ölümsüzlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölümsüzlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2012 Salı

Şehid'lik ve Şehid Kavramı

Şehit ve şehitlik kavramı çok yanlış anlaşılmakta ve kullanılmaktadır toplumda. Arapça kökenli bir kelime olan şehid, "şehi-de" fiilinden türemiş olan bir isimdir ve mastarı şehâdettir.  Şehidin çoğulu, "şuhedâ" ve "eşhâd" olarak kullanılır. Kelime anlamı: ‘’tanrı rızası için, o'nun yolunda canını fedâ eden müslüman kişi’’ demektir. Şehit denilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun tanrı huzurunda yaşıyor bulunması veya ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması, yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da (Cennet'te) bulunması veya tanrı tarafından çeşitli mükâfatlarla ödüllendirilmiş olmasıdır. Kuran’da  35 defa şehit kelimesi, 20 defa çoğul hali olan şuheda kelimesi geçer. Aynı kökten gelen diğer halleri ile birlikte kelime Kuran’da daha çok şahitlik anlamında kullanılmıştır. İslam tanrısının isimlerinden birisidir aynı zamanda ve bu şekilde geçen bazı ayetler vardır. Şehitlik kavramı Kuran’da daha çok "ka-te-le" fiilinin mechûlü ile, tanrı yolunda öldürülme anlamında kullanılmaktadır. Konu İslamiyet açısından çok açık ve nettir, ‘’tanrı yolunda-tanrı için bir fiili geçekleştirirken-tanrı için göç/hicret ederken-tanrı adına zülüm görenler-tanrı adına savaşıp ölmek’’ kavramlarını Ali-İmran suresinin 195. ayetinde tanımlar ve sadece bu fiilleri gerçekleştirirken ölenlerin şehid olacakları belirtilir. Ana kural değişmez ve sabittir, sadece tanrı adına yapılan fiiller neticesinde ölenler içindir şehit tanımlaması.  Kuran’dan bazı ayet ve ayrıca hadislerle konuyu açalım;


“Şayet siz yara aldıysanız, karşınızdaki düşman topluluğu da benzeri bir yara aldı. İşte biz, Allah’ın gerçek müminleri meydana çıkarması, sizden şehitler edinmesi müminleri tertemiz yapıp kâfirleri imha etmesi için, zafer günlerini insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz. Allah zalimleri sevmez” (Ali-i İmran suresi, 140 ve 141. ayetler)

"Eger Allah yolunda öldürülürseniz veya ölürseniz, Allah'ın size lütfedeceği magfiret ve rahmet onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki Allah'ın huzurunda toplanacaksınız." (Ali Imran suresi, 157 ve 158 ayetler)

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Ali-i İmran suresi, 169 ve 170 ayetler)

"... Şüphesiz hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, çarpışanların ve öldürülenlerin kötülüklerini örtecek ve kendilerini altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu Allah katından bir karşılıktır. Karşılığın en güzel olanı Allah katındadır." (Ali Imran suresi, 195. ayet)

"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz." (Bakara suresi, 154. ayet)

"O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karsılıgında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Kim Allah yolunda çarpışır sonra öldürülür veya üstün gelirse ona büyük bir ecir verecegiz." (Nisa suresi, 74. ayet)

"Allah, Allah yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen mü'minlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıstır. Bu O'nun üzerine, Tevrat, İncil ve Kuran'da vaadedilmiş olan bir haktır. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur." (Tevbe suresi, 111. ayet)

"Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; Allah onları muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Hacc suresi, 58. ayet)

‘’Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.’’ (Muhammed suresi, 4. ayet)

‘’Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki kıyâmet günü, yarası kanıyor olarak gelmiş olmasın, bu kanın rengi kan renginde, kokusu da misk kokusundadır’’. (Hadis)
‘’Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.” (Hadis)

‘‘Kim Allah`ın adı daha yüce olsun diye çarpışırsa; o kimse Allah yolundadır...." (Hadis)

"Allah,bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi yatağında ölse bile,şehitler derecesine ulaştırır." (Hadis)

"Şehid’lerin ruhları yeşil kuşların karnındadır  Onların arşa asılı kandilleri vardır  Diledikleri gibi cennette serbestçe dolaşır, sonra o kandillere geri dönerler." (Hadis)


Sünni İslamiyet’te şehid’lik 3 bölümde değerlendirilir ve sınıflandırılır.

‘’1-Dünya ve âhiretin şehîdi: Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen veya asiler, yol kesen soyguncular tarafından öldürülen yahut evine giren hırsızların ağır bir cisim veya kesici bir alet kullanarak öldürdükleri kimsedir. Savaş alanında yaralı bulunan, yaralarından, göz veya kulağından kanlar akan ve bu durumda vefât eden kişi de, bu kısım şehîdlerdendir  Mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, bu şehîdlerden sayılır. Müslüman, âkil, baliğ olduğu halde, hayız, nifas ve cünüplükten temiz olarak şehîd olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler. Ancak onların üzerindeki kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri fazlalıklar çıkarılır. Yıkanmadan gömülmeleri, Muhammed'in ‘’onları kanlarıyla gömün" şeklinde ki hadisine dayanmaktadır. Bu kısım şehîdlerin her birine, "hükmî şehîd" denir. Bu kısma giren şehîdler, elbiseleriyle gömülünce, elbiseleri onlar için kefen sayılır. Vücutlarının her tarafı elbiseleriyle örtülür. Elbiseleri vücutlarını örtmek için yetmezse, başka bir şeyle örtülmeleri temin edilir.

2-Âhiretin şehîdi: Bir kısım şehîdler de, yalnız âhiret hükmü bakımından şehîd sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen ve varislerine diyet verilmesi gereken kimse ile savaş veya asilerle çatışma sırasında yaralanıp da, çatışma bittikten sonra bir tarafa çekilerek yiyip içtikten, konuştuktan veya uyuduktan yahut ilaç kullandıktan yahut da aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefât eden müslüman gibi. Âkil ve baliğ olmayan yahut hayızlı, nifaslı veya cünüp iken şehîd olanlar da, bu kapsama girmektedirler. Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler.

Bir de, yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, vebâ gibi salgın hastalıklardan vefât eden, veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim yolunda ya da cuma gecesinde vefât eden müslümanlar da bu hükümdedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir. Muhammed'in bu kısma giren, savaş dışındaki şehîdler hakkında söylemiş olduğu hadisler vardır (Bakınız, Buhârî, Ezan, 32, Cihâd, 30; Müslim, İmâre, 164; Tirmizî, Cenâiz, 65, Fedâilu'l-Cihâd, 14; Ahmed b  Hanbel, I, 22, 23, II, 323, 325)

3-Dünya şehîdi: Tanrı inancı taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyâkâr ve gösteriş ehli münafıklar, müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehîd muamelesine tabi tutulurlar  Bunlar da "hükmî şehîd" sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenâze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. Âhirette kendilerine herhangi bir mükâfat yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. (Hadisler ve tefsirler)

İslami söylemde şehid'lik adına cennet’te sadece tanrı için / tanrının dini adına savaşırken ölenler için özel yer ve sütatü vardır, diğer şehid isimlendirmeleri sadece cennete gitmek için bir kazanımdır. Bütün bu ayetlerde ve hadislerde tanımlanan şehid bildiğimiz gibi İslam adına / İslam devleti yani Allah şeriatı adına savaşırken ölen ve çok büyük ödüller neticesinde cennette peygamber ile birlikte olacaklar arasında yer alan kişilerdir, "Allah'tan istediğiniz zaman Firdevs'i isteyin. Çünkü Firdevs, cennetin ortası ve cennetin en yükseğidir. Firdevs'ten cennet nehirleri doğar." hadisinde de belirtildiği gibi firdevs’te Muhammed ile birlikte yer alacak olanlar sadece İslam tanrısı ve onun şeriatı adına savaşırken ölenlerdir. Günümüzde kullanılan ve algılanılan manası ile şehid olarak tanımlananlar ise gene İslam’a göre normal prosedüre tabi olacaklardır, onlar bu eylemi tanrı adına /t anrının dinini yaymak adına yapmadıkları için fırdevs’te yer alamıyacaklardır. Bir diğer deyişle, tanrı huzuruna çıkacak ve asla ölmeyen kişiler olarak tanımlananlar (sonsuz yaşama kavuşacak yani yarı tanrı olacaklar) sadece tanrı adına / onun dini için savaşırken ölenlerdir. İslam tanrısı sadece kendisi için yapılan fiil sırasında ölenleri ödüllendirir, diğerleri sıradan prosedüre tabidir ve hatta cehennemde sonsuz bir işkence ile karşı karşıyadırlar.

Gelelim bir diğer yanlış kullanıma yada şehid sıfatının ideolojik literatüre girmesine. Bilindiği gibi en soldan en sağa kadar bütün siyasi kurumlarda ortak söylem ölenin şehid olduğu yönündedir. İlk önce yukarıda şehid kavramını açıkça belirtiğimizi unutmadan, bütün bu tanımların ideolojik bir propaganda aracı olduğunu ve güncel yaşamdaki boşlukları doldurmak için söylenmiş ajitasyon sloganların ötesinde, çıkış noktasının tıpkı 1400 yıl önce olduğu gibi, ölenin boş yere ölmediği düşüncesinin yerleştirilmesi ve davanın yüceltilmesi adına kurgulanmasıdır. Tıpkı Tevbe suresi, 111. Ayeti’nde açıklandığı gibi somut yani kazanılacak maddi bir beklenti karşılığı bir maddi bedel ödenmesi ve bunun karşılığında ölenler ve ardıllarının maddi bir kazanç kazanmalarının tanrı tarafından garanti altına alınması gibi, siyasi dava’da benzer bir refleks ile maddi bir karşılık olarak, İslam şeriatındaki şehid kavramını kendi retotiğine adapte eder.

Bütün bu kaygıların ardında ise Muhammed suresi, 4. Ayet’te kurgulanan bir gerçekliğin davaya adapte edilmesi yani ideolojik bir kurgu kaygısından doğan bir pratik çözüm yatar. Kaçınılmaz olan kavga ve sonucunda ortaya çıkan ölüm için ‘’ Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir’’ diye açıklık getiren İslami söylemin paralelinde siyasi söylemde kader kavramını belirsiz olarak kullanır. Siyasi söylemlerin savladığı şehidlik kavramının bir başka Dünya yada gerçeklik üzerinde etkisi olmadığı gibi, İslami öğretide belirtilen şehid kavramı ilede ilgisi yoktur.


Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1995
4- Birüni’ye göre Dinler ve İslam dini, Diyanet yayınları, Dr. Günay Dümer 1975
5- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
6- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
7- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1 – 2 – 3 – 4 - 5. Cilt, 1978
8- İslam Hukuku ve Önceki Şeriatlar, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2003

26 Ekim 2011 Çarşamba

İslam Mitolojisinde Irkçılık ve Tanrı’nın Yaradılış Açmazları

İslam mitolojisinde tanrı ilk önce Muhammed’i yaratıyor, daha sonra ona uygun bir toplum yaratma kararı alıyor. Bu arada cennet ve cehennem olarak iki ayrı mekan yaratıp ödül ve ceza verecek bir sistemide yaratıyor. İslam mitolojisindeki yaradılış efsanesinde her şeyin Muhammed hatırına yaratıldığını ve tüm evren tarihinin Muhammed’in varolması ve kendi toplumu ile birlikte tanrı’nın yanında ölümsüzlüğe kavuşarak, sonsuza kadar yarı tanrı şeklinde yaşaması için bizzat tanrı tarafından kurgulandığını belirtir. Bu söylemde İnsan’lığın atası sayılan ve yaratılan ilk İnsan olarak kabul gören Adem’e bile tanrı ‘’eğer Muhammed’i yaratmamış olsaydım vallahi seni yaratmazdım’’ diye seslenir bir hadisten aktarımla.

Görüldüğü gibi burada tanrı kendi suretinden yarattığı bir şeye hayran kalarak sadece ona olan sevgisini göstermek amacıyla bir evren ve içindeki faunayı yaratıyor. Yazılı tarihte en erken Sümerler’deki yaradılış söylemi ile köken olarak irtibatlandırılan ve çok büyük benzerlik taşıyan bu İslami yaradılış mitosunda kurgu diğer bir çok İslam efsane ve mitosu ile çelişmektedir. Sırasıyla yaradılış aşamasını ve İslam tanrısının yaradılış kurgusunu maddeler halinde özetleyecek olursak, bu kurgu içerisindeki tutarsızlıkları ve ırkçı söylemleride daha iyi tanımlamış oluruz. İslam mitolojisine göre tanımlanan bu kurguyu yaradılış efsanesine göre tanrı ol demekle gerçekleştirmiştir, o ol dediği anda geçmiş ve gelecekte olan her şey bir anda olmuştur ve bunlarıda değişmez bir kaide olarak gökyüzüne astığı bir levhaya yazmıştır. Ol dediği anda İslam mitosuna göre kader olarak adlandırılan ve tanrının en baştan her şeyi ve herkesi yaşayacağı bir hayat üzerinede kurgular, burada kişi yada toplumlar sadece Muhammed ve onu lider olarak görecek topluma hazırlık, ibret vb. bir çok nedenle yaradılır.

1- Tanrı bir canlı yaratma kararı alır ve Muhammed’in ruhunu yaratır. Yarattığı bu canlıyı çok sever ve onuda sevindirmek ister, bu nedenle onu öncelliyecek bir toplum ve evren yatarma kararı alır. Tüm yaradılış senaryosunda Muhammed’ten sonra kalem, akıl vb. bir çok değişik obje ve soyut olmasına rağmen somut sıfatlar yada isimler olarak belirtilen yaratım süreci yaşanır.

2- Tanrı yarattığı Muhammed için bir ata ve soy tasarlar zira kurguladığı İnsan toplumuna soy ve ata olacak ve Muhammed’e kadar onun toplumuna ibret olması için ve onların üreyerek yarattığı ruhlara sahip bedenlerde doğabilmeleri için yaşacakları bir evren ve tarihsel süreç yaratır. Muhammed ve onun toplumunun yaradılış kökeninde tanrının kendisine tapınacak en iyi İnsanları yaratma düşüncesi ortaya konurken, Cennet yaşamında tapınma ortadan kalakacaktır.

3- İnsan soyu için tek bir ırktan seçtiği ve sadece ortadoğuda yaşayan ve yaşatılan bir inanç ve tapınma ritüeline inanan, gene aynı ırktan seçtiği kendisinin temsilciliğini yapan kişiler aracılığıyla sadece Arap yarım adasında yaşayan bu ırk aracılığıyla sevdiği canlı olan Muhammed için soy ve ata yapar, onlara kendisine tapınma yöntemlerini ve Dünya üzerinde uygulayacakları kanunları verir. Burada ortaya konulan bu din ve sınavdan evrendeki bütün canlılar haberdar olmak ve tanrının ceza veya ödül sisteminden faydalanmak zorundadır, tanrının Mısır’da köle olarak yaşayan bir aşiretin liderini yetkilendirerek belirttiği kanunlarından aynı zamanda mesela Amazon ormanlarındaki bir başka aşirette uygulamakla sorumludur, doğal olarak haberi olmadığı için uygulayamadığı bu kanunlar neticesinde cezalandırılır bu tanrı tarafından bu mitolojik söyleme göre.

Bu arada Muhammed’e soy olacak İsrailoğulları denilen kabile aracılığıyla tanrı bütün İnsanlara kanunlarını açıklamadan önce onları Bakara suresi 122. Ayette açıkladığı gibi ‘’ Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi diğer kavimlere üstün tuttuğumu hatırlayın.’’ Şeklinde tanımlanacak olan bir ırkçı yaklaşımla tanımlar. Diğer İnsan’lar bir sınava tabi olmayacakları yaşam sonucunda ceza alacakları bir sonsuz yaşamla kurgulanırken bunların yaradılma sebepleri ve neden var oldukları ancak İsrailoğulları’nın üstün ve ayrıcalıklı ırk olduklarını anlamaları için figüran olarak yaradılmaları ile acıklanmaktadır. Burada bir başka figüran olarak karşımıza İsrailoğulları çıkar, onların var olma sebepleride Muhammed’in bedenini doğuracak bir soyun parçası olmaları, Müslüman toplum için ibret verici bir yaşam sürme kaderine sahip olmaları ve tanrı için gerekli olan ceza kurumuna İnsan sağlamalarıdır. Muhammed’in ortaya çıkması ile birlikte o dönemde daha açık söylenen günümüzde sadece Arap’lar tarafından tanımlanan bir Arap ırkının öne çıkarılması ve İsrailoğulları’nın yerine seçilmiş ırk olarak tanımlanması kurgusu yer alırken zamanla İslami sistemin değişik coğrafyalardaki hükümranlığı neticesinde ırkçılığın Muhammed’in peygamber olması ile tanrı tarafından sonlandırıldığı söylemine bırakmıştır.

Muhammed’in tanımlamasına göre tanrı İsrailoğulları’nı peygamberler aracılığıyla yönetmiş ve kanunlarını uygulatmıştır. Burada antikçağ ve ilk çağ’da rahip kral olarak adlandırdığımız ve yazılı tarih ile arkeolojik buluntularla tanımladığımız bir tarihsel süreci anlatan Muhammed kendi kurguladığı ve kendisine ata olarak seçtiği kavmin İslam mitolojisindeki yerini ve tarihinide özetler. Bölgedeki tek gelişmiş toplum olan İsrailoğulları’na dayalı bir soy oluşturma çabalarından ayrı olarak onları her yönden üstün gören ve kabullenen bir uygulamanın yansımalarıdır aynı zamanda bu mitolojik söylem. Muhammed’te bir rahip kral olarak Medinede yaşam sürmüştür, bu yaşamı boyunca ilk önce müttefik olma ihtiyacı duyduğu İsrailoğulları’na uygun söylemler dile getirirken ve onları sadece siyasi ve ekonomik müttefik olarak değil aynı zamanda dini bir müttefik olarak kazanma umutları taşırken İslam daha çok Yahudi dinsel ritüel ve kanunları etrafında şekillenmiş, bir ittifak kurulamayacağı anlaşıldığında ve Müslümanlar askeri olarak güçlendiklerinde İsrailoğulları’da sonsuza kadar İslam mitolojisinde lanetlenmiştir.

4- Sonsuz bir evren yaratırken içine sadece İnsanı koyması bir çelişkidir, diğer yarattığı her şeyi İnsan için ibret amacıyla yarattığı varsayımından hareket ettiğimizde bu sefer zaten kurguladığı bir mizansen sonucunda seçtiği kişiler Cennet ile ödüllendirileceği için bu ibrette geçici bir yanılsama yada algılama olarak var olacaktır. Keza bu evren içerisindeki her şey ve her canlı Müslüman toplum için ibret olacak şekilde yaratıldığı gibi aynı zamanda bir varlık olarak tanımlanan Cehennem içinde işkence görecek İnsan ce Cinler yaratmak için tanrı yemin ettiği içindirki büyük bir çoğunluk aslında ceza görmesi amacıyla tanrı tarafından yaratılır.

5- Yaradılış mitosunda geçici evren süreci yaklaşık 7500 yıl olarak tanımlanır, bu zamanın yaklaşık 2500 yılı Müslüman toplumun yer yüzünde yaşadığı süredir. İlk 5000 yıl Cehennemi dolduracak toplumların hüküm sürdüğü ki buna İsrailoğulları gibi seçilmiş bir ırk olarak hüküm sürmüş kavimlerde dahil olmak üzere bir süreç yaşanır. Dünya zamanına göre 7500 yıllık bir süreç sadece Muhammed’in tanrının yanında sonsuz ve ölümsüz bir yaşam sürmesi için kurgulanır. Tanrı Muhammed ve seçkin İnsan toplumunu doğrudan yanında yarı tanrı olarak yaşatmak yerine 7500 yıllık bir kurgusal süreç geçmesini ister.

6- Yaradılış esnasında İslam tanrısı kurguyu yaparken kendisinin en beğendiği kanunlar toplamı olarak İslam adlı bir sistemi kurgular ve o sistemi mütemadiyen seçtiği üstün Irk olan İsrailoğullarına açıklar, ama amaç burada İsrailoğulları’nın ölümsüzlüğü elde etmesi olmayıp bizzat Muhammed ve onun kendisini yalnız hissetmemesi ve onurlandırılması için yaratığı Müslüman toplum olduğu içindir ki diğer toplumları yani İsrailoğulları’nın diğer kabilelerini daha ilkel yaratır ve onlara İslam adlı sistemin en basit kurallarını öğretir. Bunları yaparken onları aynı zamanda bu kurallara uymamak üzere yarattığı içinde cezalandırır, amaç Muhammed ve Müslüman topluma özel bir sistem olduğu için önceki diğer toplumların kurallara riayet etmesi beklenemez. Bu süreç Maide suresi 70. Ayette ‘’ Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.’’ Şeklinde özetlenir.

Burada mitolojik kurgu yapılırken göz ardı edilen ve düşülen çelişki ise Muhammed ve onun açıklayıp hüküm süreceği gerçek dinin oluşabilmesi için zaten ondan önce ki bütün peygamberlerin başarısız olması gerekliliğidir. Bu arada İsrailoğulları da kurallara ve diğer bütün etmenlere uymamak ve tanrının kanunlarından vazgeçmek zorundadırlar, aksi takdirde ortaya çıkacak sonuçta ne Muhammed’e nede onun üzerinden yasallaştırılan bir sisteme ihtiyaç duyulacaktır. İslam mitolojisine göre Muhammed ondan önceki toplumların tanrının kanunundan çıkması sonucunda değil, bizzat kendisine özel bir din yaratılması neticesinde süreceği hükümranlık için peygamber ilan ediliyor. Tanrı yaradılışı kurgularken bunlarıda senaryoya dahil etmiş ve uzun bir süre İsrailoğulları’na zaten uymayacakları kurallar dayatmış ve onların uymamasını sağlayarak onları cezalandırmış ve cezalandıracaktırda ilerde. Bu kurgusunu tanrı İsra suresi 4. Ayette ‘’ Biz, Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.’’  Şeklinde açıklar. Bu söyleme göre tanrı 5000 yıl bozgunculuk yapmaları için İsrailoğulları ırkını görevlendirir.

Sonuç olarak özetle tanımlanan bu efsaneye göre her şey tanrının yaradılışı kurgulaması ve ol dedikten olmasıdır. Yarattığı her şeyi ve yaşamsal sürecini kurgular, onların şekil ve diğer özelliklerinide kurgular İslam tanrısı. Ol dediği anda olan şeyi önceden kurgulamıştır tanrı zaten, bu kurgunun içeriğini zaman, yaşanmışlık, sonuçta ödül yada ceza alma, kader vb. bir çok etkenide kurgunun bir parçası olarak yaratmıştır. Şanslı olan Müslüman toplumdur, tanrıyı tanıyıp tapınmasını sürdürecek olan ve içlerinden seçilen bazı şanssızların bir süreliğine çekeceği ceza dışında kesin olarak Cennette sonsuzluğa kadar sürecek bir ölümsüz yaşam sürme ayrılıcağınıda ol dediği anda yaratmış olur tanrı.

Görüldüğü gibi İslam mitolojisinde uzun bir konu olan yaradılış efsanesinin sadece İsrailoğulları üzerinden tanımlanan ırkçı söylemini ve onun üzerinden oluşturulan çelişkiler yumağını özetle tanımlayacak olursak, burada bu efsanenin arkasındaki bir takım pagan inançların devamını ve söyleminide görmemezlik edemeyiz. İsrailoğulları’nın Babil esareti ile birlikte öğrendikleri pagan inançlar ve onların üzerine teorize ettikleri tek tenrılı din sisteminden İslam mitolojisinede bir çok şey geçmiştir. Yahudi’lik olarak adlandırılan dinsel inancın içerisinde barınan pagan efsaneler ve yaradılış söylemleri eski tanrıların yerini tek tanrı söyleminin alması ile tanımlanırken, bu söylemlerdeki bir çok şey aynen yada yarı tanrıların melek olarak tanımlanması gibi değiştirilerek alınmıştır.

Ali İmran suresi 49. Ayette ‘’ Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur’’ şeklinde İsrailoğulları üzerinden Müslüman topluma seslenen tanrı, aslında Sümer yaradılış efsanesindeki bir söylemi İslam mitolojisinde tekrarlamaktan öteye geçemez. Gene aynı şekilde Sümer yaradılış efsanesinde  betimlenen tanrının çamurdan yaptığı şekillere üfleyerek canlandırıp Dünya üzerindeki canlılığı ve doğal olarak İnsan ırkını yaratması efsanesinin aktarımıdır bu ayet. Benzer şekilde bir çok söylem ve kurgu köken olarak İsrailoğulları’nın önceki pagan kültüründen izler taşır fakat bir diğer unsur olan Muhammed’in içinden çıktığı Arap’ların pagan gelenek ve yaradılış efsaneleride bu İslami mitolojide yer alır.

Kaynak:
1- Kuran
2- Kutubusitte (Buhari) hadisleri
3- Tarih Sumer de Başlar, S.N. Kramer, Çeviri: Hamide Koyukan, Kabalcı yayınevi, 1999

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Din’ler Ölümsüzlük Vaadeder İnsanlara

Gerek İbrani kökenli Orta doğu orjinli dinler, gerekse diğer coğrayadaki dinler İnsanlara ölümsüzlük vaad eder. Özellikle orta doğu kökenli tek tanrılı doğma inançlı dinlerde bu daha da belirgindir. Özellikle cennet ve cehennem kavramları ardında yatar bu ölümsüzlük promasyonu. İslam tanrısı kendisine yaşamı boyunca istediği şekilde tapınan ve kendisinin sevdiği kişiyi cennet ile ödüllendirir, birkaç ayette cennette kalma süresi sonsuz fiili ile betimlenir. Aslında İslam tanrısı zaten sonsuz yaşam bahşedeceği kişi için ol dediği anda o kişiyi yaratıp evrende görünen bir tabelaya kaderini yazmıştır zaten. İşte bu kişi İslam tanrısı adına ve onun ön gördüğü bir mizansende yaşadıktan sonra ölür ve gene İslam tanrısının belirlediği bir süre sonunda dirilerek sonsuza kadar tanrısı ile birlikte cennette yaşar.

Tüm dinlerin kaba ve kısa özetide budur aslında. İnsan tanrısına gerekli tapınma ve diğer istediği şeyleri getirdiği takdirde sonsuz bir cennet yaşamı ile birlikte tanrısı ile yaşar. Dünya yaşamı aslında sonsuz bir yaşamın sınavı gibi sunulur dinlerde, fakat İslam tanrısı zaten kendi sonsuz yaşamını sürecek İnsan kitlesini ol dediği anda seçtiği için diğer figüran kitle onun acımasız işkenceleri için yarattığı bir oyuncaktır ve sonsuz yaşamlarında onlar işkenceden başka bir şey göremezler. İslam mitolojisine göre büyük çoğunluk sonsuza kadar cehennemde işkence görmek üzere yaradılmıştır, geri kalan azınlık Müslüman kitle ise farklı bir takım süreçten geçerek ölecek ve gene büyük bir kısmı cehennemde işkence gördükten sonra sonsuza kadar yaşacaktır.

Sonsuzluk kavramı hep tanrılarla birlikte anılmıştır tarih boyunca, sonsuz yaşam yani ölümsüzlük kavramı ancak tanrı yada yarı tanrı olan varlıklar için geçerli olmuştur uzun bir süre İnsanlığın mitolojisinde. Orta doğuda ortaya çıkan tek tanrılı din ile birlikte sonsuz yaşam hakkı İnsana da verilerek İnsan tanrı/yarı tanrı ile birlikte anılır hale gelmiştir. İslam ile birlikte İnsan sonsuz yaşam hakkının yanında tanrı ile birlikte yaşama hakkını kazanır, gene aynı mitolojiye göre bunu hak etmesinin tek nedeni Muhammed’in yaradılmasıdır, yani İslam mitolojisine göre İnsan’ın sonsuz yaşama hakkının tek nedeni Muhammed’tir. Bir başka söylemle Muhammed o kadar mükemmel bir varlıktır ki tanrı yarattığı bu varlığa aşık olur ve sırf onun için küçük bir İnsan kitlesine sonsuz yaşamı ve kendisi ile birlikte olma fırsatını bahşeder.

Özetle dinler İnsanlara tanrı olma vasfını sunar, yapmaları gereken tek şey ise o dinsel kurallara uymak ve öldükten sonra sonsuz bir yaşama kavuşmaktır. İslam tanrısı bu noktada yarattığı İnsanlar’ın büyük bir kısmını sadece cehennemde sonsuz bir işkence için yaratır ki buda sonsuz yaşam vaadine tam uymakla birlikte sıradan İnsanların belentilerine uymaz. Mutlu azınlık ise cennette huri ve nuri’lerle birlikte sonsuza kadar tanrısı ile birlikte yaşar.