adem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2013 Perşembe

İslam’da Yaradılış

 
 
İslam öncesi Arap toplumunda yaradılış kavramı dinsel algı içerisinde çok büyük bir yer tutmamaktadır, klasik kabile din algılayışına uygun olarak gelişen inançta, kabile tanrısının seçilmiş İnsan'ları (yani ait olunan kabileyi) ve diğer geri kalan barbarları yaratması inancı bu bölgede de yaygın görülen bir itikatdır. Yaradalış daha çok Dehr inancı içerisinde var olan somut bir gerçek olarak algılanır. Henüz Muhammed'ten yaklaşık 50-60 yıl önce yeni yeni gelişmeye başlayan yaratıcı göksel bir tanrı algılayışı, tam olarak yerleşmemiş ve oluşturulmamış olsada, tanrı karşılığı kullanılan El-İlah kavramı, Mekke'de belli bir dar çevrede yaratıcı tanrı kavramına ve ismine dönüşmüştür. Özellikle Kureyş içerisinde tanrıların keyfi yaratma ve yok etme (Dehr) kavramı, yerini yavaş yavaş yaratıcı bir tanrı fikrine bırakmaya başlamıştır. Bu süreçte Allah henüz tek yaratıcı tanrı değildir bölgede elbette ama Muhammed'i etkileyen tek tanrı figürü olduğu kesindir. Mekke'de belli bir etkinliğe sahip olan Hıristiyanlık, bu arayışta olan kesimi muhakkak ki bir şekilde etkilemiştir. Bu ortam içerisinde Muhammed peygamberlik hayatına başlarken, başlangıçta ahlaklı ve yaratıcı bir tanrıdan bahseder. İslam'da yaradılış çok sonraları ve Mekke dışı kabilelerle görüşmeler esnasında şekillenmeye başlar. Klasik orta doğu Sümer kökenli ilk İnsan üzerinden anlatılan yaradılış, Kenan bölgesinde ortaya çıkan ve Anadolu kökenli yaradılış efsanelerinden etkilenen üstün kral/rahip bir savaşçı İnsan üzerinden anlatılan yaradılış ve Arap inançlarına dayanan bir yaradılış anlayışı, İslam'da var olan yaradılış efsanesi'ninde kökenlerini ve ana unsurlarını oluşturur, aynı zamanda İslam mitolojisindeki değişik ve bazen bir birine zıt söylemlerinde çıkış noktasıdır. Efsanedeki anlatım bozuklukları ve kavram karmaşaları ile çelişkiler, birden falza yaradılış efsanesinin muhtelif zamanlardaki yazımından kaynaklanmaktadır.
 
Yaradılış efsanesinde önemli yer tutan Levh-i mahfuz inancı İslam'a, kökeni Sümerli'lerin mitolojisinden çıkmış ve Ortadoğu'daki tüm inançlara işlemiş olan, tanrıların emirlerini bir levhaya yazarak gökyüzüne asmaları inancıyla (Babil mitolojisinde en açık anlatımına kavuşmuştur) şekillenmiş Yahudi ve İslam öncesi Arap politeist inancından girmiştir. Musa'nın gökyüzünde tanrısı ile görüştükten sonra, ondan aldığı 10 emrin yazılı olduğu levhaların da (benzer bir çok mitolojik anlatımda olduğu gibi) aynı mitolojik kökenden geldiği unutulmamalıdır. Keza aynı şekilde (modern iletişim araçları çıkmadan önce) yöneticilerin kanun ve emirlerinin bir tablete yazılarak meydanlara ve özellikle tapınakların duvarlarına asılmasıda ilahi saltanatın aynı mitolojik kökenden gelen bir çeşit Dünyevi yansımasıdır.
 
Levh-i mahfuz olarak adlandırılan, ilahi kanunların ve tarihin yazılı olduğu belirtilen levhanın en başında ''Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir, dini İslâm'dır. Muhammed onun kulu ve elçisidir. Allah'a iman edip, vaadini doğrulayan, peygamberlerine tabi olan kim­seyi Allah, Cennet'ine koyar'' yazması, Muhammed'e hiç bir üstün İnsanda (peygamberde) var olmayan bir üstünlük bahşeder, o adı tanrı ile anılan bir üstün (yarı tanrı) varlıktır. Yaradılış efsanesindeki Muhammed'in ilk yaradılması söylemini bu hadis ve beraberindeki "Allahu Teala, yasak ağaçtan yediğinden dolayı Âdemi Cennetten dünyaya indirdiği zaman, Adem (a.s) kusurunu anladı, affı için ağladı ve: "Ya Rabbi! Beni Habibin / sevgilin Muhammed hatırına affeyle." Diye yalvardı. Allahu Teala: "Ey Adem, sen benim habibim Muhammedi nereden tanıyorsun?" diye sordu. Hz. Adem: "Ya Rabbi! Sen beni Cennete yerleştirdiğin zaman Cennetin her yerinde, Arşın üzerinde "Lâ ilâhe illallah Muhammedun - rasulullah" yazısını gördüm. İsmi senin isminle birlikte zikredilen ve her yere nakşedilen bu zatın senin katında çok kıymetli ve sevgili birisi olduğunu anladım. O sevgili kulunun hatırına beni affetmeni istiyorum." dedi. Allahu Teala: "Ey Adem, doğru söyledin; o, bana halkının en sevimlisidir. O senin evlatlarından birisidir. Peygamberlerin sonuncusudur. Eğer onu yaratmasaydım seni de yaratmazdım. Seni onun hatırına affettim." buyurdu, şeklinde Muhammed'in söylemini aktaran hadis pekiştirir. (Gerçi bu söylemde herşeyi bilen tanrının Adem'in Muhammed'i tanımasını bilmemesi gibi tezatlar, bir çok hadiste de karşımıza çıkar.) Buna rağmen ilk yaratılan şeyin ne olduğuna dair İslam mitolojisinde derin bir anlaşmazlık da vardır, mitolojik kurgu ne olursa olsun Levh-i mahfuz içerisinde Muhammed'in adının tanrının adından sonra anılması ortak söylemdir, buda bizi yaradılışın en başında Muhammed'in teoride yada pratikte yaratılmış olduğu fikrine götürür.
 
Bu kutsal levhada tanrı daha yaratmaya başlamadan önce, yaradılışı yazmak için yaptığı hazırlığından, sonsuza kadar olacak olan tüm olaylara kadar yazıyor, yani ilk önce teorik olarak aklında kurguluyor daha sonra senaryoyu yazıyor, sonradan kader olarak adlandırılacak olan her şey içerisinde var. Kutsal levha kavramı bazı İslami tarikatlarda kutsal melek olarakda algılanmaktadır. Genelde Taberi ve çağdaşlarına dayanılarak Levh-i mahfuz'un değerli maden ve taşlardan oluştuğu betimlenir. Değişik ayetlerde Levh-i mahfuz içerisinde İnsana dair olan her şeyin yazılı olduğu, orada yazılı olmayan hiç bir şeyin İnsan tarafından yapılamıyacağı yada başına gelemiyeceği, rızkı, eceli, inancı vb. her şeyin orada yazılı olduğu ve bunun asla değiştirilemiyeceği, her şeyin eksiksiz bir şekilde kaleme alındığı yazar. Bu noktada yaradılış ve Levh-i mahfuz kavramları İslam'da kader inancınında temelini oluşturur. Özetle Levh-i mahfuz'da evrende olmuş ve olacak olan her şey yazıldır.
 
İslam'da yaradılış efsanesini anlayabilmek için İslam öncesi Arap inançlarını bilmekte fayda vardır, özelliklede Dehr inancını. İslam öncesi Arap din inancı içerisinde Dehr, neredeyse bölgedeki bütün politeist inanca sahip Araplarca benzer şekillerde benimsenmiştir. Bu inanca göre Dehr ''tayin edilmiş süre''dir, bu süre içerisinde zaman (yaşam) İnsan'ın doğumuna, rızkına, cinsiyetine, ölümüne, vb. bir çok unusura karar verir. Araplar, birçok hususun dehr (zaman) ve eyyâm (günler) diye adlandırılan kaçınılmaz bir kudret tarafından ezelde tayin edildiğini düşünmüşlerdir. Tekrar dirilme ve sonrasında sonsuz yaşam fikri yoktur. Dehr, salt zamanı ifade etmenin ötesinde (kaderci şekilde) İnsanın varlığını kontrol altında tutan ve daha önceden insanlar için takdir edilenden (yeri ve zamanı geldiğinde), onlardan kaçmasının imkan dışı olacak bir şekilde icraatta bulunan bir faktör olarak hem iyi hem de kötü talihin ''çoğu zaman kötü talihin'' yaratıcısı olarak somutlaştırılır. Araplar, özellikle insanın ölüm vakti ile rızkının daha önceden belirlendiğine inanmışlardır. Bütün bu durumun bir bilinmezlik olarak İnsan yaşamı boyunca devam etmesi ve tanrıların yaratımdan sonraki hayata müdahale etmemesi inancın ana fikridir. İslam öncesi Arap inancındaki kader kavramı ile İslam sonrası Arap inancındaki kader kavramı arasındaki temel fark, daha önceden belirlenmiş olan kaderin belirleyicisinin kim olduğu noktasında ortaya çıkmaktadır.
 
İslam yaradılış mitolojisine göre tanrı ilk olarak Muhammed’i (Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) düşüncesiyle yaratıyor, daha sonra onun varlığı hürmetine evreni ve diğer varlıkları yaratıyor. Adem’den önce, melekleri, cinleri, iblisleri ve evreni yaratıyor, yani yaratılan tüm canlı ve cansız varlıklar sırf Muhammed vücud ve mana bulsun diye yaratılıyor, tersinden okursak konuyu; tanrı yaradılış kurgusunda üstün bir varlık (Muhammed) yaratıp sonra onun çevresinde dönen bir evren mekanizması tasarlıyor. İslama göre uzun ve İnsanlık ile diğer mahlukatlar adına zahmetli bir süreç başlıyor böylece. Burada Muhammed, İncil'de ''Koloseliler 1:15-17'' ayetinde "İsa görünmez Tanrı'nın görüntüsü, bütün yaradılışın ilk doğanıdır. Gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, gerek tahtlar, gerek egemenlikler, gerek yönetimler ve gerekse yetkiler, bütün şeyler Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan kendisidir ve tüm varlıklar Onda uyum içindedir" söylemini alarak kendisi için "Resûlüm Muhammed! Biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik." (Enbiya suresi - 27. Ayet) söylemine çeviriyor, yaşayan tanrı kavramını kaldırarak kendisini yaratan tanrının ve doğal olarak yaratılan her şeyin en kıymetlisi olarak tanımlıyor.
 
Adem’in yaradılışı bu yüzden sadece İnsanlık adına değil tüm mahlükat adına önemli oluyor. Tanrı yaradılış esnasında sadece İnsanı kendi suretinde ve yeryüzündeki halifesi olarak yaratıyor, yani aslında zürriyetinden Muhammed’i ortaya çıkaracak olan İnsanlığı kendi suretinde yaratıyor. Muhammed tıpkı İsa’nın Hıristiyanlığın da İnsanlığı kurtarması kabilinden bir ilahi hediyeyle, İslamiyet doğrultusunda kendi varlığı hürmetine, İnsanlığın tanrı suretinde diğer canlılara göre ayrıcalıklı yaratılmasını sağlayarak, daha büyük bir ilahi hediyeyi İnsanlığa armağan ediyor aslında.
 
Kuran'da İslam düşüncesinin geliştirdiği, her şeye kudreti yeten tek tanrı inancına paralel olarak tanrının bir şeyi dilemesinin yaratmak için yeterli olması kavramı, sık sık eski söylencelerle çakışarak, tanrın yaradılışı günlere yayması ve bunu o dönemin primatif bilimsel algılayışına paralel yapması ile anlatılır. Özetle bu mitolojik söylemde tanrı, eski söylemlerde olduğu gibi her şeyi tek tek taratıyor ama artık onun gücü her şeyi bir anda yaratma gücünüde içeriyor. İslam'da bu genel algılayışa muhalif bir çok yaradılış anlatımı ve inancı varsada, İslam mitolojisi genel anlamda Muhammed'in etrafında şekillenen bir yaradılışı anlatılır. Buna mukabil özellikle Kuran içerisinde Muhammed merkezli genel söylemle çelişen, İnsan'ın sınanmak amacıyla yaratıldığını belirten Muhammed merkezli olmayan (ilk dönem) ayetlerde vardır.
 
Ademe dönecek olursak, tanrı Kuran'da Adem'i (doğal olarakta İnsanlığı) diğer mahlükatlara tanıtırken halife sıfatı ile tanıtıyor, yani kendi suretinden yarattığı İnsanı,  aynı zamanda kendisinin yer yüzünde ki halifesi olarak tüm mahlükata takdim ediyor. Efsanenin buradaki anlatımında bir kaç nokta karışıktır, ilk önce hitap ettiği mahlukat sadece tanrının bilmesi gereken geleceği bilerek anlaşılması zor bir tezat oluşturuyor, ardından Adem ilerideki söylemlerde cennette oturması için yaradılmışken, şeytan tarafından kandırılarak kovulan bir günahkar olmasını sağlayan söyleme tezat oluşturarak, en baştan zaten yeryüzünde yaşayacak bir canlı olarak betimleniyor. İnsanoğlunun kaderi zaten Muhammed yaradıldığında yani onun nuru için ol dediği anda gerçekleşmiş olduğu için, tanrı kendi adına diğer canlı ve cansız varlıklara hükümranlık yapması için Ademi (İnsanoğlunu) yarattığı anda ve sonrasında baştan kurguladığı bir senaryonun gerçekleştiğini biliyor. Tüm bu olanları ve olacakları tanrı daha sadece ortada Muhammed'in nuru, arş ve bir kaç küçük ayrıntıyı yarattıktan sonra yarattığı Levh-i mahfuz'a baştan sona yazıyor.
 
İnsan'ın yaratılma gayesi İslam mitolojisindeki bir başka söylemde ''Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti. (Hud Suresi - 118/119. Ayetler) şeklinde tanımlanır. Cehennemin dolması için ''Oysa yaptıklarınızı bilen, değerli yazıcılar sizi gözetlemektedir­ler.'' (lnfitar Suresi - 10/11/12. Ayetler) şeklinde betimlenen özel görevli Melekler ile İnsan her daim takip edilir. Bu söylemde Muhammed'in hatırına yaratılan İnsan'lığın içinden bir kısmının da aslında sırf cehennemlik olarak yartıldığını, bu yaradılış takdirininde tanrının keyfiyetinde olduğu anlatılarak, Müslüman'ların seçilmiş kişiler oldukları ve hallerine şükretmeleri istenir.
 
İslam mitolojisindeki İnsan'ın tanrı tarafından yaradılması, ''O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.'' (Rahmân Suresi - 6. Ayet), ''Andolsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan ya­rattık,'' (Hicr Suresi - 26. Ayet), ''Andile söylerim ki biz Adem'i çamurdan süzülmüş sudan yarattık'' (Mü'minûn Suresi - 12. Ayet), ''Ona (Adem'e) ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın.'' (Hicr Suresi - 29.Ayet) şeklinde betimlenir. Bu tanımlamalar Tevrat'ta geçen yaradılış efsanesinin İslam'daki yansımasıdır. Tevrat'ta yer alan yaradılış efsanesinin ilk hali Sümer mitolojisinde, ''Ninmah ve Nammu" adlı tanrılar derin suların üzerindeki "balçığı" kararak şekil bakımından tanrılara benzeyen, ancak onların ölümsüzlük yeteneklerine sahip olmayan İnsanı yaratır ve ona hayat (ruh) üfler.'' şeklinde betimlenir.
 
Özetle tanrı ortada canlı cansız hiçbir şey yokken Muhammedi yaratıyor, sonrasında onun için bilindik evreni ve tüm mahlükatları yaratıyor, Muhammed’in var olabilmesi için bir zürriyet kurguluyor ve onun için Adem’i (İnsanoğlunu) yaratıyor (şeytan onları cennetten kovdurana kadar, Adem ilk başta cinsellikten habersiz bir yaşam sürüyor, tanrı Muhammed'in doğması için gerekli olan cinsel bilinci ancak Dünya'da Ademe veriyor),  İnsanoğlunu yani Adem’i yeryüzünde halifesi olarak atıyor tanrı, bütün bu olanlar diğer mahlükatları kızdırıyor ve gücendiriyor. Bu süreçte zaten Muhammed olmasa evrende olmayacağı için, aslında sadece Muhammed var olsun ve (tanrının en sevdiği sistem olan) İslamı yaysın diye bir İnsanlık silsilesi ve tufan da dahil bir çok felaketi içeren İnsanlığı deneme sürecinide, tanrı mecburiyetten yaratmakla kalmıyor, kendi keyfiyetine görede kurguluyor bu tarihi. Adem gereksiz yere ilk önce cennette bir sınavdan geçiyor, ardından Muhammed'e kadar olan 4469 yıl boyunca gelen İnsan'lar gereksiz yere sınavdan geçmekle kalmayıp, tanrı tarafından cehennemlik oldukları bilinmesine rağmen tufan dahil bir çok felaketle daha yaşarken cezalandırılıyor, üstelik hiç bir suçu olmayan diğer canlılar bu cezalandırmadan tufan gibi felaketlerle nasibini alıyor.
 
Teolojik felesefeye göre tanrı ancak yaratırsa, "Ben gizli bir hazine idim. Beni tanımaları için mahlukatı yarattım" hadisinde betimlendiği gibi tanrı sıfatına kavuşabileceği, her hangi bir şey yaratmadan önce tanrı olamıyacağı için yaratıyor. Mitolojide ki anlatım aslında Sümer kökenli yaradılış efsanesine benzer bir şekilde tanımlanıyor. Her şey ol demesi ile olacakken burada eski yaradılış efsanelerinden yapılan alıntılar neticesinde, özellikle Yahudi yaradılış efsanelerinde (Sümer kökenide buradan gelmektedir) aktarılan söylenceler, Arap din inancına adapte edilerek mitolojideki klasik söylemle günlere ve hatta sonraki (Yahudi mitolojisinden alınma) söylemlerle saatlere bölünerek detaylı bir tarif yapılıyor. (Yaratıdılışın kabaca bir geriye dönük tarihini, İbn Sa’d (ö. 230/844) “Hz. Âdem ile Hz. İbrahim arasında 2 bin yıl, Hz. ibrahim’le Hz. Muhammed arasında da 2469 yıl vardır.”  diye açıklar, bu tarih ile ilgili farklı isimlerce değişik rakamlar olsada genel inanış evrenin toplam olarak yaklaşık 7500 yıl yaşayacağı yönündedir.) İslam'da tanrı'nın ol demesi neticesinde yaradılış gerçekleşirken, ol emrini vermeden önce tanrının yaratacağı şeyi tasarlamış olması gerekliliği sonucu ortaya çıkar. Bu gereklilik İslam'da kader inancınıda şekillendirerek, İnsan'ın yaratılmadan önce cinsiyeti, huyu, rızkı, inancı, eceli vb. nicelik ve niteliklerinin değiştirilemez şekilde önceden tanrı tarafından belirlenmesi inancınıda doğurur.
 
 
Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Büyük İslam Tarihi, İbn Kesir, Çev. Mehmet Keskin, Çağrı Yayınları, Cilt: 1, 1994
4- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1. Cilt, 1995
5- Siyer, Muhammed İbn İshak, Yay.Hazırlayan: Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çev.: Sezai Özel, Akabe Yayınları, 1988
6- Hz. Muhammed’in Hayatı, İbn Hişam, Çev.: Prof.Dr. İzzet Hasan – Prof.Dr. Neşet Çağatay, AÜİF Yayınları, 1971
7- İslam Tarihi, Hamdi Savaş, Erciyes Ü. Yayınları, 1995
8- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
9- Dinler Tarihi, Prof.Dr. Güney Tümer/Prof.Dr. Abdurrahman Küçük, Ocak Yayınları, 2002
10- Peygamberler ve Halifeler Tarihi, Ahmed Cevdet Paşa, Çile yayınları, 1-2. Cilt
11- Peygamberler Tarihi, Prof.Dr. İsmail Yiğit, Kayıhan Yayınları, 2012
12- İslami Kaynaklara Göre Peygamberler, Doç.Dr. Abdullah Aydemir, Dıyanet Vakfı Yayınları, 1996
13- Peygamberler Tarihi, M. Asım Köksal, Dıyanet Vakfı Yayınları, 2004
14- Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Ekrem Sarıkçıoğlu, Fakülte Yayınları, 2002
15- Hz. Muhammed’in Hayatı, Martin Lings, Çev. Nazife Şişman, İnsan Yayınları, 2006
16- Tarihü'l İslam, İmam Zehebi, Çev. Muazaffer Can, Cantaş Yayıncılık, 1996
17- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1-2. Cilt, 1978
18- Kuran Bağlamında İlk İnsan ve Nübüvvet - Fıtrat İlişkisi, Doç.Dr. Bahattin Dartma, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt:6, Sayı:1, 2006
19- Kuranda Allah ve İnsan, Dr. Toshihiko Izutsu, Çev. Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF Yayınları, 1975
20- Kuranda Dini ve Ahlaki Kavramlar, Dr. Toshihiko Izutsu, Çev. Selahattin Ayaz, Pınar yayınları, 1991
21- Yaratılış Olayı, Prof.Dr. M.Sait Şimşek, Beyan Yayınları, 1998
22- Kur’anı Kerim’de Yaratma Kavramı, Veli Ulutürk, İnsan Yayınları, 1995
23- Yaratılış Felsefesi ve Aykırılık, Nesim İlhan, Düşünce Dünyası Kitapları, 2009
24- Kuran'da ve İslam Öncesi Arap Düşüncesinde ‘’Dehr’’ Kavramı, Dr. Mustafa Öztürk, OMÜİF Dergisi, Sayı:16, 2003
25- Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi, Prof.Dr. Philip K.Hitti, Çev. Prof.Dr. Salih Tuğ, Boğaziçi Yayınları, Cilt:1, 1980
26- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, Çev: Zakir Kadiri Ugan - Ahmet Temir, Meb Yayınları, Cilt:1-2-3-4, 1991
27- Tarihu’l İslam, İmam Zehebi, Çev. Muzaffer Can, Cantaş Yayınları, Cilt:5-6, 1994
28- Uydurma Olduğunda İttifak Edilen Hadisler, Aliyyül Kari, Çev. İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
29- İslam Öncesi Arap Toplumunun Tanrı Tasavvuru ve Bu Tasavvurun İslam’ın Tanrı Tasavvuruna Etkisi Sorunu, Dr. Resul Öztürk, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 2, 2008
30- Peygamber Külliyatı, Muhammed Bin Salih Ed-Dimaşki, Çev. Hüseyin Kaya – H.İbrahim Kaçar, Ocak Yayınları, 2004
31- Sümerlilerin Dini İnanç ve Adetleri, Özden Gül Ökter, GÜSBF Yüksek Lisans Tezi, 2006
32- Putlar Kitabı (Kitap el-Asnam), İbn el-Kalbi, Roza Klinke-Rozenberger, Almanca-Arapça Çeviri Beyza Düşüngen, AÜİF Yayınları, 1968
33- Kuran’da Tanrılar, Guy Monnot, Çev.Yard.Doç.Dr. Ramazan Adıbelli, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt:11, Sayı:1, 2011
34- Tarih Sumer'de Başlar, S.N. Kramer, Çev. Hamide Koyukan, Kabalcı Yayınevi, 1999
35- İslam Medeniyetinde Putperestlik Döneminden Kalma İtikatlar, Edward Westermorck, Çev. Ş.Nazmi Coşkunlar, Marifet basımevi, 1938
36- İslam’dan Önce Arap Yarımadasında Putperestlik ve Yayılışı, Hüseyin Atay, AÜİF Dergisi, Cilt:6, Sayı:1, 1957
37- Tanrı Suretinde Yaratılma: İslam Kelamına Dair Bir Araştırma, W. Montgomery Watt, Çev. Yrd.Doç. Dr. Hüseyin Kahraman, UÜİF Dergisi, Sayı: 21, 2006
38- Allah'ın Halifesi İnsan, Doç.Dr. Hüseyin Atay, AÜİF Dergisi, Cilt:18, Sayı:1, 1970
39- İslam'dan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Dr. Neşet Çağatay, AÜİF Yayınları, 1957
40- Kuran ve Üst Tanrı İnancı, Prof. W. Montgomery Watt, Çev. Dr. Arif Gezer - Dr. Ömer Pakiş, e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, Sayı:3, 2010

4 Ocak 2012 Çarşamba

İslam’da Cismani Bir Tanrıya'mı Tapılıyor?

Buharî ve Müslim’in sahih hadis kitaplarında “Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı.” şeklinde bir hadis vardır. İslam din adamlarının büyük bir kısmına göre, “Suretihi” deki zamir Allah’a racidir. Hadisin tercümesi bu doğrultuda yapılmıştır. Yani ''Allah'' Ademi kendi suretinde yaratmıştır. Bir kısım azınlık İslam din adamına göre ise, oradaki zamir Adem’e racidir. Bu takdirde hadisin manası İbn Hacer vb. hadisçilere göre “Allah Adem’i, Adem’in kendi suretinde yarattı.” şeklinde olur. Bu kelime bazı bağlamlarda “yüz” mânâsına da gelmektedir. Konu İslam’a bu hadisle girmiştir, burda ki yorumlardan anlaşılacağı gibi 1400 yıldır İslam aleminin büyük çoğunluğu bu hadisten dolayı İnsanoğlunun ''Allah suretinde'' yaratıldığına inanır.

“Allah’ın benzeri, hiçbir şey yoktur; O, her şeyi hakkıyla işitir, hakkıyla görür.”(Şura suresi 11. ayet) ayetinde ki tanım ise Buharî ve Müslim’in anlatımıyla “Allah, insanı Rahman suretinde yarattı.” hadisi ile tanımlanır ve bir kısım İslam din adamı tarafından ''Allah'ın bazı sıfatlarını'' taşıyacak şekilde yaratıldığı inancına varılır.

Birkaç küçük ve kısık ses dışında İslam açısından genel inanış Buhari ve Müslim'in naklettiği hadiste olduğu gibi “Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı.” şeklindedir. İslam tanrısının İnsan şeklinde tasvirinin en açık ifadesi söz konusu hadiste belirtilsede, Politeist din anlayışının ilk evrelerinden kalma, tanrıları İnsan özelliklerinde tasvir etme inanışının izlerini Kuran’dada sık sık görürüz.

Peki konu Kur’anda nasıl geçer?

Maide suresi, ayet 64: “ Yahudiler '‘Allah’ın eli sıkıdır’’ dediler. Dediklerinden ötürü elleri bağlansın. Lanet olsun! Hayır! Onun iki eli de açıktır, nasıl dilerse sarf eder .”

Ali İmran suresi, ayet 115: “ Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.”

Sad suresi, ayet 71: “ Rabbim meleklere demiş ki ‘ Ben muhakkak çamurdan insan yaratacağım.’ Onu tamamlayıp içine ruhumdan üfürdüğüm zaman derhal ona secdeye kapanın!’’

Hicr suresi ayet 27-28-29: “ Rabbin meleklere, ‘ ben balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım, onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın’ demişti. Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!”

Secde suresi ayet 9: Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi. Sizin için işitme, görme ve idrak duygularını yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

Sad suresi ayet 72: Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!

Bakara suresi ayet 30: Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben, yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti.

Görüldüğü gibi Kuran’da da İslam tanrısından el ve yüz sahibi olarak bahsederken en çok İslam tanrısının ruhundan bahseder, buradaki anlatım ve tasvirler tamamen sümer yaratılış efsanesi ile benzerlik ve hatta bazı yerlerde aynı söylemle örtüşür. Yani hadiste olduğu gibi İslam tanrısından somut şekilde eli ve yüzü olan aynı zamanda bir ruh taşıyan varlık olarak bahsedilir.

Peki konu diğer hadislerde nasıl geçer?

Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Hz. Adem (as)`i kendi sureti üzere ve boyunu da altmış zira olarak yaratınca: "Git, şu oturan meleklere selam ver, onların seni nasıl selamlayacaklarına da dikkat et, dinle. Zira o selam, senin ve zürriyetinin selamı olacaktır" dedi. (Bunun üzerine Adem onlara gidip): "Esselamü aleyküm!" diye selam verdi. Melekler: "Esselamü aleyke verahmetullahi" dediler ve selama mukabele ederken verahmetullahi`yi ilave ettiler. Cennete her giren Hz. Adem suretinde (ve boyu da altmış arşın boyunda) olacak. Halk şu ana kadar (boyca) hep eksilmektedir."
HadisNo
:
3382


Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın." (Müslim`in rivayetinde şu ziyade var: "...Zira Allah Adem`i kendi suretinde yaratmıştır.")
HadisNo
:
3483


Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala, Hz. Adem (a.s)`i yarattığı ve ruh üflediği zaman, Adem hapşırdı ve elhamdülillah diyerek, izni ile Teala`ya hamdetti, Rabbi de ona: "Ey Adem, yerhamukAllah (Allah sana rahmet etsin), (mukarreb) meleklerden şu oturan gruba git ve "Esselamu aleyküm" de!" dedi. (Hz. Adem öyle yaptı. Hitab ettiği melekler): "Ve aleyke`s-selamu ve rahmetullahi ve berekatuhu!" diye karşılık verdiler. Sonra Adem (a.s) Rabbine döndü. Rabbi ona: "Bu cümle senin ve evladlarının aralarındaki selamlaşmadır" dedi. Allah Teala hazretleri, elleri kapalı olduğu halde Adem`e: "Dilediğini seç" dedi. Hz. Adem: "Rabbimin sağ elini seçtim! Rabbimin iki eli de sağdır, mübarektir" dedi. Sonra Allahu Teala hazretleri sağ elini açtı. İçinde Hz. Adem ve onun zürriyeti(nin emsalleri) vardı. Hz. Adem (a.s): "Ay Rabbim, bunlar nedir?" dedi. Rabb Teala: "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Her insanın iki gözünün arasında ömrü yazılıydı. Aralarında biri hepsinden daha parlak, daha nurlu idi. Hz. Adem: "Ey Rabbim! Bu kimdir?" dedi. Rabb Teala hazretleri: "Bu senin oğlun Davud`dur. Ben ona kırk yıllık ömür takdir ettim" dedi. Adem aleyhisselam: "Ey Rabbim onun ömrünü uzat!" talebinde bulundu. Rabb Teala: "Bu ona takdir edilmiş olandır!" deyince. Adem: "Ey Rabbim, ben ona kendi ömrümden altmış senesini verdim" diye ısrar etti. Bunun üzerine Rabb Teala: "Sen ve bu (talebin berabersiniz)." buyurdu. Sonra Adem cennete yerleştirildi. Allah`ın dilediği kadar orada kaldı. Sonra cennetten (arza) indirildi. Adem burada kendi ecelini yıl be-yıl sayıp hesaplıyordu. Derken ölüm meleği geldi. Hz. Adem (a.s) ona: "Acele ettin, erken geldin. Bana bin yıl ömür takdir edilmiştir" dedi. Melek: "İyi ama sen oğlun Davud`a altmış senesini verdin" dedi. Ne var ki O bunu inkar etti, zürriyeti de inkar etti; o unuttu, zürriyeti de unuttu." Resulullah (sav) ilave etti: "O günden itibaren yazma ve şahidlik emredildi."
HadisNo
:
1699


Fasil
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Hz. Ömer (ra)`den: "Rabbim Beni Ademden, bellerinden zürriyetlerini alıp da onları nefislerine karşı şahid tutarak: "Rabbiniz değil miyim?" diye işhad ettiği vakit bela (evet) dediler: Şahidiz. "Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz. Yahud: "Ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyet idik, şimdi o batılı te`sis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksin?" demeyesiniz" (A`raf 172-173) ayetinden soruldu. Hz. Ömer (ra) şu cevabı verdi: "Bu ayetten Resulullah (sav)`a da sorulmuştu. O şöyle açıkladı: "Allah Teala hazretleri, Hz. Adem`i yarattı sonra sağ eliyle meshedip ondan bir zürriyet çıkardı ve: "Bunlar cennet içindir, bunlar cennet ehlinin ameliyle amel ederler" dedi. Rabb Teala, ikinci defa sırtını okşadı, ondan bir nesil daha çıkardı ve: "Bunları da cehennem için yarattım, bunlar da cehennem ehlinin amelini işleyecekler" dedi. Cemaatten bir adam: "Ey Alla`ın Resulü! (kaderimiz ezelden yazılmış ise) niye amel ediyoruz? diye sordu. Resulullah (sav) şu açıklamayı yaptı: "Allah bir kişiyi cennet ehli olarak yaratmışsa onu cennet ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki cennetliklerin bir ameli üzere ölür ve Allah da onu cennetine kor. Aksine bir kulu da cehennem ehli olarak yaratmışsa, onu da cehennemliklerin amelinde istimal eder. Öyle ki bu da cehennemliklerin bir ameli üzere ölür, Allah da onu cehenneme koyar."
HadisNo
:
613


” Allah yaratma işini bitirince sırt üstü uzandı. O sırada bir ayağını öbür ayağının üzerine koymuştu. Bunun benzerini yapmak hiç kimseye uygun değildir.” Müslim, e's­Sahih, Kitabu'I-Libas/ 72-74, hadis nô: 2099; Ebu Davud, Sünen, Kita­bu'I-Edeb/35; hadis no: 2767, Hafız Ebu Bekr Muhammed İbnü'l Hasan İbn Fürek, Müşkili'l-Hadis, tahkik: Dr. Abdul'mu'ti, s.42.

Görüldüğü gibi hadislerde İslam peygamberi Kuran’dan farklı bir şey söylemiyor. Özellikle İslam tanrısının ellerinden bahsediyor, tanrı bu ellerle alıyor,veriyor, dokunuyor ve okşuyor. Özellikle yüze vurmanın yasaklandığı hadis’in iki değişik şekilde anlatımı daha vardır, yasaklama sebebi açıkça yazıldığı gibi Adem’in Allah’ın suretinde yaratılmış olmasından kaynaklı bir korku içermesidir. Konuyu daha özel yapan esas hadis ise sona kaldı gördüğünüz gibi, nedeni belli bir kısım İslam din adamlarınca sahih sayılmamasından dolayı, Müslim gibi İslam din kaynaklarında 3. sırada güvenilir bir yazarın, bu konuda bazı din adamlarınca sahih sayılmaması oldukça gariptir, sırt üstü uzanan ve ayak ayak üstüne atan bir tanrıdan bahsediliyor çünkü. Son hadisi sahih saymasak bile ayetler ve hadisler bize yeterli bilgiyi veriyor aslında. Özellikle ayet ve hadislerde İslam tanrısından elleri olan ve ruhu olan bir varlık olarak bahsediliyor. Ellerinin içine bir şey saklıyor ve lotorya yapıyor bu tanrı. İslam tanrısı; elleri ve yüzü olan, sırt üstü uzanan, ayak ayak üstüne atan ve ruhu olan bir tanrı tüm bu yazılanlara göre.

Tüm bu yazılanlardan sonra sıra Allah’ın benzeri, hiçbir şey yoktur; O, her şeyi hakkıyla işitir, hakkıyla görür.”( Şura suresi 11. ayet) ayetinde belirtilen tanım ne anlama geliyor? Söz konusu ayet ilk olarak yukarda sayılan ayet ve hadislerle çelişmektedir, cismani bir tanrı portresi çizen bütün bu söylemler ile birlikte aynı inanç içerisinde söylenenleri yalanlamak ne kadar doğru olabilir? Yani bu kadar ayet ve hadis İslam tanrısını el, yüz, vb. bir çok cismani vasıfla tanımlarken Şura suresi 11. ayeti tüm bunları yalanlayamaz değilmi? Çünkü bu duruma dair bir neshte yok kayıtlarda. Bu ayetteki ifade ancak yaratıcı vasıflar bazında benzersizlik iddia eden bir söylem olabilir, buda bizleri o dönemde tanrı kurgulanırken İnsan vasfında bilinçli bir şekilde düşünüldü sonucuna götürür yada İslami söylemde sık sık karşılaştığımız çelişkilerden birisine.

Tüm bu gerçekler doğrultusunda, Buhari’nin hadisi sadece nakletmekle kalmayıp “Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı.” Diye kesin bir sonuç bildirmesi aklımıza bir tek şeyi getiriyor; İlk dönem İslam algılamasında İslam tanrısı cismani bir varlık olarak algılanırken, zamanla (12. yy sonrası) tıpkı Zeus gibi gök yüzünde oturan cismani olmayan bir varlığa dönüşüyor, ayet ve hadislerdeki suret sıfatı içindeki özellikler, sıfatlarından bazıları olarak devam etmiştir. Şura suresi 11. ayet’indeki ‘’benzeri’’ sözcüğü bu anlamda ‘’rahman’’ sıfatına gönderme olarak var olmaktadır 21. yy İslam inancında.  

Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Tanrı Suretinde Yaratılma: İslam Kelamına Dair Bir Araştırma, W. Montgomery WATT, Çev. Yrd.Doç. Dr. Hüseyin Kahraman, UÜİF Dergisi, Sayı: 21, 2006
4- Yaratılış Olayı, Prof.Dr. M.Sait Şimşek, Beyan yayınları, 1998
5- Kuran’ı Kerim’de Yaratma Kavramı, Veli Ulutürk, İnsan yayınları, 1995
6- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
7- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
8- Çeşitli yönleriyle Din, Prof.Dr. Günay Tümer
9- Hz. Muhammed Mekke’de, W. Montgomery Watt, AÜİF yayınları no:5, çeviri: Doç.Dr. M. Rami Ayas, Doç.Dr. Azmi Yüksel, 1986
10- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, MEB yayınları, 1/2/3/4. Cilt, 1992
11- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
12- Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, Kabalcı yayınevi, 1-2-3. Ciltler, Mircea Eliade, 2003
13- Tarih Sumer de Başlar, S.N. Kramer, Çeviri: Hamide Koyukan, Kabalcı yayınevi, 1999
14- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1995
15- İslami tarihçiliğin doğuşu/ İlk siyer-megazi eserleri ve müellifleri, Ankara okulu yayınları,Josef Horovitz (Çev: Ramazan Altınay-Ramazan Özmen) 2002
16- Büyük İslam Tarihi, İbn-i Kesir, Çağrı yayınları