musa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
musa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2011 Çarşamba

İslam Mitolojisinde Irkçılık ve Tanrı’nın Yaradılış Açmazları

İslam mitolojisinde tanrı ilk önce Muhammed’i yaratıyor, daha sonra ona uygun bir toplum yaratma kararı alıyor. Bu arada cennet ve cehennem olarak iki ayrı mekan yaratıp ödül ve ceza verecek bir sistemide yaratıyor. İslam mitolojisindeki yaradılış efsanesinde her şeyin Muhammed hatırına yaratıldığını ve tüm evren tarihinin Muhammed’in varolması ve kendi toplumu ile birlikte tanrı’nın yanında ölümsüzlüğe kavuşarak, sonsuza kadar yarı tanrı şeklinde yaşaması için bizzat tanrı tarafından kurgulandığını belirtir. Bu söylemde İnsan’lığın atası sayılan ve yaratılan ilk İnsan olarak kabul gören Adem’e bile tanrı ‘’eğer Muhammed’i yaratmamış olsaydım vallahi seni yaratmazdım’’ diye seslenir bir hadisten aktarımla.

Görüldüğü gibi burada tanrı kendi suretinden yarattığı bir şeye hayran kalarak sadece ona olan sevgisini göstermek amacıyla bir evren ve içindeki faunayı yaratıyor. Yazılı tarihte en erken Sümerler’deki yaradılış söylemi ile köken olarak irtibatlandırılan ve çok büyük benzerlik taşıyan bu İslami yaradılış mitosunda kurgu diğer bir çok İslam efsane ve mitosu ile çelişmektedir. Sırasıyla yaradılış aşamasını ve İslam tanrısının yaradılış kurgusunu maddeler halinde özetleyecek olursak, bu kurgu içerisindeki tutarsızlıkları ve ırkçı söylemleride daha iyi tanımlamış oluruz. İslam mitolojisine göre tanımlanan bu kurguyu yaradılış efsanesine göre tanrı ol demekle gerçekleştirmiştir, o ol dediği anda geçmiş ve gelecekte olan her şey bir anda olmuştur ve bunlarıda değişmez bir kaide olarak gökyüzüne astığı bir levhaya yazmıştır. Ol dediği anda İslam mitosuna göre kader olarak adlandırılan ve tanrının en baştan her şeyi ve herkesi yaşayacağı bir hayat üzerinede kurgular, burada kişi yada toplumlar sadece Muhammed ve onu lider olarak görecek topluma hazırlık, ibret vb. bir çok nedenle yaradılır.

1- Tanrı bir canlı yaratma kararı alır ve Muhammed’in ruhunu yaratır. Yarattığı bu canlıyı çok sever ve onuda sevindirmek ister, bu nedenle onu öncelliyecek bir toplum ve evren yatarma kararı alır. Tüm yaradılış senaryosunda Muhammed’ten sonra kalem, akıl vb. bir çok değişik obje ve soyut olmasına rağmen somut sıfatlar yada isimler olarak belirtilen yaratım süreci yaşanır.

2- Tanrı yarattığı Muhammed için bir ata ve soy tasarlar zira kurguladığı İnsan toplumuna soy ve ata olacak ve Muhammed’e kadar onun toplumuna ibret olması için ve onların üreyerek yarattığı ruhlara sahip bedenlerde doğabilmeleri için yaşacakları bir evren ve tarihsel süreç yaratır. Muhammed ve onun toplumunun yaradılış kökeninde tanrının kendisine tapınacak en iyi İnsanları yaratma düşüncesi ortaya konurken, Cennet yaşamında tapınma ortadan kalakacaktır.

3- İnsan soyu için tek bir ırktan seçtiği ve sadece ortadoğuda yaşayan ve yaşatılan bir inanç ve tapınma ritüeline inanan, gene aynı ırktan seçtiği kendisinin temsilciliğini yapan kişiler aracılığıyla sadece Arap yarım adasında yaşayan bu ırk aracılığıyla sevdiği canlı olan Muhammed için soy ve ata yapar, onlara kendisine tapınma yöntemlerini ve Dünya üzerinde uygulayacakları kanunları verir. Burada ortaya konulan bu din ve sınavdan evrendeki bütün canlılar haberdar olmak ve tanrının ceza veya ödül sisteminden faydalanmak zorundadır, tanrının Mısır’da köle olarak yaşayan bir aşiretin liderini yetkilendirerek belirttiği kanunlarından aynı zamanda mesela Amazon ormanlarındaki bir başka aşirette uygulamakla sorumludur, doğal olarak haberi olmadığı için uygulayamadığı bu kanunlar neticesinde cezalandırılır bu tanrı tarafından bu mitolojik söyleme göre.

Bu arada Muhammed’e soy olacak İsrailoğulları denilen kabile aracılığıyla tanrı bütün İnsanlara kanunlarını açıklamadan önce onları Bakara suresi 122. Ayette açıkladığı gibi ‘’ Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi diğer kavimlere üstün tuttuğumu hatırlayın.’’ Şeklinde tanımlanacak olan bir ırkçı yaklaşımla tanımlar. Diğer İnsan’lar bir sınava tabi olmayacakları yaşam sonucunda ceza alacakları bir sonsuz yaşamla kurgulanırken bunların yaradılma sebepleri ve neden var oldukları ancak İsrailoğulları’nın üstün ve ayrıcalıklı ırk olduklarını anlamaları için figüran olarak yaradılmaları ile acıklanmaktadır. Burada bir başka figüran olarak karşımıza İsrailoğulları çıkar, onların var olma sebepleride Muhammed’in bedenini doğuracak bir soyun parçası olmaları, Müslüman toplum için ibret verici bir yaşam sürme kaderine sahip olmaları ve tanrı için gerekli olan ceza kurumuna İnsan sağlamalarıdır. Muhammed’in ortaya çıkması ile birlikte o dönemde daha açık söylenen günümüzde sadece Arap’lar tarafından tanımlanan bir Arap ırkının öne çıkarılması ve İsrailoğulları’nın yerine seçilmiş ırk olarak tanımlanması kurgusu yer alırken zamanla İslami sistemin değişik coğrafyalardaki hükümranlığı neticesinde ırkçılığın Muhammed’in peygamber olması ile tanrı tarafından sonlandırıldığı söylemine bırakmıştır.

Muhammed’in tanımlamasına göre tanrı İsrailoğulları’nı peygamberler aracılığıyla yönetmiş ve kanunlarını uygulatmıştır. Burada antikçağ ve ilk çağ’da rahip kral olarak adlandırdığımız ve yazılı tarih ile arkeolojik buluntularla tanımladığımız bir tarihsel süreci anlatan Muhammed kendi kurguladığı ve kendisine ata olarak seçtiği kavmin İslam mitolojisindeki yerini ve tarihinide özetler. Bölgedeki tek gelişmiş toplum olan İsrailoğulları’na dayalı bir soy oluşturma çabalarından ayrı olarak onları her yönden üstün gören ve kabullenen bir uygulamanın yansımalarıdır aynı zamanda bu mitolojik söylem. Muhammed’te bir rahip kral olarak Medinede yaşam sürmüştür, bu yaşamı boyunca ilk önce müttefik olma ihtiyacı duyduğu İsrailoğulları’na uygun söylemler dile getirirken ve onları sadece siyasi ve ekonomik müttefik olarak değil aynı zamanda dini bir müttefik olarak kazanma umutları taşırken İslam daha çok Yahudi dinsel ritüel ve kanunları etrafında şekillenmiş, bir ittifak kurulamayacağı anlaşıldığında ve Müslümanlar askeri olarak güçlendiklerinde İsrailoğulları’da sonsuza kadar İslam mitolojisinde lanetlenmiştir.

4- Sonsuz bir evren yaratırken içine sadece İnsanı koyması bir çelişkidir, diğer yarattığı her şeyi İnsan için ibret amacıyla yarattığı varsayımından hareket ettiğimizde bu sefer zaten kurguladığı bir mizansen sonucunda seçtiği kişiler Cennet ile ödüllendirileceği için bu ibrette geçici bir yanılsama yada algılama olarak var olacaktır. Keza bu evren içerisindeki her şey ve her canlı Müslüman toplum için ibret olacak şekilde yaratıldığı gibi aynı zamanda bir varlık olarak tanımlanan Cehennem içinde işkence görecek İnsan ce Cinler yaratmak için tanrı yemin ettiği içindirki büyük bir çoğunluk aslında ceza görmesi amacıyla tanrı tarafından yaratılır.

5- Yaradılış mitosunda geçici evren süreci yaklaşık 7500 yıl olarak tanımlanır, bu zamanın yaklaşık 2500 yılı Müslüman toplumun yer yüzünde yaşadığı süredir. İlk 5000 yıl Cehennemi dolduracak toplumların hüküm sürdüğü ki buna İsrailoğulları gibi seçilmiş bir ırk olarak hüküm sürmüş kavimlerde dahil olmak üzere bir süreç yaşanır. Dünya zamanına göre 7500 yıllık bir süreç sadece Muhammed’in tanrının yanında sonsuz ve ölümsüz bir yaşam sürmesi için kurgulanır. Tanrı Muhammed ve seçkin İnsan toplumunu doğrudan yanında yarı tanrı olarak yaşatmak yerine 7500 yıllık bir kurgusal süreç geçmesini ister.

6- Yaradılış esnasında İslam tanrısı kurguyu yaparken kendisinin en beğendiği kanunlar toplamı olarak İslam adlı bir sistemi kurgular ve o sistemi mütemadiyen seçtiği üstün Irk olan İsrailoğullarına açıklar, ama amaç burada İsrailoğulları’nın ölümsüzlüğü elde etmesi olmayıp bizzat Muhammed ve onun kendisini yalnız hissetmemesi ve onurlandırılması için yaratığı Müslüman toplum olduğu içindir ki diğer toplumları yani İsrailoğulları’nın diğer kabilelerini daha ilkel yaratır ve onlara İslam adlı sistemin en basit kurallarını öğretir. Bunları yaparken onları aynı zamanda bu kurallara uymamak üzere yarattığı içinde cezalandırır, amaç Muhammed ve Müslüman topluma özel bir sistem olduğu için önceki diğer toplumların kurallara riayet etmesi beklenemez. Bu süreç Maide suresi 70. Ayette ‘’ Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.’’ Şeklinde özetlenir.

Burada mitolojik kurgu yapılırken göz ardı edilen ve düşülen çelişki ise Muhammed ve onun açıklayıp hüküm süreceği gerçek dinin oluşabilmesi için zaten ondan önce ki bütün peygamberlerin başarısız olması gerekliliğidir. Bu arada İsrailoğulları da kurallara ve diğer bütün etmenlere uymamak ve tanrının kanunlarından vazgeçmek zorundadırlar, aksi takdirde ortaya çıkacak sonuçta ne Muhammed’e nede onun üzerinden yasallaştırılan bir sisteme ihtiyaç duyulacaktır. İslam mitolojisine göre Muhammed ondan önceki toplumların tanrının kanunundan çıkması sonucunda değil, bizzat kendisine özel bir din yaratılması neticesinde süreceği hükümranlık için peygamber ilan ediliyor. Tanrı yaradılışı kurgularken bunlarıda senaryoya dahil etmiş ve uzun bir süre İsrailoğulları’na zaten uymayacakları kurallar dayatmış ve onların uymamasını sağlayarak onları cezalandırmış ve cezalandıracaktırda ilerde. Bu kurgusunu tanrı İsra suresi 4. Ayette ‘’ Biz, Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.’’  Şeklinde açıklar. Bu söyleme göre tanrı 5000 yıl bozgunculuk yapmaları için İsrailoğulları ırkını görevlendirir.

Sonuç olarak özetle tanımlanan bu efsaneye göre her şey tanrının yaradılışı kurgulaması ve ol dedikten olmasıdır. Yarattığı her şeyi ve yaşamsal sürecini kurgular, onların şekil ve diğer özelliklerinide kurgular İslam tanrısı. Ol dediği anda olan şeyi önceden kurgulamıştır tanrı zaten, bu kurgunun içeriğini zaman, yaşanmışlık, sonuçta ödül yada ceza alma, kader vb. bir çok etkenide kurgunun bir parçası olarak yaratmıştır. Şanslı olan Müslüman toplumdur, tanrıyı tanıyıp tapınmasını sürdürecek olan ve içlerinden seçilen bazı şanssızların bir süreliğine çekeceği ceza dışında kesin olarak Cennette sonsuzluğa kadar sürecek bir ölümsüz yaşam sürme ayrılıcağınıda ol dediği anda yaratmış olur tanrı.

Görüldüğü gibi İslam mitolojisinde uzun bir konu olan yaradılış efsanesinin sadece İsrailoğulları üzerinden tanımlanan ırkçı söylemini ve onun üzerinden oluşturulan çelişkiler yumağını özetle tanımlayacak olursak, burada bu efsanenin arkasındaki bir takım pagan inançların devamını ve söyleminide görmemezlik edemeyiz. İsrailoğulları’nın Babil esareti ile birlikte öğrendikleri pagan inançlar ve onların üzerine teorize ettikleri tek tenrılı din sisteminden İslam mitolojisinede bir çok şey geçmiştir. Yahudi’lik olarak adlandırılan dinsel inancın içerisinde barınan pagan efsaneler ve yaradılış söylemleri eski tanrıların yerini tek tanrı söyleminin alması ile tanımlanırken, bu söylemlerdeki bir çok şey aynen yada yarı tanrıların melek olarak tanımlanması gibi değiştirilerek alınmıştır.

Ali İmran suresi 49. Ayette ‘’ Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur’’ şeklinde İsrailoğulları üzerinden Müslüman topluma seslenen tanrı, aslında Sümer yaradılış efsanesindeki bir söylemi İslam mitolojisinde tekrarlamaktan öteye geçemez. Gene aynı şekilde Sümer yaradılış efsanesinde  betimlenen tanrının çamurdan yaptığı şekillere üfleyerek canlandırıp Dünya üzerindeki canlılığı ve doğal olarak İnsan ırkını yaratması efsanesinin aktarımıdır bu ayet. Benzer şekilde bir çok söylem ve kurgu köken olarak İsrailoğulları’nın önceki pagan kültüründen izler taşır fakat bir diğer unsur olan Muhammed’in içinden çıktığı Arap’ların pagan gelenek ve yaradılış efsaneleride bu İslami mitolojide yer alır.

Kaynak:
1- Kuran
2- Kutubusitte (Buhari) hadisleri
3- Tarih Sumer de Başlar, S.N. Kramer, Çeviri: Hamide Koyukan, Kabalcı yayınevi, 1999

15 Şubat 2011 Salı

Hırisriyan dininde kölelik

"Gal 3:28 Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı vardır. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz. " suresinde İncil kölelerden bahseder, ayet bütününe bakacak olursak galatyalılar kitabının 3. Bölümünde İbrahim’in yasasından yani Tevrat’tan eski ahid’ten bahseder. İsa’nın mirasçı olduğunu ve yeni ahid’e göre yeni yasa’nın geldiği ve artık herkezin İsa’ya iman ederek tanrı’nın oğulları olduğunu belirtir. Bu noktada inanan kitlesini tanımlar ve Tevrat’ı hükümsüz kılar, bilindiği gibi Tevrat’ta tanrı Yahudiler için vardır bu ayet ile tanrı sadece Yahudilerin ve özgür erkeklerin tanrısı olmaktan çıkarak tüm kavimlerin ve köle ile özgür’ün, kadınla erkeğin tanrısı olur.

‘’Luka 12:37 Efendileri geldiğinde uyanık bulunan kölelere ne mutlu! Size doğrusunu söyleyeyim, efendileri beline kuşağını bağlayacak, kölelerini sofraya oturtacak ve gelip onlara hizmet edecek.’’ Bu ayette tekrar dirilişine kadar uyanık ve hazır olması için öğrencilerine kıssalar anlatmaktadır İsa. ‘’ Luka 12:47 Efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan, onun isteğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek. ‘’ burada tekrar diriliş ve Dünya’nın sonu ile birlikte sorgu için hazırlık yapılmasından bahseder, özetle iteat etmeyi öğütler sonucunda ise herkezin özgür olacağını vaad eder. Kendisine inanmayan yada iteat etmeyenlerin cezalandırılacağını anlatır.

‘’ Luka 17:7-10 Hanginizin çift süren ya da çobanlık eden bir kölesi olur da, tarladan dönüşünde ona, “Çabuk gel, sofraya otur” der? Tersine ona, “Yemeğimi hazırla, kuşağını bağla ve ben yiyip içerken bana hizmet et. Ondan sonra da sen yiyip içersin” demez mi? Verdiği buyrukları yerine getirdi diye köleye teşekkür eder mi hiç? Siz de böylece, size verilen buyrukların hepsini yerine getirdikten sonra, “Biz değersiz kullarız; sadece yapmamız gerekeni yaptık” deyin.’’ Ayet açık ve net sanırım kıssada tanrının kölesi olarak İnsanların emirlere uyması gerektiği ve bunun için bir beklentilerinin olmaması gerektiği salık veriliyor. Kölenin tam iteatle efendisine bağlı kalması gerektiği ve efendininde köle üzerinde tam hakka sahip olduğuda betimlenmektedir.

Kısaca yeni ahid’te (İncilce) köleliği yasaklayan bir ayet yoktur. İncil’de bir çok yerde dönemin toplum yaşamında var olan köle ve özgür insan gerçeğinden bahsedilir, bu örnekleme üzerinden tanrıya koşulsuz iteat etmek ve inanmak öğretisi anlatılmak istenir. Tanrı’nın efendi ve inananların köle oldukları dikte edilirken dinsel terimle söylersek kulluk kavramı pekiştirilir. Keza meşhur kuzu benzetmeside dönemine ve İsa’nın bilgi düzeyine uygun bir kıssa ve örnektir konu için.

Tüm doğmatik dinlerin kitaplarında olduğu gibi İncil’de yasakladıklarını açıkça yazar. Döneminin dili ve kültürüne göre konuyu açıklarken, hitabet şeklini kullanırken, hitap ettiği kitlenin sınıf ve bilgi seviyesini unutmaz. Konuyu biraz daha açık hale getirmek için örnekler vermem gerek;

‘’Matta 5:27-32 Zina etme' denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir. Eğer sağ gözün seni günaha sokarsa, onu çıkar, at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, tüm vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin seni günaha sokarsa, onu kes, at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, tüm vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir. Kim karısını boşarsa ona boş kâğıdını versin' denilmiştir. Ama ben size diyorum ki, karısını cinsel ahlaksızlıktan başka bir nedenle boşayan her adam, onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.’’ Eski ahid’te tanrı her şekilde boşanmaya izin verirken yeni ahid’te İsa sadece zina halinde boşanmaya izin vererek eski yasayı iptal eder, zina dışındaki boşanmayı yasaklar.

‘’Matta 5:38-42 Göze göz, dişe diş' denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.’’ Eski Ahid’te yani Tevrat’ta tanrı ‘’göze göz, dişe diş’’ emrini verir yani kısas uygulamasını emreder. Yeni Ahid ile İsa bu emrin iptal olduğunu yani yasaklandığını bildirir Hıristiyanlara. Pesimist olmayı öğütler artık tanrı, Tavrat’ın tanrısının şiddet yanlısı emirlerinin yerini teslimiyetçi ve kul olmayı öğütleyen söylem alır.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, özetle tanrı yasakladığı şeyleri açıkça yazıyor kitapta, köleliğin yasaklandığına dair tek bir satır yok İncilde. Aksine kölelik ruhu her yerine işlemiş bir şekilde yer alıyor, tanrıya kulluk ile efendiye kölelik özdeşleştiriliyor çoğu yerde.  

Bu nedenledirki feodal dönemin ekonomik sistemine en uygun işletim sistemi olan kölelik kapitalist sistem gelene kadar yaşıyor ve yaşatılması için en büyük desteği Hıristiyan’lıktaki kiliseden görüyor. Vatikan fermanlar veriyor bu konuda, sonrasında kiliseler destek oluyorlar bu sisteme. Döneminin makinasıdır köle, günümüz toplumunda ki traktör yada biçer döver neyse feodal toplumlarda köle odur aslında. Mal’dır özetle, üretim aracıdır. Hiçbir güç yerine yenisini koymadan eskisini kaldıramaz, kaldı ki ABD iç savaşında olduğu gibi çoğu yerde feodal yapılanma direnmiştir. 1807 deki ilk köleliği yasaklayan kanunundan 1926 yılındaki BM genel yasaklamasına kadar olan süreçte savaşlar yaşanmıştır. Tüm bu nedenlerden dolayı kölelik sistemini kaldırmak Roma dönemi gibi sadece köleci bir sistem olarak değil aynı zamanda köleliği kültür olarak yaşatan coğrafyalarda  imkansızdır. Tüm bu sebeplerden dolayı Hıristiyan toplumlar köleliği tanrının izin verdiği bir kurum olarak algılamış ve uygulamışlardır. Rönesans aydınlanması bile buna engel olamamıştır, keşfedilen yeni topraklar ve üzerindeki tarım plantasyonları için gereken iş gücü Afrika ve sömürge yerlilerinden oluşan bir köleler ordusu ile sağlanmıştır. Kilise kölelerin tanrı tarafından Hıristiyan topluma gönderildiğine dair fetvalar vermiştir. Köle çocuk ile eşdeğerdedir, yani savunmasız ve babasına muhtaçdır bu söylemde. Baron de Tott "İtiraf etmeliyiz ki, kölelerine ve cariyelerine kötü davranan Avrupalılardır. Bunun sebebi de : doğuluların köle satın almak için para biriktirmeleri, Avrupalıların ise para biriktirmek için köle satın almalarıdır." diyerek 19. yy Hıristiyan burjuva Dünya’sının bakış açısını çok güzel anlatır. Milyonlarca köle gene Milyonlarca Hıristiyan efendi tarafından yüzyıllarca iş gücü olarak kullanılmıştır. Yüzyıllarca İncil öğretisene göre yaşayan ve her Pazar kilisesinde tanrıya dua eden bu Hıristiyanlar, köleleri ile aynı kilisede olmamak için onlara ayrı bir kilise yapmış ve zorla Hıristiyan yaparak kendi inançlarını dayatmıştır. Afrika’yı köle pazarı ve tarlası olarak gören zihniyet elbet gücünü toplumun ve devletin üstündeki kiliseden yani tanrıdan almıştır. Kilise değilmidir krala taç giydiren? Yani yasama ve yürütme yetkisini tanrıdan alır Dünyevi devlet.

Konuyu Hıristiyan dini açısından en iyi özetleyen ise Pavlus’un Efesliler için yaptığı konuşmadır.

‘’Efesliler 6:5-9 Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesih'in sözünü dinler gibi, saygı ve korkuyla, saf yürekle dinleyin. Bunu, sırf insanları hoşnut etmek isteyenler gibi, göze hoş görünmek için yapmayın. Mesih'in kulları olarak Tanrı'nın isteğini candan yerine getirin. İnsanlara değil, Rab'be hizmet eder gibi gayretle hizmet edin. Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin, yaptığı her iyiliğin karşılığını Rab'den alacağını biliyorsunuz. Ey efendiler, siz de kölelerinize aynı şekilde davranın. Artık onları tehdit etmeyin. Onların ve sizin Efendinizin göklerde olduğunu ve insanlar arasında ayrım yapmadığını biliyorsunuz.’’

Burda açıkça ifade edildiği gibi İncil yani yeni ahid, kölelere efendilerinin sözlerinden dışarı çıkmamalarını emrediyor, bu emir tanrı emridir diye altı çiziliyor birde cümle içinde. İncil eski yasanın bir çok yerini iptal ederken görüldüğü gibi yeni yasada sadece kölelikle ilgili olarak özgür İnsanlara, kölelerine iyi davranmalarını emrediyor. Buna mukabil kölelere ise tanrıya iteat eder gibi efendilerinize iteat edin diye emrediyor.

Kaynaklar:
1- İncil
2- Tevrat
3- İlkel topluluktan uygar topluma, AÜSBF yayınları, Alaeddin Şenel 1982
4- İlkel, Köleci ve Feodal Toplum, Zubritski-Mitropolski-Kerov, Eriş Yayınları/8. Baskı
5- Roma egemenliği: Yurttaşlık ve kölelik, çeviren: Prof.Dr. Özcan Çelebican
6- İlk çağ felsefesi tarihi, W.K.C. Guthrie, Gündoğan yayınları, ikinci baskı 1999
7- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
8- Dinsel inançlar ve düşünceler tarihi, Mircea Eliade, Kabalcı yayınları 2. Ve 3. Cilt 2003