. Bu söylemde Muhammed'in hatırına yaratılan İnsan'lığın içinden bir kısmının da aslında sırf cehennemlik olarak yartıldığını, bu yaradılış takdirininde tanrının keyfiyetinde olduğu anlatılarak, Müslüman'ların seçilmiş kişiler oldukları ve hallerine şükretmeleri istenir.
 
İslam mitolojisindeki İnsan'ın tanrı tarafından yaradılması, ''O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.'' (Rahmân Suresi - 6. Ayet), ''Andolsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan ya­rattık,'' (Hicr Suresi - 26. Ayet), ''Andile söylerim ki biz Adem'i çamurdan süzülmüş sudan yarattık'' (Mü'minûn Suresi - 12. Ayet), ''Ona (Adem'e) ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın.'' (Hicr Suresi - 29.Ayet) şeklinde betimlenir. Bu tanımlamalar Tevrat'ta geçen yaradılış efsanesinin İslam'daki yansımasıdır. Tevrat'ta yer alan yaradılış efsanesinin ilk hali Sümer mitolojisinde, ''Ninmah ve Nammu" adlı tanrılar derin suların üzerindeki "balçığı" kararak şekil bakımından tanrılara benzeyen, ancak onların ölümsüzlük yeteneklerine sahip olmayan İnsanı yaratır ve ona hayat (ruh) üfler.'' şeklinde betimlenir.
 
Özetle tanrı ortada canlı cansız hiçbir şey yokken Muhammedi yaratıyor, sonrasında onun için bilindik evreni ve tüm mahlükatları yaratıyor, Muhammed’in var olabilmesi için bir zürriyet kurguluyor ve onun için Adem’i (İnsanoğlunu) yaratıyor (şeytan onları cennetten kovdurana kadar, Adem ilk başta cinsellikten habersiz bir yaşam sürüyor, tanrı Muhammed'in doğması için gerekli olan cinsel bilinci ancak Dünya'da Ademe veriyor),  İnsanoğlunu yani Adem’i yeryüzünde halifesi olarak atıyor tanrı, bütün bu olanlar diğer mahlükatları kızdırıyor ve gücendiriyor. Bu süreçte zaten Muhammed olmasa evrende olmayacağı için, aslında sadece Muhammed var olsun ve (tanrının en sevdiği sistem olan) İslamı yaysın diye bir İnsanlık silsilesi ve tufan da dahil bir çok felaketi içeren İnsanlığı deneme sürecinide, tanrı mecburiyetten yaratmakla kalmıyor, kendi keyfiyetine görede kurguluyor bu tarihi. Adem gereksiz yere ilk önce cennette bir sınavdan geçiyor, ardından Muhammed'e kadar olan 4469 yıl boyunca gelen İnsan'lar gereksiz yere sınavdan geçmekle kalmayıp, tanrı tarafından cehennemlik oldukları bilinmesine rağmen tufan dahil bir çok felaketle daha yaşarken cezalandırılıyor, üstelik hiç bir suçu olmayan diğer canlılar bu cezalandırmadan tufan gibi felaketlerle nasibini alıyor.
 
Teolojik felesefeye göre tanrı ancak yaratırsa, "Ben gizli bir hazine idim. Beni tanımaları için mahlukatı yarattım" hadisinde betimlendiği gibi tanrı sıfatına kavuşabileceği, her hangi bir şey yaratmadan önce tanrı olamıyacağı için yaratıyor. Mitolojide ki anlatım aslında Sümer kökenli yaradılış efsanesine benzer bir şekilde tanımlanıyor. Her şey ol demesi ile olacakken burada eski yaradılış efsanelerinden yapılan alıntılar neticesinde, özellikle Yahudi yaradılış efsanelerinde (Sümer kökenide buradan gelmektedir) aktarılan söylenceler, Arap din inancına adapte edilerek mitolojideki klasik söylemle günlere ve hatta sonraki (Yahudi mitolojisinden alınma) söylemlerle saatlere bölünerek detaylı bir tarif yapılıyor. (Yaratıdılışın kabaca bir geriye dönük tarihini, İbn Sa’d (ö. 230/844) “Hz. Âdem ile Hz. İbrahim arasında 2 bin yıl, Hz. ibrahim’le Hz. Muhammed arasında da 2469 yıl vardır.”  diye açıklar, bu tarih ile ilgili farklı isimlerce değişik rakamlar olsada genel inanış evrenin toplam olarak yaklaşık 7500 yıl yaşayacağı yönündedir.) İslam'da tanrı'nın ol demesi neticesinde yaradılış gerçekleşirken, ol emrini vermeden önce tanrının yaratacağı şeyi tasarlamış olması gerekliliği sonucu ortaya çıkar. Bu gereklilik İslam'da kader inancınıda şekillendirerek, İnsan'ın yaratılmadan önce cinsiyeti, huyu, rızkı, inancı, eceli vb. nicelik ve niteliklerinin değiştirilemez şekilde önceden tanrı tarafından belirlenmesi inancınıda doğurur.
 
 
Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Büyük İslam Tarihi, İbn Kesir, Çev. Mehmet Keskin, Çağrı Yayınları, Cilt: 1, 1994
4- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1. Cilt, 1995
5- Siyer, Muhammed İbn İshak, Yay.Hazırlayan: Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çev.: Sezai Özel, Akabe Yayınları, 1988
6- Hz. Muhammed’in Hayatı, İbn Hişam, Çev.: Prof.Dr. İzzet Hasan – Prof.Dr. Neşet Çağatay, AÜİF Yayınları, 1971
7- İslam Tarihi, Hamdi Savaş, Erciyes Ü. Yayınları, 1995
8- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
9- Dinler Tarihi, Prof.Dr. Güney Tümer/Prof.Dr. Abdurrahman Küçük, Ocak Yayınları, 2002
10- Peygamberler ve Halifeler Tarihi, Ahmed Cevdet Paşa, Çile yayınları, 1-2. Cilt
11- Peygamberler Tarihi, Prof.Dr. İsmail Yiğit, Kayıhan Yayınları, 2012
12- İslami Kaynaklara Göre Peygamberler, Doç.Dr. Abdullah Aydemir, Dıyanet Vakfı Yayınları, 1996
13- Peygamberler Tarihi, M. Asım Köksal, Dıyanet Vakfı Yayınları, 2004
14- Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Ekrem Sarıkçıoğlu, Fakülte Yayınları, 2002
15- Hz. Muhammed’in Hayatı, Martin Lings, Çev. Nazife Şişman, İnsan Yayınları, 2006
16- Tarihü'l İslam, İmam Zehebi, Çev. Muazaffer Can, Cantaş Yayıncılık, 1996
17- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1-2. Cilt, 1978
18- Kuran Bağlamında İlk İnsan ve Nübüvvet - Fıtrat İlişkisi, Doç.Dr. Bahattin Dartma, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt:6, Sayı:1, 2006
19- Kuranda Allah ve İnsan, Dr. Toshihiko Izutsu, Çev. Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF Yayınları, 1975
20- Kuranda Dini ve Ahlaki Kavramlar, Dr. Toshihiko Izutsu, Çev. Selahattin Ayaz, Pınar yayınları, 1991
21- Yaratılış Olayı, Prof.Dr. M.Sait Şimşek, Beyan Yayınları, 1998
22- Kur’anı Kerim’de Yaratma Kavramı, Veli Ulutürk, İnsan Yayınları, 1995
23- Yaratılış Felsefesi ve Aykırılık, Nesim İlhan, Düşünce Dünyası Kitapları, 2009
24- Kuran'da ve İslam Öncesi Arap Düşüncesinde ‘’Dehr’’ Kavramı, Dr. Mustafa Öztürk, OMÜİF Dergisi, Sayı:16, 2003
25- Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi, Prof.Dr. Philip K.Hitti, Çev. Prof.Dr. Salih Tuğ, Boğaziçi Yayınları, Cilt:1, 1980
26- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, Çev: Zakir Kadiri Ugan - Ahmet Temir, Meb Yayınları, Cilt:1-2-3-4, 1991
27- Tarihu’l İslam, İmam Zehebi, Çev. Muzaffer Can, Cantaş Yayınları, Cilt:5-6, 1994
28- Uydurma Olduğunda İttifak Edilen Hadisler, Aliyyül Kari, Çev. İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
29- İslam Öncesi Arap Toplumunun Tanrı Tasavvuru ve Bu Tasavvurun İslam’ın Tanrı Tasavvuruna Etkisi Sorunu, Dr. Resul Öztürk, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 2, 2008
30- Peygamber Külliyatı, Muhammed Bin Salih Ed-Dimaşki, Çev. Hüseyin Kaya – H.İbrahim Kaçar, Ocak Yayınları, 2004
31- Sümerlilerin Dini İnanç ve Adetleri, Özden Gül Ökter, GÜSBF Yüksek Lisans Tezi, 2006
32- Putlar Kitabı (Kitap el-Asnam), İbn el-Kalbi, Roza Klinke-Rozenberger, Almanca-Arapça Çeviri Beyza Düşüngen, AÜİF Yayınları, 1968
33- Kuran’da Tanrılar, Guy Monnot, Çev.Yard.Doç.Dr. Ramazan Adıbelli, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt:11, Sayı:1, 2011
34- Tarih Sumer'de Başlar, S.N. Kramer, Çev. Hamide Koyukan, Kabalcı Yayınevi, 1999
35- İslam Medeniyetinde Putperestlik Döneminden Kalma İtikatlar, Edward Westermorck, Çev. Ş.Nazmi Coşkunlar, Marifet basımevi, 1938
36- İslam’dan Önce Arap Yarımadasında Putperestlik ve Yayılışı, Hüseyin Atay, AÜİF Dergisi, Cilt:6, Sayı:1, 1957
37- Tanrı Suretinde Yaratılma: İslam Kelamına Dair Bir Araştırma, W. Montgomery Watt, Çev. Yrd.Doç. Dr. Hüseyin Kahraman, UÜİF Dergisi, Sayı: 21, 2006
38- Allah'ın Halifesi İnsan, Doç.Dr. Hüseyin Atay, AÜİF Dergisi, Cilt:18, Sayı:1, 1970
39- İslam'dan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Dr. Neşet Çağatay, AÜİF Yayınları, 1957
40- Kuran ve Üst Tanrı İnancı, Prof. W. Montgomery Watt, Çev. Dr. Arif Gezer - Dr. Ömer Pakiş, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, Sayı:3, 2010

30 Ocak 2013 Çarşamba

Allah Tuzak Kuranların En Hayırlısıdır



Kuran’da hile, düzen, tuzak anlamına gelen Hud’a sözcüğünün türevi ile bir yerde, aynı anlama gelen Mekr sözcüğü ve türevleri ile altı yerde İslam tanrısının hile yapıp tuzak kurduğu, düzen/oyun kurup bekleyerek öç aldığı yazar. * İnsan’ın gene İnsana karşı tuzak kurması ve öç alması doğaldır, fakat tanrısal ilahi bir varlığın aciz olarak yarattığı bir varlığa karşı tuzak kurması ve ondan öç alması felsefi ve etik olarak doğal değildir. İçerisinde bir çok anlatım bozukluğu ve çelişki barındıran bu mitolojik söylemi İslam din adamları tanrının kısas hakkını kullanması olarak yorumlamaktadır.

İslami düşünceye göre İslam tanrısının emri olmadan hiçbir şey olmaz, bunu ‘’ De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” (Tevbe-51) ayeti gayet güzel özetler. Öte yandan İslam’da kader olarak teorize edilen, İnsan’ın yaşamındaki her şeyin önceden yazılmış olması kavramı ‘’ Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın.’’ (Hadid-22) ayetinde özetlenir kısaca. Doğal olarak İslami düşünceye göre ‘’ Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.’’ (Ahzab-38) ayetinde belirtildiği gibi herkes kaderindekileri yaşar. Bu nedenle Muhammed bu felsefeyi ‘’ İyi iş yapmağa çalışınız. Çünkü herkese yapması takdir edilmiş olan iş kolaylaştırılmış oluyor. ‘’Cennetlik olanlara, cennete gideceklerin yapması gereken işleri yapmak kolaylaştırıldığı gibi Cehenneme gidecek olanlara da cehennemliklerin yapacağı işler kolaylaştırılır,’’ (Leyl-5/7) diye açıklar kendine tabii olanlara.

Bütün bu somut fikirler ışığında İslami mitolojiye göre, İslam tanrısı kendi yarattığı ve kaderini belirlediği bir varlığa ilk önce tuzak kurma görevini veriyor, sonrada kendisi ona karşı bir düzen/oyun kurarak onu tuzağa düşürüyor ve öç alıyor, üstelik kendisinin tuzak kurmasını emrettiği varlığı tuzak kurduğu içinde cezalandırıyor. Bu yazdığı senaryoyu uygularkende İslam tanrısı hile yaparak ‘’ Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.’’ (Yasin-9) ayetinde belirtildiği gibi onun tuzak kurmanın yanlış olduğu fikrine ulaşmasınıda önlediğini belirtiyor.

* Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. (Ali İmran-54
Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır. (Enfal-30)
Muhakkak ki münafıklar, Allah'a hile yaparlar. Oysa O (Allah), onlara hile yapandır. (Nisa-147
Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz. (Araf-99)
Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu. (Neml-50)
Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar. (Yunus-21)
Sakın, Allâh'ı, elçilerine verdiği sözden cayar, sanma! Çünkü Allâh dâimâ üstündür, öç alandır! (İbrahim-47)

Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Müsned, Ebu Hanife, Çev. Duran Kömürcü, Emin Yayınları, 1978

17 Ocak 2012 Salı

Şehid'lik ve Şehid Kavramı

Şehit ve şehitlik kavramı çok yanlış anlaşılmakta ve kullanılmaktadır toplumda. Arapça kökenli bir kelime olan şehid, "şehi-de" fiilinden türemiş olan bir isimdir ve mastarı şehâdettir.  Şehidin çoğulu, "şuhedâ" ve "eşhâd" olarak kullanılır. Kelime anlamı: ‘’tanrı rızası için, o'nun yolunda canını fedâ eden müslüman kişi’’ demektir. Şehit denilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun tanrı huzurunda yaşıyor bulunması veya ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması, yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da (Cennet'te) bulunması veya tanrı tarafından çeşitli mükâfatlarla ödüllendirilmiş olmasıdır. Kuran’da  35 defa şehit kelimesi, 20 defa çoğul hali olan şuheda kelimesi geçer. Aynı kökten gelen diğer halleri ile birlikte kelime Kuran’da daha çok şahitlik anlamında kullanılmıştır. İslam tanrısının isimlerinden birisidir aynı zamanda ve bu şekilde geçen bazı ayetler vardır. Şehitlik kavramı Kuran’da daha çok "ka-te-le" fiilinin mechûlü ile, tanrı yolunda öldürülme anlamında kullanılmaktadır. Konu İslamiyet açısından çok açık ve nettir, ‘’tanrı yolunda-tanrı için bir fiili geçekleştirirken-tanrı için göç/hicret ederken-tanrı adına zülüm görenler-tanrı adına savaşıp ölmek’’ kavramlarını Ali-İmran suresinin 195. ayetinde tanımlar ve sadece bu fiilleri gerçekleştirirken ölenlerin şehid olacakları belirtilir. Ana kural değişmez ve sabittir, sadece tanrı adına yapılan fiiller neticesinde ölenler içindir şehit tanımlaması.  Kuran’dan bazı ayet ve ayrıca hadislerle konuyu açalım;


“Şayet siz yara aldıysanız, karşınızdaki düşman topluluğu da benzeri bir yara aldı. İşte biz, Allah’ın gerçek müminleri meydana çıkarması, sizden şehitler edinmesi müminleri tertemiz yapıp kâfirleri imha etmesi için, zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz. Allah zalimleri sevmez” (Ali-i İmran suresi, 140 ve 141. ayetler)

"Eger Allah yolunda öldürülürseniz veya ölürseniz, Allah'ın size lütfedeceği magfiret ve rahmet onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki Allah'ın huzurunda toplanacaksınız." (Ali Imran suresi, 157 ve 158 ayetler)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Ali-i İmran suresi, 169 ve 170 ayetler)

"... Şüphesiz hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, çarpışanların ve öldürülenlerin kötülüklerini örtecek ve kendilerini altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu Allah katından bir karşılıktır. Karşılığın en güzel olanı Allah katındadır." (Ali Imran suresi, 195. ayet)

"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz." (Bakara suresi, 154. ayet)

"O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karsılıgında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Kim Allah yolunda çarpışır sonra öldürülür veya üstün gelirse ona büyük bir ecir verecegiz." (Nisa suresi, 74. ayet)

"Allah, Allah yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen mü'minlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıstır. Bu O'nun üzerine, Tevrat, İncil ve Kuran'da vaadedilmiş olan bir haktır. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur." (Tevbe suresi, 111. ayet)

"Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; Allah onları muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Hacc suresi, 58. ayet)

‘’Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.’’ (Muhammed suresi, 4. ayet)

‘’Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki kıyâmet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır’’. (Hadis)
‘’Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.” (Hadis)

‘‘Kim Allah`ın adı daha yüce olsun diye çarpışırsa; o kimse Allah yolundadır...." (Hadis)

"Allah,bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi yatağında ölse bile,şehitler derecesine ulaştırır." (Hadis)

"Şehid’lerin ruhları yeşil kuşların karnındadır  Onların arşa asılı kandilleri vardır  Diledikleri gibi cennette serbestçe dolaşır, sonra o kandillere geri dönerler." (Hadis)


Sünni İslamiyet’te şehid’lik 3 bölümde değerlendirilir ve sınıflandırılır.

‘’1-Dünya ve âhiretin şehîdi: Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen veya asiler, yol kesen soyguncular tarafından öldürülen yahut evine giren hırsızların ağır bir cisim veya kesici bir alet kullanarak öldürdükleri kimsedir. Savaş alanında yaralı bulunan, yaralarından, göz veya kulağından kanlar akan ve bu durumda vefât eden kişi de, bu kısım şehîdlerdendir  Mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, bu şehîdlerden sayılır. Müslüman, âkil, baliğ olduğu halde, hayız, nifas ve cünüplükten temiz olarak şehîd olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler. Ancak onların üzerindeki kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri fazlalıklar çıkarılır. Yıkanmadan gömülmeleri, Muhammed'in ‘’onları kanlarıyla gömün" şeklinde ki hadisine dayanmaktadır. Bu kısım şehîdlerin her birine, "hükmî şehîd" denir. Bu kısma giren şehîdler, elbiseleriyle gömülünce, elbiseleri onlar için kefen sayılır. Vücutlarının her tarafı elbiseleriyle örtülür. Elbiseleri vücutlarını örtmek için yetmezse, başka bir şeyle örtülmeleri temin edilir.

2-Âhiretin şehîdi: Bir kısım şehîdler de, yalnız âhiret hükmü bakımından şehîd sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen ve varislerine diyet verilmesi gereken kimse ile savaş veya asilerle çatışma sırasında yaralanıp da, çatışma bittikten sonra bir tarafa çekilerek yiyip içtikten, konuştuktan veya uyuduktan yahut ilaç kullandıktan yahut da aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefât eden müslüman gibi. Âkil ve baliğ olmayan yahut hayızlı, nifaslı veya cünüp iken şehîd olanlar da, bu kapsama girmektedirler. Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler.

Bir de, yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, vebâ gibi salgın hastalıklardan vefât eden, veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim yolunda ya da cuma gecesinde vefât eden müslümanlar da bu hükümdedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir. Muhammed'in bu kısma giren, savaş dışındaki şehîdler hakkında söylemiş olduğu hadisler vardır (Bakınız, Buhârî, Ezan, 32, Cihâd, 30; Müslim, İmâre, 164; Tirmizî, Cenâiz, 65, Fedâilu'l-Cihâd, 14; Ahmed b  Hanbel, I, 22, 23, II, 323, 325)

3-Dünya şehîdi: Tanrı inancı taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyâkâr ve gösteriş ehli münafıklar, müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehîd muamelesine tabi tutulurlar  Bunlar da "hükmî şehîd" sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenâze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. Âhirette kendilerine herhangi bir mükâfat yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. (Hadisler ve tefsirler)

İslami söylemde şehid'lik adına cennet’te sadece tanrı için / tanrının dini adına savaşırken ölenler için özel yer ve sütatü vardır, diğer şehid isimlendirmeleri sadece cennete gitmek için bir kazanımdır. Bütün bu ayetlerde ve hadislerde tanımlanan şehid bildiğimiz gibi İslam adına / İslam devleti yani Allah şeriatı adına savaşırken ölen ve çok büyük ödüller neticesinde cennette peygamber ile birlikte olacaklar arasında yer alan kişilerdir, "Allah'tan istediğiniz zaman Firdevs'i isteyin. Çünkü Firdevs, cennetin ortası ve cennetin en yükseğidir. Firdevs'ten cennet nehirleri doğar." hadisinde de belirtildiği gibi firdevs’te Muhammed ile birlikte yer alacak olanlar sadece İslam tanrısı ve onun şeriatı adına savaşırken ölenlerdir. Günümüzde kullanılan ve algılanılan manası ile şehid olarak tanımlananlar ise gene İslam’a göre normal prosedüre tabi olacaklardır, onlar bu eylemi tanrı adına /t anrının dinini yaymak adına yapmadıkları için fırdevs’te yer alamıyacaklardır. Bir diğer deyişle, tanrı huzuruna çıkacak ve asla ölmeyen kişiler olarak tanımlananlar (sonsuz yaşama kavuşacak yani yarı tanrı olacaklar) sadece tanrı adına / onun dini için savaşırken ölenlerdir. İslam tanrısı sadece kendisi için yapılan fiil sırasında ölenleri ödüllendirir, diğerleri sıradan prosedüre tabidir ve hatta cehennemde sonsuz bir işkence ile karşı karşıyadırlar.

Gelelim bir diğer yanlış kullanıma yada şehid sıfatının ideolojik literatüre girmesine. Bilindiği gibi en soldan en sağa kadar bütün siyasi kurumlarda ortak söylem ölenin şehid olduğu yönündedir. İlk önce yukarıda şehid kavramını açıkça belirtiğimizi unutmadan, bütün bu tanımların ideolojik bir propaganda aracı olduğunu ve güncel yaşamdaki boşlukları doldurmak için söylenmiş ajitasyon sloganların ötesinde, çıkış noktasının tıpkı 1400 yıl önce olduğu gibi, ölenin boş yere ölmediği düşüncesinin yerleştirilmesi ve davanın yüceltilmesi adına kurgulanmasıdır. Tıpkı Tevbe suresi, 111. Ayeti’nde açıklandığı gibi somut yani kazanılacak maddi bir beklenti karşılığı bir maddi bedel ödenmesi ve bunun karşılığında ölenler ve ardıllarının maddi bir kazanç kazanmalarının tanrı tarafından garanti altına alınması gibi, siyasi dava’da benzer bir refleks ile maddi bir karşılık olarak, İslam şeriatındaki şehid kavramını kendi retotiğine adapte eder.

Bütün bu kaygıların ardında ise Muhammed suresi, 4. Ayet’te kurgulanan bir gerçekliğin davaya adapte edilmesi yani ideolojik bir kurgu kaygısından doğan bir pratik çözüm yatar. Kaçınılmaz olan kavga ve sonucunda ortaya çıkan ölüm için ‘’ Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir’’ diye açıklık getiren İslami söylemin paralelinde siyasi söylemde kader kavramını belirsiz olarak kullanır. Siyasi söylemlerin savladığı şehidlik kavramının bir başka Dünya yada gerçeklik üzerinde etkisi olmadığı gibi, İslami öğretide belirtilen şehid kavramı ilede ilgisi yoktur.


Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1995
4- Birüni’ye göre Dinler ve İslam dini, Diyanet yayınları, Dr. Günay Dümer 1975
5- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
6- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
7- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1 – 2 – 3 – 4 - 5. Cilt, 1978
8- İslam Hukuku ve Önceki Şeriatlar, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2003

26 Ekim 2011 Çarşamba

İslam Mitolojisinde Irkçılık ve Tanrı’nın Yaradılış Açmazları

İslam mitolojisinde tanrı ilk önce Muhammed’i yaratıyor, daha sonra ona uygun bir toplum yaratma kararı alıyor. Bu arada cennet ve cehennem olarak iki ayrı mekan yaratıp ödül ve ceza verecek bir sistemide yaratıyor. İslam mitolojisindeki yaradılış efsanesinde her şeyin Muhammed hatırına yaratıldığını ve tüm evren tarihinin Muhammed’in varolması ve kendi toplumu ile birlikte tanrı’nın yanında ölümsüzlüğe kavuşarak, sonsuza kadar yarı tanrı şeklinde yaşaması için bizzat tanrı tarafından kurgulandığını belirtir. Bu söylemde İnsan’lığın atası sayılan ve yaratılan ilk İnsan olarak kabul gören Adem’e bile tanrı ‘’eğer Muhammed’i yaratmamış olsaydım vallahi seni yaratmazdım’’ diye seslenir bir hadisten aktarımla.

Görüldüğü gibi burada tanrı kendi suretinden yarattığı bir şeye hayran kalarak sadece ona olan sevgisini göstermek amacıyla bir evren ve içindeki faunayı yaratıyor. Yazılı tarihte en erken Sümerler’deki yaradılış söylemi ile köken olarak irtibatlandırılan ve çok büyük benzerlik taşıyan bu İslami yaradılış mitosunda kurgu diğer bir çok İslam efsane ve mitosu ile çelişmektedir. Sırasıyla yaradılış aşamasını ve İslam tanrısının yaradılış kurgusunu maddeler halinde özetleyecek olursak, bu kurgu içerisindeki tutarsızlıkları ve ırkçı söylemleride daha iyi tanımlamış oluruz. İslam mitolojisine göre tanımlanan bu kurguyu yaradılış efsanesine göre tanrı ol demekle gerçekleştirmiştir, o ol dediği anda geçmiş ve gelecekte olan her şey bir anda olmuştur ve bunlarıda değişmez bir kaide olarak gökyüzüne astığı bir levhaya yazmıştır. Ol dediği anda İslam mitosuna göre kader olarak adlandırılan ve tanrının en baştan her şeyi ve herkesi yaşayacağı bir hayat üzerinede kurgular, burada kişi yada toplumlar sadece Muhammed ve onu lider olarak görecek topluma hazırlık, ibret vb. bir çok nedenle yaradılır.

1- Tanrı bir canlı yaratma kararı alır ve Muhammed’in ruhunu yaratır. Yarattığı bu canlıyı çok sever ve onuda sevindirmek ister, bu nedenle onu öncelliyecek bir toplum ve evren yatarma kararı alır. Tüm yaradılış senaryosunda Muhammed’ten sonra kalem, akıl vb. bir çok değişik obje ve soyut olmasına rağmen somut sıfatlar yada isimler olarak belirtilen yaratım süreci yaşanır.

2- Tanrı yarattığı Muhammed için bir ata ve soy tasarlar zira kurguladığı İnsan toplumuna soy ve ata olacak ve Muhammed’e kadar onun toplumuna ibret olması için ve onların üreyerek yarattığı ruhlara sahip bedenlerde doğabilmeleri için yaşacakları bir evren ve tarihsel süreç yaratır. Muhammed ve onun toplumunun yaradılış kökeninde tanrının kendisine tapınacak en iyi İnsanları yaratma düşüncesi ortaya konurken, Cennet yaşamında tapınma ortadan kalakacaktır.

3- İnsan soyu için tek bir ırktan seçtiği ve sadece ortadoğuda yaşayan ve yaşatılan bir inanç ve tapınma ritüeline inanan, gene aynı ırktan seçtiği kendisinin temsilciliğini yapan kişiler aracılığıyla sadece Arap yarım adasında yaşayan bu ırk aracılığıyla sevdiği canlı olan Muhammed için soy ve ata yapar, onlara kendisine tapınma yöntemlerini ve Dünya üzerinde uygulayacakları kanunları verir. Burada ortaya konulan bu din ve sınavdan evrendeki bütün canlılar haberdar olmak ve tanrının ceza veya ödül sisteminden faydalanmak zorundadır, tanrının Mısır’da köle olarak yaşayan bir aşiretin liderini yetkilendirerek belirttiği kanunlarından aynı zamanda mesela Amazon ormanlarındaki bir başka aşirette uygulamakla sorumludur, doğal olarak haberi olmadığı için uygulayamadığı bu kanunlar neticesinde cezalandırılır bu tanrı tarafından bu mitolojik söyleme göre.

Bu arada Muhammed’e soy olacak İsrailoğulları denilen kabile aracılığıyla tanrı bütün İnsanlara kanunlarını açıklamadan önce onları Bakara suresi 122. Ayette açıkladığı gibi ‘’ Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi diğer kavimlere üstün tuttuğumu hatırlayın.’’ Şeklinde tanımlanacak olan bir ırkçı yaklaşımla tanımlar. Diğer İnsan’lar bir sınava tabi olmayacakları yaşam sonucunda ceza alacakları bir sonsuz yaşamla kurgulanırken bunların yaradılma sebepleri ve neden var oldukları ancak İsrailoğulları’nın üstün ve ayrıcalıklı ırk olduklarını anlamaları için figüran olarak yaradılmaları ile acıklanmaktadır. Burada bir başka figüran olarak karşımıza İsrailoğulları çıkar, onların var olma sebepleride Muhammed’in bedenini doğuracak bir soyun parçası olmaları, Müslüman toplum için ibret verici bir yaşam sürme kaderine sahip olmaları ve tanrı için gerekli olan ceza kurumuna İnsan sağlamalarıdır. Muhammed’in ortaya çıkması ile birlikte o dönemde daha açık söylenen günümüzde sadece Arap’lar tarafından tanımlanan bir Arap ırkının öne çıkarılması ve İsrailoğulları’nın yerine seçilmiş ırk olarak tanımlanması kurgusu yer alırken zamanla İslami sistemin değişik coğrafyalardaki hükümranlığı neticesinde ırkçılığın Muhammed’in peygamber olması ile tanrı tarafından sonlandırıldığı söylemine bırakmıştır.

Muhammed’in tanımlamasına göre tanrı İsrailoğulları’nı peygamberler aracılığıyla yönetmiş ve kanunlarını uygulatmıştır. Burada antikçağ ve ilk çağ’da rahip kral olarak adlandırdığımız ve yazılı tarih ile arkeolojik buluntularla tanımladığımız bir tarihsel süreci anlatan Muhammed kendi kurguladığı ve kendisine ata olarak seçtiği kavmin İslam mitolojisindeki yerini ve tarihinide özetler. Bölgedeki tek gelişmiş toplum olan İsrailoğulları’na dayalı bir soy oluşturma çabalarından ayrı olarak onları her yönden üstün gören ve kabullenen bir uygulamanın yansımalarıdır aynı zamanda bu mitolojik söylem. Muhammed’te bir rahip kral olarak Medinede yaşam sürmüştür, bu yaşamı boyunca ilk önce müttefik olma ihtiyacı duyduğu İsrailoğulları’na uygun söylemler dile getirirken ve onları sadece siyasi ve ekonomik müttefik olarak değil aynı zamanda dini bir müttefik olarak kazanma umutları taşırken İslam daha çok Yahudi dinsel ritüel ve kanunları etrafında şekillenmiş, bir ittifak kurulamayacağı anlaşıldığında ve Müslümanlar askeri olarak güçlendiklerinde İsrailoğulları’da sonsuza kadar İslam mitolojisinde lanetlenmiştir.

4- Sonsuz bir evren yaratırken içine sadece İnsanı koyması bir çelişkidir, diğer yarattığı her şeyi İnsan için ibret amacıyla yarattığı varsayımından hareket ettiğimizde bu sefer zaten kurguladığı bir mizansen sonucunda seçtiği kişiler Cennet ile ödüllendirileceği için bu ibrette geçici bir yanılsama yada algılama olarak var olacaktır. Keza bu evren içerisindeki her şey ve her canlı Müslüman toplum için ibret olacak şekilde yaratıldığı gibi aynı zamanda bir varlık olarak tanımlanan Cehennem içinde işkence görecek İnsan ce Cinler yaratmak için tanrı yemin ettiği içindirki büyük bir çoğunluk aslında ceza görmesi amacıyla tanrı tarafından yaratılır.

5- Yaradılış mitosunda geçici evren süreci yaklaşık 7500 yıl olarak tanımlanır, bu zamanın yaklaşık 2500 yılı Müslüman toplumun yer yüzünde yaşadığı süredir. İlk 5000 yıl Cehennemi dolduracak toplumların hüküm sürdüğü ki buna İsrailoğulları gibi seçilmiş bir ırk olarak hüküm sürmüş kavimlerde dahil olmak üzere bir süreç yaşanır. Dünya zamanına göre 7500 yıllık bir süreç sadece Muhammed’in tanrının yanında sonsuz ve ölümsüz bir yaşam sürmesi için kurgulanır. Tanrı Muhammed ve seçkin İnsan toplumunu doğrudan yanında yarı tanrı olarak yaşatmak yerine 7500 yıllık bir kurgusal süreç geçmesini ister.

6- Yaradılış esnasında İslam tanrısı kurguyu yaparken kendisinin en beğendiği kanunlar toplamı olarak İslam adlı bir sistemi kurgular ve o sistemi mütemadiyen seçtiği üstün Irk olan İsrailoğullarına açıklar, ama amaç burada İsrailoğulları’nın ölümsüzlüğü elde etmesi olmayıp bizzat Muhammed ve onun kendisini yalnız hissetmemesi ve onurlandırılması için yaratığı Müslüman toplum olduğu içindir ki diğer toplumları yani İsrailoğulları’nın diğer kabilelerini daha ilkel yaratır ve onlara İslam adlı sistemin en basit kurallarını öğretir. Bunları yaparken onları aynı zamanda bu kurallara uymamak üzere yarattığı içinde cezalandırır, amaç Muhammed ve Müslüman topluma özel bir sistem olduğu için önceki diğer toplumların kurallara riayet etmesi beklenemez. Bu süreç Maide suresi 70. Ayette ‘’ Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.’’ Şeklinde özetlenir.

Burada mitolojik kurgu yapılırken göz ardı edilen ve düşülen çelişki ise Muhammed ve onun açıklayıp hüküm süreceği gerçek dinin oluşabilmesi için zaten ondan önce ki bütün peygamberlerin başarısız olması gerekliliğidir. Bu arada İsrailoğulları da kurallara ve diğer bütün etmenlere uymamak ve tanrının kanunlarından vazgeçmek zorundadırlar, aksi takdirde ortaya çıkacak sonuçta ne Muhammed’e nede onun üzerinden yasallaştırılan bir sisteme ihtiyaç duyulacaktır. İslam mitolojisine göre Muhammed ondan önceki toplumların tanrının kanunundan çıkması sonucunda değil, bizzat kendisine özel bir din yaratılması neticesinde süreceği hükümranlık için peygamber ilan ediliyor. Tanrı yaradılışı kurgularken bunlarıda senaryoya dahil etmiş ve uzun bir süre İsrailoğulları’na zaten uymayacakları kurallar dayatmış ve onların uymamasını sağlayarak onları cezalandırmış ve cezalandıracaktırda ilerde. Bu kurgusunu tanrı İsra suresi 4. Ayette ‘’ Biz, Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.’’  Şeklinde açıklar. Bu söyleme göre tanrı 5000 yıl bozgunculuk yapmaları için İsrailoğulları ırkını görevlendirir.

Sonuç olarak özetle tanımlanan bu efsaneye göre her şey tanrının yaradılışı kurgulaması ve ol dedikten olmasıdır. Yarattığı her şeyi ve yaşamsal sürecini kurgular, onların şekil ve diğer özelliklerinide kurgular İslam tanrısı. Ol dediği anda olan şeyi önceden kurgulamıştır tanrı zaten, bu kurgunun içeriğini zaman, yaşanmışlık, sonuçta ödül yada ceza alma, kader vb. bir çok etkenide kurgunun bir parçası olarak yaratmıştır. Şanslı olan Müslüman toplumdur, tanrıyı tanıyıp tapınmasını sürdürecek olan ve içlerinden seçilen bazı şanssızların bir süreliğine çekeceği ceza dışında kesin olarak Cennette sonsuzluğa kadar sürecek bir ölümsüz yaşam sürme ayrılıcağınıda ol dediği anda yaratmış olur tanrı.

Görüldüğü gibi İslam mitolojisinde uzun bir konu olan yaradılış efsanesinin sadece İsrailoğulları üzerinden tanımlanan ırkçı söylemini ve onun üzerinden oluşturulan çelişkiler yumağını özetle tanımlayacak olursak, burada bu efsanenin arkasındaki bir takım pagan inançların devamını ve söyleminide görmemezlik edemeyiz. İsrailoğulları’nın Babil esareti ile birlikte öğrendikleri pagan inançlar ve onların üzerine teorize ettikleri tek tenrılı din sisteminden İslam mitolojisinede bir çok şey geçmiştir. Yahudi’lik olarak adlandırılan dinsel inancın içerisinde barınan pagan efsaneler ve yaradılış söylemleri eski tanrıların yerini tek tanrı söyleminin alması ile tanımlanırken, bu söylemlerdeki bir çok şey aynen yada yarı tanrıların melek olarak tanımlanması gibi değiştirilerek alınmıştır.

Ali İmran suresi 49. Ayette ‘’ Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur’’ şeklinde İsrailoğulları üzerinden Müslüman topluma seslenen tanrı, aslında Sümer yaradılış efsanesindeki bir söylemi İslam mitolojisinde tekrarlamaktan öteye geçemez. Gene aynı şekilde Sümer yaradılış efsanesinde  betimlenen tanrının çamurdan yaptığı şekillere üfleyerek canlandırıp Dünya üzerindeki canlılığı ve doğal olarak İnsan ırkını yaratması efsanesinin aktarımıdır bu ayet. Benzer şekilde bir çok söylem ve kurgu köken olarak İsrailoğulları’nın önceki pagan kültüründen izler taşır fakat bir diğer unsur olan Muhammed’in içinden çıktığı Arap’ların pagan gelenek ve yaradılış efsaneleride bu İslami mitolojide yer alır.

Kaynak:
1- Kuran
2- Kutubusitte (Buhari) hadisleri
3- Tarih Sumer de Başlar, S.N. Kramer, Çeviri: Hamide Koyukan, Kabalcı yayınevi, 1999