hıristiyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hıristiyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2013 Cuma

İbrahim, Peygamberliği ve Dini 2



Kuran sure ve ayetleri incelendiğinde, Mekkî döneme (yaklaşık 610 yılından 616’ya kadar) ait ayetlerde bir kere bile tek (vahid veya onun eşanlamlısı olan vahdehu) kelimesine rastlanılmamaktadır. Kuran’da çoğu zaman karşıtlık aracılığıyla monoteizmi ifade etmek için (Allah’tan başka ilah yoktur ifadesinde olduğu gibi) kullanılan ilah kelimesi sadece Tur suresi 43. ayette bir defa geçmektedir. Muhammed’in Medine’de ikamet ettiği dönemin başlarında, önceki metinlerin bir tür yeniden düzenlenmesine mukabil, bu ayetin de daha sonra düzenlenmesi ve bağlam dışı olması büyük bir ihtimaldir. Kuran’ın Mekki ilk dönemleri hiçbir açık monoteizm içermemektedir. Bununla birlikte Mekki sûrelerde İbrahim Kâbe'nin kurucusu olarak hiç anılmaz, Hanif kelimesi son Mekke donemi ayetlerde geçer. İbrahim diğer peygamberler gibi bir Allah elçisidir. İbrahim ve onun dini ile savaşçı peygamberliğinin ilk söylemleri, Medine’li aşiretlerle yapılan görüşmelerden sonra Mekke’deki son 2-3 yılda yavaş yavaş ortaya çıkar.

Kuran’da açık bir şekilde İbrahim’in Arap’ların atası olduğu belirtilmez, Bakara suresi 128. Ayet’te gecen ‘’Rabbımız, bizi sana teslim olanlar yap, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar’’ ifadesindeki ‘’neslimizden’’ sözünden, İbni Kesir hariç Araplar’ın kasdedildiğini öne sürer İslam. İbrahim ve oğlu İsmail'in duasında yer alan bu peygamber onların soyundan gelen Muhammed'dir. Nitekim İsma­il'in neslinden daha başka peygamber de gelmemiştir. Öte yandan bölgede soy erkek üzerinden devam ettiği için aslında teknik olarak Muhammed Arap değil Yahudi’dir bu söylemlere göre.

Bütün bu söylem arasında Medeni olan 28-29. Ayetler hariç Mekki bir sure olan İbrahim’de Muhammed’in kendi kabilesine Musa gibi kurtarıcı olarak gönderildiği belirtilirken, peygamberlerin ve doğal olarak Muhammed’in gönderiliş sebebini anlatır başlangıçta. 13-14. Ayetler büyük ihtimal son dönem Mekki ayetlerdir. Sure genelinde Muhammed’in tanrı tarafından seçilmiş olduğunu kabul etmeyen rakiplerine karşı bir kıyamet ve sonrasına dair tehdit söz konusudur. Sure adını İbrahim’in duasından almakla beraber, Surenin temel konusu peygamberlik müessesesidir. Bu konunun çevresinde tevhit ve ahiret inancından da söz edilerek ilerde oluşturulacak olan İbrahim mitinin ilk söylemleri betimlenir.

İslam’daki İbrahim mitini ana hatları ile incelemekte fayda vardır. Kuran İbrahim hakkında bilgi vermekle beraber, onun doğumu, ölümü, göçleri vb. hususlarda Tevrat ve İncil’deki gibi tarihi bilgi aktarmaz. Kuran, toplumda o dönemde var olan mitlerden hareketle o’nun inancı, dininin esasları, ibadetleri ve mücahidliğinden bahseder. Tevrat ve İncil’de görülen politeist ata anlatımı Kuran’da yer almaz. O İnsanlığın üç atası olan Adem ve Nuh’tan sonraki kişidir. İslam tarihine göre Adem ile İbrahim arasında 1000 yıl, İbrahim ve Musa arasında 1000 yıl ve Musa ile İsa arasında da 1900 yıl bulunmaktatır. Muhammed’te İsa’dan 569 yıl sonra dünyaya gelmiş olduğuna göre İbrahim'le Muhammed arasında 3469 yıl vardır. Bazı kaynaklarda ise Adem ile İbrahim arasında 3037 yıl olduğu, Nuh ile İbrahim arasında ise 2063 yıl bulunduğu kaydedilmiştir.

İbrani anlatımın dışında kalan Kuran’da, bir kaç yerde onun hicretinden, daha sonra kendisine verilen nimetlerden, neslin­den seçilen bazı peygamberlerden ve peygamberliğin onun nesli­ne tahsis edildiğinden bahsetmektedir. İbrahim babasıyla ve kralla mücadele eden, politeizmi yıkmak için savaşan ve ateşe atılmayı göze alan bir savaşçıdır. Nitekim bu uğurda o, tanrının emri ile ülkesini terk eder. Harran’dan Filistin’e karısı ve yeğeni Lut ile göç eder. Uzun bir süre Filistin, Ürdün ve Sina’da göçebe olarak yaşayan İbrahim, Filistin’de egemenlik kurar, hemen yanı başında yeğeni (aynı zamanda peygamber) Lut’ta ünlü İbrani mit olan Sadom ve Gamorra’ya yerleşerek hayatlarını sürdürürler, bu süreçte İbrani söylemin ana hatlarına sadık kalınarak, bir çok İbrani mitolojik söylem aktarılır. Daha doğmadan seçil bir kişi olan İbrahim, İslama göre bir çok defa imtihan edilir tanrısı tarafından. Tevrat’ta tek olan imtihan Kuran’da 10 yerde geçer, tanrı ve İbrahim sık sık güven sorunu yaşarlar, hatta İbrahim sık sık tanrısından şüpheye düşüp onu imtihan eder.

Bu arada tanrıya yakarışı sayesinde yaklaşık 90 yaş civarındayken nikahlı eşinin Sümer ve Asur geleneklerinde olduğu gibi, erkek evlat veremediği kocasına, erkek evlat versin diye köle kadın vermesi ritüelinin aynısı tekrarlanır ve köle kadından Arapların atası olacak İsmail Dünya’ya gelir. Kuran’da yaş belirtilmemekle beraber İbrani söylemlerden alınmış İslam mitolojisine göre bu olaydan 15 sene sonra nikahlı eşinden Yahudilerin soyunu sürdürecek olan İshak doğar. İslam mitolojisi İbrahim’in neslinden ilk Arapça konuşan kişinin İsmail olduğunu söyler.

İbrani tarihte ilk defa İslam mitolojisinde İbrahim, tanrının emri ile karısı Hacer ve oğlu İsmail’i, Mekke’de ıssız ve susuz bir yere bırakır. Tevrat ve İncilde’yse Filistin civarında bir çöle bıraktığı yazar. Bu mitte aslında Sümer ve Asur hukukundaki nikahlı eşten doğan çocuk yasal mirasçı olunca, diğer ikincil konumdaki mirasçılar aile dışına çıkarılır kanununun aynısıdır. Onları merak ettiği için sık sık ziyaretlerine gitmiş ve bu seyahatleri İslam mitolojisine göre, tanrının yerleri dürmesi yada kanatlı at olan Burak’la yol alması şeklinde olmuştur.

Bu ziyaretlerinden birisinde gene tanrının emri ile Mekke’de İsmail ile birlikte Kabe’yi yaparlar. Bu sayede İbrahim, Kuran’da “milleti İbrahim” olarak ifade edilen, ilk monoteist din olan Hanif’liği (İslam’ı), oğluna ve Arap soyuna miras bırakmıştır. Kuran’da, Al-i İmran suresi 96. Ayette Dünya’da ilk defa ve ilk inşa edilen kaydıyle tanrıya ait bir mabed olarak yapıldığı yazılan Kabe için İslam mitolojisindeki diğer söylemlerde, Kabe'nin ilk kez melekler veya Adem tara­fından yapıldığı, Tanrının yer ve gökleri yaratmasından 40 yıl önce Kabe’nin, su üzerinde köpük halinde yaratıldığı, Tanrının yeryüzünü yaratmasından 2.000 yıl önce Kabe'nin yerini yarattığı ve temellerinin arzın yedinci ve en alt tabanına kadar uzandığı yada Tanrı tarafından gökten indirildiği de betimlenmektedir. Bir başka mitte Sid tarafından taştan yapılan Kabe’nin Nuh tufanında yıkılmasından sonra İbrahim’in oğlu ile yeniden yaptığı anlatılır.

İbrahim’in Kabe’yi inşasından sonra Filistin’deki hayatından, İslam mitolojisi fazla bahsetmez. İslama göre ölümünden önce Filistin’i İshak’a, Mekke’yi İsmail’e bırakan İbrahim, diğer çocuklarını doğuya doğru göndermiştir. İslami söylemde İbrahim'in diğer çocuklarının "İsmail ve İshak kaldığı halde neden kendilerinin doğuya gönderildiklerini" sorduklarını, İbrahim'in ise, "Kendisine bu şekilde emredildiğini" söylediğini yazar. Gerek Yahudi kaynakları ve gerekse İslam kaynakları, Sara’nın ölümünden sonra önce Kantura, daha sonra Hacuni (Hacur) isminde iki kadınla evlendiğini ve Kantura’dan altı,Hacur’dan beş oğlu olduğunu anlatır.

İslam felsefesinin ana unsuru olan monoteizmin de esas dayanak noktasını oluşturan tevhid inancının kökeninde de İbrahim vardır. İbrahim Tevrat ve İncil’dekinin aksine Kuran’da Hanif adlı dini tebliğ etmek için vardır. Kuranda 12 yerde geçen Hanif ve Hunefa kelimeleride sık sık İslam mitolojisinde Sabii'lik ile birlikte anılmaktadır. Sabii'lik dini Arap yarımadası ve yukarı Mezopotamya’da yaşayan ve kendilerine Sabii diyen bazı politeist kabilerin varlığı ile karıştırılmakla beraber Kuran’da geçen Sabii’lerin, el-Cezirede yaşayan Mandeen diye bilinen henoteizmi ya da monolatriyi andıran bir Hıristiyan vaftiz tarikatlarından birisine tabi kabile olduğudur. Öte yandan ortaya atıldığı günden beri hep tartışma konusu olan Hanif din ve millet kavramları İslami tevhid inancınında ana unsurudur. Hanif’lik vasıtası ile Muhammed, tanrının yarattığı ilk dininde peygamberi olmakla birlikte, tanrının İnsanoğluna layık gördüğü bozulmamış dininde peygamberi olmaktadır. Bu sebeplede İbrahim ve oğlu tarafından hanif din için yapılan Kabe’ninde tek mirasçısıdır.

Buna mukabil İslam öncesi ve erken İslam dönemlerinde Arap yarımadasında Hanif dini diye bir din olmadığı gibi, sadece İslam mitolojisinde karşımıza çıkan İbrahim dini diye bir din ve dinsel grupta yoktur. Aksine bölgedeki bütün Arap ve Bedevi kabileleri kendilerini İbrahim soyuna bağlamak için, İbrahim dininden Hanif olduklarını iddia etmişler, bu söylem üzerinden siyaset yapmışlar ve kendilerinin hak din olduğunu savlamışlardır. Kuran’da Duha suresi 7. ayetinde Muhammed, İslam öncesi müşrik olarak yaşayan ve İslam’ı öğrendikten sonra hidayete eren olarak tanımlanmakta, böylece İslam öncesi Hanif bir kitle olmadığı betimlenmektedir. Özetle, Müslüman’larda siyasi ve dinsel rakipleri politeist Kureyş kabileside dahil bütün kabileler kendisini Hanif olarak adlandırıyor ve karşısındakini müşrik olarak tanımlıyordu.

İslam mitolojisine göre Musa’ya verilen kitabın aksine İbrahim’in “kitabı” korunamamış, kaybolmuş veya unutulmuştur. İslam öncesi Araplar’daki politeizmin kökenini açıklamaya çalışan İslam mitolojisinde, İslam öncesinde Arap’ların Mekke ve Kabe’ye karşı besledikleri saygı ve derin dini duygunun temelinde İbrahimi monoteizmden sapmanın olduğunu öne sürerler.

Bütün bu söylemlerin yanında Muhammed yaşarken ve sonrasında, Muhammed tıpkı diğer peygamberlerle özdeşleştirildiği gibi İbrahim’lede özdeşleştirilmekle kalmaz, Mekki dönemdeki İsa’nın Muhammed ile olan özdeşleştirmesinide aşarak onun yerini alır. Mitolojide, İb­rahim'in orta boylu, ela gözlü, güzel ve güler yüzlü, açık alınlı ayak izlerine varıncaya kadar şekil ve eşgal olarak Muhammed'e en çok benzeyen insan olduğu betimlenir. İbrahim’de küçük bir çocukken babasını kaybetmiş, tıpkı Muhammed gibi onuda amcası büyütmüştür. Her ikisi de, dini görüşleri sebebiyle doğdukları topraklardan “hicret” etmişlerdir. Yine ikisi de, tanrı’nın vahyini aynı ayda almışlardır. Her ikisi politeizmle ve düşmanlarıyla savaşmış ve yenmişlerdir. İbrahim Mekke’yi, Muhammed’de Medine’yi “harem”e dönüştürmüştür. İbrahim’e ayırıcı bir vasıf olarak verilen “Allah’ın dostu” (Halil Allah) unvanı, Muhammed’e de verilmiştir. Hatta direkt olarak kendisini onun oğlu olarak, ‘’her peygamberin bir vasisi vardır benim vasim, İbrahim’dir’’ şeklinde betimlemiştir. İkiside göğe tanrının yanına çıkmışlardır. Muhammed’in dedesi Haşim’in bir kıtlık esnasında tirit yemeği yaparak kabilesini açlıktan ve ölümlerden kurtarması hikayesindeki tirit yemeğini ilk defa onun yaptığı gibi dolaylı anlatımlarla birlikte betimlenir. İbrahim’de hac dönüşü ölmüştür. İbrahim’de olupta Muhammed’te olmayan şey yoktur, aksine Muhammed bütün peygamberlerin özelliklerini aldığı için süper peygamber olarak İbrahim’den kat kat üstündür.

İbrahim’in, peygamber ve ata olması kavramından, savaşçı ve put kırıcı bir peygamberliğe yükselmesi ve yeni bir millet ve din kurması misyonunu üstlenmesi, ancak Medine’ye yerleşildikten bir yıl sonra, gerçek anlamda Kureyş ve müttefiklerinin dışında komşuları Yahudiler’le başlayan savaş sonucunda olmuştur. Muhammed klasik şiddetten uzak duran Hıristiyan misyoner söyleminin kendisini sonuca götüremeyeceğini Mekke’deki son 3-4 yılında fark ettiği için, kendine başka bir dayanak noktası aramaya başlamış, iktidara talip ve Yahudi politeizmi ile beslenmiş bir Mesih bekleyen ve iktidar için her şeyi göze alan Medineli aşiretlerle birlikte hareket edebilmek için oluşturduğu monoteist söylemi, İbrahim’in ilk Müslüman (evvelü’l-Müslimin) ve Araplar’ın da onun oğlu İsmail’in soyu olduğu iddiasında yansımasını bulan bir değişime uğramıştır. Böylece Yahudi’lerin savaşçı rahip geleneği esas alınarak cihad yapan bir peygamber kültü oluşturulabilmiştir.

İbrahim tanrının emri ile köle eşinden olan ve Yahudi şeriatına göre mirasçı kabul edilmeyen, Tevrat’ta ve İncil’de adı geçmeyen oğlu İsmail ile eşini Filistin’den Mekke’ye getirmiş ve ıssız bir yerde terk etmiştir. Bazı Arap kabilelerinde İslam öncesi var olan köle kadının (cariyenin) çoçuğunun evlilik dışı, fakat özellikle hukuki temsil konusunda belirleyici bir unsur olan neseb ilişkisi açısından ise, evlilik birliği içinde doğmuş çocuk gibi kabul edilmesinden hareketle, İsmail’i evlilik birliği sonucu doğmuş çocuğa benzer biçimde, hukuken geçerli bir neseb ilişkisi içerisinde değerlendirmiştir. Bu anlayışa göre İsmail, babasıyla birlikte, ilahi ibadetin merkezi olarak fonksiyon icra etmesi ve inananları hac için kendine çekmesi amacıyla Allah’ın evi Kabe’yi inşa etmiştir. Bu şekilde İbrahim, Arapların peygamberi olan Muhammed’in öncüsü olarak gösterilmiştir. Buna istinaden İslam’ın, İbrahim tarafından vaaz edilen monoteizmin somutlaşmış hali olduğu iddia edilmiştir. Muhammed kendisini İbrahim tarafından savunulan orijinal, saf monoteizmi yeniden hayata geçirdiğine inanan bir reformcu olarak tanıtmıştır. O bu öğretiyi savunan bütün peygamberlerin tek mirasçısının kendisi olduğunu iddia etmiştir. Bu durum, Muhammed’in, İslam’ın, Yahudilik ve Hıristiyanlığa göre önceliğinin bulunduğunu iddia etmesine imkan sağlamıştır (Ali İmran suresi, ayetler 65-68). İslam’ın Yahudilik’ten bağımsız ve bu dönemde ortaya çıkan orijinal bir din olduğunu göstermesi için yeni bir araç sağladığını iddia etmesininde yolunu açmıştır. Muhammed, İbrahim’in dini mirasını benimsemekle, sonradan Mekke halkıyla uzlaşmanın ilk adımı olan Mekke’nin kutsallığını vurgulamasına imkan sağlayan vasıtalar da kazanmıştır.

Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Tevrat
4- Zebur
5- İncil
6- Ansiklopedik Dinler Sözlüğü İbrahim Maddesi, Mehmet Aydın, Nüve Kültür Mrkz. Yayınları, 2006
7- İbrahim Peygamber, Muazzez İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları, 1997
8- Dinler ve Mezhepler Tarihi, Muhammed Eş-Şehristani, Çev. Muharrem Tan, Işık Akademi Yayınları, 2006
9- Dinler Tarihi, Prof.Dr. Güney Tümer/Prof.Dr. Abdurrahman Küçük, Ocak Yayınları, 2002
10- Tanrı Anlayışı, Cemil Sena, Remzi Kitabevi, 1978
11- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1995
12- Birüni’ye göre Dinler ve İslam dini, Diyanet yayınları, Dr. Günay Dümer 1975
13- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
14- Peygamberler ve Halifeler Tarihi, Ahmed Cevdet Paşa, Çile yayınları, 1-2. Cilt
15- Büyük İslam Tarihi, İbn-i Kesir, Çağrı yayınları
16- Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, Mircea Eliade, Cilt 1, Kabalcı yayınevi, 2003
17- Sümerlilerin Dini İnanç ve Adetleri, Özden Gül Ökter, GÜSBF Yüksek Lisans Tezi, 2006
18- Diyanet İslam Ansiklopedisi, İbrahim maddesi, 21. Cilt
19- Peygamberler Tarihi, Prof.Dr. İsmail Yiğit, Kayıhan Yayınları, 2012
20- Ayetler Işığında Peygamberler Tarihi, Muhammed Ali Sabuni, Ahsen Yayınları, 2003
21- İslami Kaynaklara Göre Peygamberler, Doç.Dr. Abdullah Aydemir, Dıyanet Vakfı Yayınları, 1996
22- Peygamberler Tarihi, M. Asım Köksal, Dıyanet Vakfı Yayınları, 2004
23- Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Ekrem Sarıkçıoğlu, Fakülte Yayınları, 2002
24- İslam Bakış Açısından Hz. İbrahim; İslam öncesi Arabistan’da monoteizm’in gelişimi üzerine düşünceler, Khalil Athamina, Çev. Ali Osman Kurt, AÜİF Dergisi, Sayı 1, 2006
25- Şamil İslam Ansiklopedisi, Şamil Yayınevi, 2003
26- İslam Kaynaklarına Göre Hz. İbrahim ve Haniflik, Yrd.Doç.Dr. Şaban Kuzgun, Se-Da Yayınları, 1985
27- Toprak Altında 4000 Yıl Uyuyan Uygarlık Ebla, Pro.Dr. Arif Akman, Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı: 149, 1980
28- Sodom ve Gomorra, Pro.Dr. Arif Akman, Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı: 152, 1980
29- Ebla Unutulmuş Krallık, Edward Hughes, Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı: 131, 1978
30- Sümer’lerle Hitit’ler Arasında Bir Süper Devlet, Rainer Gohr, Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı: 118, 1977
31- Aborijinler, Gülgün Akbaba, Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı: 391, 2000
32- Hz. Muhammed’in Hayatı, İbn-i Hişam, Çevirenler; Prof.Dr. İzzet Hasan – Prof.Dr. Neşet Çağatay, AÜİF Yayınları, 1971
33- Siyer, İbn-i İshak, Yayına Hazırlayan; Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çeviren; Sezai Özel, Akabe Yayınları, 1988
34- Hz. İbrahim’in İmanı ve Tevhid Mücadelesi. Doç.Dr. Muammer Esen, AÜİF Dergisi, 52/2, 2011
35- Putlar kitabı (Kitap el-Asnam), İbn el-Kalbi, Roza Klinke-Rozenberger, Almanca-Arapça çeviri Beyza Düşüngen, AÜİF yayınları 1968
36- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
37- Hadis literatüründe Nusaybin (Kuran’da Nusaybin cinleri konusu), Doç.Dr. Ahmet Keleş
38- Sabii’ler (Son Gnostikler), Şinasi Gündüz, Vadi yayınları, 1995
39- Dinlerde Kıble Anlayışı, UÜİF dergisi sayı:2, cilt:11/1-30, Prof.Dr. Ahmet Güç
40- Cahiliye Arapları’ndaki Allah İnancının Kuran’dan Hareketle Tespitiyle İlgili Bazı Hususlar, Yrd.Doç. Dr. Zekeriye Pak, CÜİF Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, 2001
41- Eski İsrail Hukuku'nun Menşei, Hususiyetleri ve Babil Hukuku ile Münasebetleri, Hamide Topçuoğlu, AÜHF Dergisi, Cilt:5, Sayı: 1-4, 1948
42- Hadis Kültüründe Yer Alan İncil Parçaları, Ignaz GOLDZIHER, Çev. Yrd.Doç. Dr. Sami ŞAHİN, CÜİF Dergisi, Cilt 12, Sayı 1, 2008
43- Hz. Muhammed Mekke’de, W. Montgomery Watt, AÜİF yayınları no:5, çeviri: Doç.Dr. M. Rami Ayas, Doç.Dr. Azmi Yüksel, 1986
44- Kuran’ı Kerim ve Hanifler, Dr. İsmail Cerrahoğlu, AÜİF Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, 1963
45- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Hanif maddesi, 16. Cilt
46- Hz. Peygamberin İslam Öncesi Seyahatleri, Yayına Hazırlayan; Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çeviren; Ass. Abdullah Aydınlı, AÜİF Dergisi, Sayı 4, 1980
47- Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi 1, Prof.Dr. Philip K. Hitti, Çev. Prof.Dr. Salih Tuğ, Boğaziçi yayınları, 1980
48- Müşriklerin Hz. Muhammed’in Peygamberliğine Karşı Çıkmalarında Ehli Kitabın Rolü, Yrd. Doç.Dr. İsrafil Balcı, OMÜİF Dergisi, Sayı 22, 2006
49- Cahiliye Döneminde Yesrib’in Etnik Yapısı, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C:15 Sayı:1, Yaşar Çelikkol
50- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
51- Risalet Öncesinde Arap Yarımadasındaki Dinler ve Bir Peygamber Beklentisi FÜİF Dergisi, Yard.Doç.Dr. Sıddık Ünalan, Sayı:6
52- İslam Hukuk Felsefesi Açısından Medine Vesikası, CÜİF Dergisi, Cilt:4, Sayı:1, Mustafa Kelebek, 2000
53- Bazı Oryantalistlere Göre Asrı Saadette Yahudiler, Doç.Dr. İsmail Hakkı ATÇEKEN, İstem dergisi, Sayı 4, 2004
54- Medine Vesikası Hakkında Genel Bilgiler, Ali Bulaç, Birikim Dergisi, Sayı: 38-39, 1992
55- İslam Devletinin İlk Anayasası Medine Vesikası, Prof.Dr. Musa K. Yılmaz, Köprü Dergisi, Sayı: 105, 2009
56- Hz. İbrahim, Afif Abdul Fettah Tabbara, Çev. Doç.Dr. Mehmet Aydın, AÜİF Dergisi, Cilt: 24, Sayı, 1, 1981
57- İslam Bakış Açısından Hz. İbrahim: İslam Öncesi Arabistan’da Monoteizmin Gelişimi Üzerine Düşünceler, Khalil Athamina, Çev.Dr. Ali Kurt, AÜİF Dergisi, Cilt: 47, Sayı: 1, 2006
58- Hz. Peygamberin Çağdaşı Yahudilerin İnanç-İbadet ve Dini Hayatları ile İlgili Bazı Tespitler, Dr. Nuh Arslantaş, MÜİF Dergisi, Sayı: 34, 2008                          
59- Kuran’da Tanrılar, Guy Monnot, Çev.Yard.Doç.Dr. Ramazan Adıbelli, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt: 11, Sayı: 1, 2011 
60- İslam Öncesi Arap Toplumunun Tanrı Tasavvuru ve Bu Tasavvurun İslam’ın Tanrı Tasavvuruna Etkisi Sorunu, Dr. Resul Öztürk, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 2, 2008
61- Kitabı Mukaddes ve Kuran’ı Kerim’de Hz. İbrahim ve İnsanlığa Mesajı, Fatma Aygün, MÜİF Yüksek Lisans Tezi, 2006
62- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1. Cilt, 1978
63- Barnabas İncili, Kültür Basın Yayın Birliği, Çev. Mehmet yıldız, 1988
64- İslam Kelamı Açısından Hıristiyan Tanrı Tasavvuru, SDÜİF Doktora Tezi, Hasan Tevfik Marulcu, 2008
65- İslam Hukukunda Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Velayeti / Hukuki Temsili, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Arş.Gör. Ünal Yerlikaya, Sayı:11, 2008
66- Kuran Kıssalarının Kaynağı Eski Ahitmi? Yapı Muhteva ve Kaynak Açısından Torah Kıssaları, Doç.Dr. Şinasi Gündüz, OMÜİF Dergisi, Sayı:10, 1998
67- Tevrat, İncil ve Kuran, Jacques Jomier’den Sakıb Yıldız, Hareket Yayınları, 1974
68- Kuran’ı Kerim ve Sabiiler, Dr. İsmail Cerrahoğlu, AÜİF Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 1962
69- Sahih-i Buhari Fihristi, Ebu Abdulmümin Emin, Çev. Mehmet Sofuoğlu, Ötüken Yayınları, Cilt: 3-5-7-9-10-15, Yıl: 1987
70- Cevâmi'u's-Sîre, İbn Hazm, Çev. M. Salih Arı, Çıra Yayınları, 2004
71- Müsned, Ebu Hanife, Çev. Duran Kömürcü, Emin Yayınları, 1978
72- Kuran’ın Nüzulü Sürecinde Müslümanlarla Diğer Dini Gruplar Arasındaki İlişkilerin Kuran’a Yansıması, AÜİF Yüksek Lisans Tezi, Osman Kaya, 2004
73- Kuran’da ve Tevrat’ta Hz. İbrahim’in İnanç Konusundaki Akılcı Tutumu, SÜİF Yüksek Lisans Tezi, Enver Polatoğlu, 2006
74- Milleti İbrahim, Ebu Muhammed Asim b. Ahmet el-Makdusi, Ebabil Yayınları, 1997
75- Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamberin Hayatı, Seyyid Ebul Ala Mevdudi, Çev. Ahmet Asrar, Pınar Yayınları, 1992
76- Tarih Boyunca Mekke’nin Yönetimi, Yrd.Doç.Dr. Ahmet Vehbi Ecer, EÜSBİE Dergisi, Sayı: 3, 1989
77- 1. Hz. İbrahim Sempozyumu Bildirileri, Editör: Prof.Dr. Ali Bakkal, Şurkav Yayınları, 2007
78- Büyük İslam Tarihi (El Bidaye Ve’n Nihaye), İbn Kesir, Çev. Mehmet Keskin, Çağrı Yayınları, 1994
79- Hz. Muhammed’in Hayatı, Martin Lings, Çev. Nazife Şişman, İnsan Yayınları, 2006
80- Kuran’a Göre Dört Terim, Seyyid Ebul Ala Mevdudi,Çev. Yrd. Doç. Dr. Osman Cilacı, Beyan Yayınları, 1998
81- Peygamber Külliyatı, Muhammen Bin Salih Ed-Dimaşki, Çev. Hüseyin Kaya – H.İbrahim Kaçar, Ocak Yayınları, 2004
82- Tarihü'l İslam, İmam Zehebi, Çev. Muazaffer Can, Cantaş Yayıncılık, 1996
83- Hz. Muhammed’in Aile ve Akraba Atlası, Doç.Dr. Hayati Yılmaz, Bsr Yayın Grubu, 2012
84- İslam öncesi Mekke. Dr. Yaşar Çelikkol, Ankara okulu yayınları, 2003

8 Kasım 2011 Salı

İslam’da Pagan Dinlerin Yarı Tanrıları Cin’ler

 
Cin fenomeninin ortaya çıkışını anlamadan İslamiyet içerisindeki Cin inancını anlayamayız. Cin inancının ortaya çıkışının maden’lerin işlenmeye başlaması ile birlikte olduğu düşünülmektedir. Genel olarak eski Dünya merkezli Cin inancında köken maden işleme tezgahlarına dayanmaktadır, ilk söylenceler taş olarak düşünülen bir maddenin ilk önce sıvıya daha sonrada bir alete dönüşmesi sürecinin açıklanmasında ruh kavramına paralel olarak Cinler ortaya çıktığı şeklindedir, özetle madenin ergimesi ve şekil almasında Cinlerin büyüsü vardır ve Cinler bu söz konusu ergimiş madende yaşarlar. Erken dönem Orta doğu, Avrupa ve Asya Cin söylencelerinde genel olarak Cinler, dağlardaki mağaralarda, tepelerde veya ateş içinde yaşayan doğa üstü varlıklar olarak betimlenir. Ortadoğu kökenli mitolojilerde gezgin madenci’lerin Cin oldukları yada Cin’lerden yardım aldıkları söylenceler içerisinde, Cinler kor ateş yada dumansız ergimiş madeni temsil eden betimlemelerle karşımıza çıkarlar.
 
İslamiyet içerisindeki pagan yarı tanrı inancını anlatmadan, İnsan’lık tarihinin dinsel inanç sürecini kısaca tanımlamak lazımdır.  Göçebe ve yarı göçebe yaşam süren kabilelerin atalar kültünden çıkarak dogaya yada hayvanlara tapınma inancına geçtikleri süreçte, tanımlanamayan bir takım şeylerin tanımlanması amacıyla oluşturulan ruh inancıda evrilerek atalar kültündeki iyi olan akrabaların ruhu ile öldürülen düşman ve hayvanları kötü olan ruhlarının tabiat üstü ruhlar olarak inanılması ve korkulması sürecini başlatmıştır. Bu dönemde ki kabile inançlarında ruhlar yapabildikleri şeylere göre kategorizelendirilmiş ve bazı ruhlar yarı tanrı olarak tanımlanmaya başlamışlardır. Ruh olarak tanımlanmayan Güneş, Ay, yeryüzü vb. kavramlar ise tanrı olarak kabullenilmişlerdir. Kabile totemleri olan bazı hayvan ve İnsan’larda benzer şekilde yarı tanrı olarak tanımlanmışlardır bu süreçte.
 
Avcı toplayıcı toplum sürecinden yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçiş aşamasında ağaçlar, çalılar, pınarlar, magaralar vb. yerlerde yaşayan ruhlar adlarını ve işlevselliklerini Cin, peri vb. daha üstün yetenekleri olan ve tanrıların çocukları yada yardımcıları olarak tanımlanan yarı tanrı statüsüne geçerek politeizm’in temelini oluşturan inanç içerisinde yer almışlardır. Bu süreçte kabile totemleri, kutsal kişiler vb. belli bir topluma ait tabiat üstü varlıklarda yarı tanrı statüsüne kavuşmuşlardır. Taş devri ve öncesinin inancı olan ruh kavramı, maden devrinde tabiat üstü varlık kavramına ve yerleşik yaşam yani tarım toplumunda cin, peri kavramına evrilmiştir. Bu süreç içerisinde inanç şekli olarak iyi ve kötü ruhlar yerlerini iyi ve kötü Cinler, periler vb. almıştır.
 
Bazı toplumlarda tanrılar panteonu şeklinde bir dinsel tapınma şekli oluşturulurken bir pınarın perisi yada bir evin Cini, bu panteonda yarı tanrı olarak tapınılması şekline evrilmiştir. Bazı Cin, peri vb. varlıkların tanrıların çocukları yada yardımcıları olması nedeniyle, tanrılara tapınmada bir araç olarak kabullenilmesi ve tapınılmasıda onları diğer Cin, peri vb. varlıklardan ayrıcalıklı hale getirmiştir. Bu süreçte genelde kabile totemleri kabul edilen tanrılardan birisinin çocuğu yada yardımcısı olarak tanımlanmış ve eski din ile yeni dinin birleştirilmesi sağlanmıştır. İsrailli’lerin ilk defa Kenan bölgesinde yaşarken kendi kabile totemleri ile kaynaştırdıkları politeizme geçmeleri ile günümüzdeki tek tanrılı dinlerin kökeninde cin, peri vb. varlıklara tapınma inancı yer almıştır. Gene aynı süreçte kötü ruhlardan korunmak için kullanılan takılar yerlerini muskaların önceli olan figüratif desenler taşıyan objelere ve dualara  bırakmıştır.
 
İsrailli’lerin Babil’deki köle olarak sürdükleri yaşamları ve bu süreçte dinsel inançlarındaki mevcut tanrılardan vaz geçerek yenenin tanrılarına, yani gelip gelen tanrılara tapınma ritüelini başlatmaları sonucunda, Sümer kökenli dinsel inancın devamı olarak tarım toplumlarında ilk defa görülen ölme ve yeniden dirilme kavramları, bir başka Dünya kavramı, ölümden sonraki hayat kavramı vb. bir çok dinsel inancıda sahiplenmelerini sağlamıştır. Eski dinleri ile yeni dinlerinin birleşmesi sonucunda günümüz monoteist dinlerin en basit şeklide ortaya çıkmakla birlikte bir çok kavramında temelleri şekillenmiştir. Devam eden süreçte Mısır vb. birkaç değişik coğrafya’da köle yaşamı sürmeleri ve sonucunda dinsel inançlarının tek tanrılı bir şekil alması ile sonuçlanmıştır. Bu süreçte Ortadoğu olarak adlandırılan bölgenin neredeyse tamamında yaşayan bu dağınık kabileler topluluğu bünyesinde barındırdığı tüm dinlerin sentezinden kendi toplumuna özgü dinsel inancıda çıkarmıştır, bu inanç sadece İsrail’lilere özgü bir dinsel inançtır. İçinde kökeni tarih öncesi dinsel inaçlara kadar giden bir çok ritüeli ve kavramıda barındıran bu monoteist inanç, elbette Cin ve şeytan yarı tanrılarıda beraberinde yaşatmıştır.
 
Günümüzde Yahudi’lik olarak adlandırılan dinin içerisindeki Cin, şeytan ve yaradılış kavramlarının kökeninde İsrailoğulları’nın politeist pagan inançlarından alınma bir çok varlık ve kavram vardır. Yahudi mitolojisindeki yarı tanrıların ve yardımcı tanrıların melek, şeytan, Cin vb. varlıklar olarak yeniden tanımlanması sonucunda, tek tanrıya tapınma ritüeli bir şekilde yarı tanrıları devre dışı bırakmakla birlikte, onları Dünyevi işleyişin dışına çıkarmamıştır, en azından bazı yarı tanrılar için bu geçerlidir. Kenani bir yarı tanrı olan Obyzouth, Gyllou yada Alabasdria olarak bilinen göksel Cin, Yahudi’likte Adem adlı ilk İnsan’ın ilk karısı olarak Lilith adı ile yaşamaktadır, bu yaradalış efsaneside köken olarak Sümer’den çıkmadır.
 
İsrailoğulları’ndan revizyonist bir kişi olan İsa’nın söylemlerinin, ardılları tarafından özellikle Pavlus tarafından yeniden teorize edilerek özellikle Anadolu mitolojisi ile birleştirilmesi neticesinde ortaya çıkan monoteist Hıristiyan’lık dinide Cin, şeytan, peri vb. yarı tanrıları içerisinde barındırmıştır. Büyük oranda Yahudi mitolojisinden izler taşısada özellikle Anadolu kökenli pagan inancın izlerinide taşıyan Hıristiyanlıkta bazı kavramlar ve yarı tanrılar anlam ve işlev değiştirmişlerdir, bazı yarı tanrılar yerlerini daha farklı yarı tanrılara bırakmıştır. Avrupa’da yayılımı sırasında kuzey kabilelerine özgü yarı tanrılar, Hıristiyan’lık içerisinde yer bulurken beraberinde onlara tapınılan dönemin inançlarınıda getirmiştir. Aynı şekilde doğuya doğru yayılımında yerel yarı tanrılar tıpkı kuzey kabilelerinde olduğu gibi Hıristiyanlığın içine girmiştir. Erken Bizans döneminde Pavlus ile şeytan olarak tasafur edilen Alabasdria’nın savaşını betimleyen tılsımlar şeytana ve Cinlere karşı korunma amaçlı olarak kullanılmıştır.
 
Benzer süreç İslamiyet içinde yaşanmıştır, İslam öncesi Arap dinsel inançları kavram ve tanım değişikliği ile İslamiyet’i oluştururken Yahudilik’ten alınan kavramların ve ritüellerin içlerini doldurmayada yardımcı olmuşlardır. Arap yarımadasında Muhammed döneminde yaşayan kabilelerin tamamı aynı kültürel düzeyde olmadıkları için inançlarıda aynı paralelde değildi. İslam tarihçileri bu kitleyi tek bir adla putperest olarak tanımladıkları için günümüzde yapılan tahlilerde de yanılmalar olmaktadır. Özetle mevcut kabilelerin pek azı sadece Mekke, Medine vb. şehirlerinde, birkaç kuşaktır yarı göçebe yada yerleşik hayata geçmiş politeist dinsel inanç sürdüren topluluklar olarak yaşarken, büyük çoğunluk göçebe şekilde avcı toplayıcı olarak ilkel komünal düzeyde atalar kültüne tabii ve kabile totemine tapınma inancını sürdürmekteydi, bu kabilelerin bir kısmı aynı zamanda animist dinsel inancıda devam ettirmekteydi. Bazı kabilelerde onlardan önce yaşamış olan tarım kültüne geçmiş kabilelerden kalan bazı dinsel kavramlar ve ritüelleride barındırmaktaydılar. Bu göçebe kabileler şaman/rahip yada büyücülerin İnsanları iyileştirdiklerine inanırlardı, bu nedenle iyileştirici özelliği olan herkese gider ve ona tabii şekilde yaşabilirlerdir. 6. Yy başında Musul yakınlarında yaşamış ve bir sütunun üstünde inziva hayatı süren bir Hıristiyan keşişten etkilenerek bir çok kabilenin keşişe tabii olarak yaşamak üzere göç ettiğini bilmekteyiz. Keza aynı şekilde özellikle Cinlerin çarptığı yani akıl hastalıklarını iyileştirdiği söylenen Muhammed’e tabii olmaları kaçınılmazdı, o dönemde Muhammed’in izni ile bu tip hastalıkları iyileştirdiği söylenen bazı Müslüman kişiler vardı Medine’de.
 
İslam öncesi Arap mitolojisinde Cinler, totem ve yarı tanrı olarak tapınılan yada tanrılara tapınmanın aracıları olarak görüldükleri gibi, bağımsız yarı tanrılar olarak tanımlanmışlardır. Bazı Cinler ise düşük kategoride yer alan tabiat üstü varlıklar olarak dinsel tanımlamalarını sürdürüyorlardı. Diğer toplumların mitolojilerinde benzer şekilde yer alan cinler Arap mitolojisinde de aynı şekilde, ıssız ve kötü yerlerde yaşayan, pınar, ağaç, çalı, kuyu, mağara, çöplük vb. yerlerde bulunan, kötü ve pis olan şeyleri temsil eden varlıklardı. İnsan’lar gibi kabile yaşamı sürdürmeleri, cinsel hayatlarının olması, yiyip içmeleri, evlenmeleri, doğum ve ölümü yaşamaları, savaşmaları gibi bir çok özelliğede sahiptiler. Cinlerin kötü ruhların devamı olarak görülen bir kitlesi, her türlü kötülüğün kaynağı olarak görülürken, İnsanlar’a yardım eden Cinlerin yarı tanrı olarak kabul gördüğü bir dinsel inanç sisteminde, bazı Cin, peri vb. varlıklar tanrıların çocukları olarak kabul görmekteydiler, bunların içinden en bilindik olan Lat, Uzza ve Menat, İslam öncesi Arap din inancında Ay tanrısı Al-ilah/El-alat yani Allah adlı tanrının kızları olarak tasvir edilmişlerdir. Köken olarak kabile toteminden evrilerek Mekke ve çevresine yerleşen Kureyş vb. kabilelerin politeizme geçişlerinde yeniden tanımladıkları bu yarı tanrılar İslam içerisinde melek olarak tanımlanmışlardır.
 
Arap mitolojisindeki Cinlerde diğer toplumların inancındaki Cinler gibi değişik canlıların görünümlerine bürünebilmekte, özellikle yılan, keçi, güvercin, köpek vb. canlıları tercih etmektedirler. Burada görünüm değiştiren bazı Cinlerin şekline büründüğü hayvanda, simgesel olarak bazı yarı tanrıları çağrıştırmaktadır, örneğin güvercin aynı zamanda Lat adlı yarı tanrıçayı temsil eden hayvandır, İslam sonrası dönemde Lat adına söylenen efsanelerden hareketle Cinlerin güvercine dönüşebildikleride anlatılmak istenmiştir aslında. Muhammed’in Mekke’den kaçışı esnasında sığındığı mağaranın ağzındaki Güvercin fenomeni bir yerde yarı tanrı Lat ile özdeşleştirilebileceği gibi aynı zamanda Müslüman bir Cin’in yardımı olarakta görülebilir. Kaldı ki aslında Lat adına İslam tarihçilerince tanımlanan put gerçekte bir kurban sunağına ait sunak taşıdır, yani kabile totemidir en basit tabirle. Gene aynı şekilde monoteist dinlerde ortak yaratılma efsanesinde yer alan yılan fenomenide benzer bir şekilde tasvir edilmiştir, kökeni ise Sümer yaradılış efsanelerine kadar gitmektedir. Cinlerin şekil değiştirmelerindeki ana amaç İnsanlara kötülük etmek, onları yoldan çıkarmak ve kötü birisi yapmak olmakla beraber onlardan faydalanmak içinde bir araçtır. Örneğin İnsan kılığına girip kadınlara tecavüz etme, köpek vb. canlı kılığında çocukları kaçırma ve yeme, yılan vb. kılıkta öldürme gibi kötülükleri yapabilmek için bir araçtır şekil değiştirme. Cinler bir çok toplumda özellikle Yılan vb. sürüngenler olarak tasvir edilmişlerdir, bu inanç İslam içerisinde devam etmiş ve Kuran dahil bir çok yerde Cin ile yılan aynı şekilde adlandırılmıştır.
 
Cinler, hastalıklara sebep oldukları gibi İnsanlar’ın, delilik, sara vb. bazı hastalıklara yakalanmalarında en büyük etkendir, daha doğrusu bu hastalıklar o dönemde hastalık olarak değilde cinlerin çarpması vb. nedenler olarak tanımlanmışlardır. Neredeyse bütün akıl hastalıkları Cinler’in İnsanı ele geçirmesi yada çarpması olarak tanımlanmıştır. Cinler İnsanları kaçırıp köle olarak çalıştırabilmekte, onları yiyecek, cinsel partner, yapacakları kötülüklerde araç olarak kullanabilmektedir. Özellikle yeni başlangıç olarak tanımlanan, yeni evliler, logusa kadınlar, çocuklar saldırmak için tercih ettikleri ve en sevdikleri kiteleyi oluşturur. Belli mekanları sahiplendikleri gibi, her evin ve her kabilenin bir Cini vardır. Politeizm öncesi dönemde esinlenme olarak tanımlanan edebi ve düşünsel yaratım süreci, Arap mitolojisinde şairlerin şiirlerini yazmak için bir Cin kullandıkları inancı ile tanımlanmıştır, yani günümüzde esin perisi olarak soyut bir kavram şeklinde yaşayan inancın kökeninde yatarlar. Uzun bir dönem Muhammed’te bir Cin tarafından söylenen şiirleri okuduğu şeklinde anlaşılmıştır, gene aynı inanca paralel olarak Cinler’in dinsel bir takım söylemleri İnsanlara aktardıkları inancıda Muhammed’in peşini bırakmamıştır.
 
Cinlerin geceleri yaşayan,  kemik ve hayvan dışkısı ile beslenen, iyi ve kötü olabildikleri gibi, dinsel inançları olan sosyal varlıklar olarak tanımlanması, Arap mitolojisindeki ana unsurları oluşturur. İnsanlar arasında yaşayanları olduğu gibi mücavir alanlarda yaşayıp o bölgeyi sahiplenenleride vardır. Cinlere karşı en büyük savunma araçlarından biriside elbette büyü ve muskaydı, dua etme ise en yaygın başvurulan yöntemdi, İslam öncesi kötülük yapmaması için Cine seslenilirken, İslam sonrası Allah’a seslenme ve ondan korunma istenmiştir. Bir diğer yöntem ise o Cinin yada kabilesinin hoşuna gidecek adaklar, kurbanlar sunmaktı.
 
Bütün bu İslam öncesi Arap din inancı içerisinde yer alan Cin kavramı ve ritüelleri gene İslam içerisine tanımlama ve kavram değişiklikleri ile yer almıştır. Cinlerin belirgin olarak yarı tanrılıktan çıkartılıp, melek olarak tanımlanmaları sınırlı örneklerle bilinmektedir. Esas olarak İslam tanrısının yarattığı Melek, İnsan ve Cin adlı üç değişik canlı ırkından birisi olarak tanımlanmalarıdır ki buda Cin kavramına yeni bir boyut ve anlam değişikliği katar. Doğal olarak Cinler İslam terminolojisinde bir canlı ırk olarak tıpkı İnsan ırkı gibi tanımlanırken değişik sınıflara ve özelliklerede kavuşurlar.
 
Cin kavramı İslam mitolojisinde; Cin adıyla bir surenin bulunduğu Kuran'da cinne, can ve cin kelimeleri geçmektedir. Bunlardan "delilik" anlamındaki cinne üç yerde, "Cin topluluğu" cân iki yerde, "yı­lan" beş yerde "Cin" anlamına gelmek­tedir. Yirmi iki yerde geçen Cin kelimesi de melek ve insan dışındaki üçüncü var­lık türü karşılığında  kullanılmıştır. Kuran’da Cin kelimesi toplam 43 ayette geçer. Cin kelimesi sözlük ve terim mânalarıyla çeşitli hadislerde de yer almaktadır. Cin’lerde tıpkı İnsan’lar gibi Allah’a kulluk etmeleri için dumansız bir alevden / zehirli ateşten (erken dönem maden eriyiğinde yaşayan Cin inancının benzer söylemidir) yaratılan, Müslüman ve kafirlerden oluşan, İslam öncesi dönemlerde peygamber gönderilerek uyarılan ve Muhammed’in temsil ettiği İslam dinine uymakla mükellef olan varlıklar olarak özetle tanımlanır. Cinlerden olan şeytan kötü Cinlerin ayrı bir sınıfıdır, her kötü Cin şeytan değildir, Yahudi, Hıristiyan yada putperest Cinler olduğu gibi tamamen yoldan çıkıp şeytan olan Cinlerin dışında Müslüman Cinler dengeyi sağlarlar. İslamiyet’te Şeytan’ın Cin yada Melek olduğu tartışmalıdır. Muhammed hem İnsan’ların hemde Cinler’in peygamberi olarak seçilmiş ve atanmıştır.
 
Cinler’in İslam mitolojisine girişleride oldukça olaylı ve efsanelerle sarılı olmuştur. İslam terminolojisinde ilk defa ortaya çıkışları, Muhammed kendisine siyasi ve ekonomik destek sağlayan karısı ile amcasını kaybettikten sonra ki arayışında, koalisyon sağlamak amacıyla azadlı kölesi ile (mevalisi) gittiği ve çok kötü hüsrana uğradığı Taif (Lat adlı tanrının tapınıldığı) şehrinden dönüşünde konakladığı Nahle’de, Mekke yakınlarında şehre girebilmek için korumalık sağlamaya çalıştığı gece, yalnız başına Kuran okurken kendisini dinlemeye gelen Cinlerin vasıtası iledir. Gelen Cinlerin anlatımına göre ‘’Cinler, meleklerden bilgi alamadıkları (Cinler gökyüzüne çıkarak ve gizlice melekleri dinleyerek gelecek hakkında bilgi topladıkları söylencesi) ve alev topları ile (meteor yağmuru) saldırıya uğradıkları için çevreyi kolaçana çıkarlar, okunan Kuran’ı duyarak Muhammed’in yanına gelirler’’. Bu olay Muhammed ve İslam açısından oldukça önemlidir; a) Gelen Cinler Nusaybin’li olarak tanımlanmaktadır ki buda bölgede yaşayan İsa’yı peygamber olarak kabul eden Hıristiyan’ların ve daha sonra göç edilen Habeşlilerin bağlı oldukları piskoposluğun bulunduğu yerdir, doğal olarak Cin’leri melek şeklinde algılamaları kuvvetle muhtemeldir. b) Nusaybin civarında yaşayan günümüzde Yezidi olarak adlandırılan, İslam kaynaklarında şeytan’a tapanlar olarak kabul gören toplumun yaşadığı yerdir. c) Konaklanan yer Uzza adlı yarı tanrının Kabe’sinin yer aldığı  kutsal alandadır, Uzza aynı zamanda Lat’ın kız kardeşidir. Gelen Cinlerin en az 3 adet olmasıda ayrı bir husustur. İslam kaynaklarının birisinde gelen Cinlerin 7 kişi oldukları ve 4 tanesinin Nusaybin’li geri kalanının ise lokal olduğu yönündedir.
 
Muhammed’in aldığı koruma garantisi ile geldiği Mekke’de Cin adlı sure ile birlikte İslam ‘’Cinleri’’ mitolojisi içerisine alır. Bu süreçte oldukça önemlidir; Cinler Mekke’de  ticaretininde içinde yer aldığı gelecek ve geçmişten haber verme ve büyücülük ritüellerinin ana unsurlarıdır. Özellikle yarı tanrı olarak kabul gören bazı Cinlerin oldukça uzaktan müşterileri ve inananları hacı olmaya gelmektedir. Arap mitolojisinde Cinler tanrılardan aldıkları haberleri rahiplere ve büyücülere iletme görevini yaparlar. İslam mitolojisinde Muhammed’i dinleyerek Müslüman olan Cinler efsanesi iki değişik yerde/zamanda olduğu için, İslam tarihçileri sık sık olayları ve yerleride karıştırarak konuyu bazen saptırmışlardır. Bu söylem İslam tarihçilerinin daha sonra yazdıkları efsanenin bir parçası olabileceği gibi dönemin olayları doğrultusunda (çok kötü durumda olan) Muhammed’in gidişatı değiştirme çabaları olarakta görebiliriz. Kendisine destek vermeyen kabilelerin yarı tanrılarına tapınmayı yasaklaması bir yana onların siyasi ve ekonomik kazancı olan Cinler üzerinden elde ettikleri gücüde engelleme çabaları vardır. Mekke’deki topluma bakın Cinler bile bana inandı sizler neden inanmıyorsunuz diye bir başka ayetle serzenişte bulunan Muhammed için Cinler ilk kazandığı müttefiktir.
 
Bu olayların ardından Ukaz panayırına destek ve yandaş bulmaya arkadaşları ile giden Muhammed, yolda Nahle denilen mevkide konaklar (bir başka söylemde Hacun denilmektedir ki coğrafik açıdan yanlıştır.). Nahle Mekke’ye 3, Taif’e 1 gün uzaklıktadır, bir başka aktarımda harem sınırındadır. Söz konusu yerde geceleyin ortadan kaybolan Muhammedi arayan arkadaşları ancak sabahleyin bir yerden gelirken görürler, bir başka söylemde aktaran kişi Muhammed ile beraber gider. Sonuçta ortalıktan kaybolmasının sebebi olarak Cinlerin gelip ondan Kuran’ı okumasını gösterir. Arkadaşlarınıda alarak gece konaklanılan yerdeki ateş kalıntılarını ve diğer izleri gösterir. Bu vaka bir önceki anlatılan vaka ile sık sık karıştırılır. İlk vaka neticesinde Cin adlı sure, ikinci vaka neticesinde Ahkaf adlı sure ortaya çıkmıştır. Muhammed’e inanmayanların çok büyük bir cezaya çarptırılacağı ve inananlara örnek olarak Cinlerin anlatıldığı ayetlerde ki olayın arkasında Cinlerin özellikle Kuran dinlemek ve Müslüman olmak için Muhammedi arayıp bulmaları yatar. Taraftarlarının büyük bir kısmını göç nedeniyle kaybeden, siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda yalnızlaştırılan Muhammed için ilk kazanılacak müttefik Cinler olur.
 
Medine’ye olan siyasi göç neticesinde yerleşilen şehrin egemen güçleri Yahudi’lerdir. İlk başlarda uzlaşma ve müttefik olma çabası gösteren Muhammed, Yahudiler tarafından red edilince onlarla mücadele edecek güce geldiğinde yer yönden mücadele etmiştir. Bu süreçte Yahudi’ler vasıtası ile bilgilenen ve Cinler hakkında daha çok bilgi sahibi olmak isteyen Müslüman toplum için aşağıda özetlenen mitolojik söylem ortaya çıkmıştır, kendi efsanelerini yaratan İslam için örnek aldığı Yahudi’lik içerisindeki tanrı kral Süleyman ve Cinleri efsanesi ayrı bir yer teşkil eder. Süleyman Kenan egemenliğinden kurtulan İsrailoğulları kabilelerin gördüğü ilk ve büyük tanrı krallardan birisidir. Pagan inancın bir sonucu olarak her şaman/rahip vb. işlerini gördürdüğü Cinleri vardır ve ilerleyen dönemde bu efsane monoteist din içerisinde Cinleri olan peygambere dönüşmüştür. Bu ve benzeri efsanelerin İslam içerisinde yer aldığı dönemler Yahudilik ile uzlaşma çabalarının olduğu dönemlerdir.
 
Medine döneminde karşılaşılan ilginç vakalardan biriside Muhammed’in büyülenmesi olayıdır. Bu efsanede Cinler vasıtası ile büyülendiği yönünde bir söylemle birlikte bizzat Cinler’den birileri ile etkileşime geçtiği veya çarpıldığı yönünde anlatımların olmasıdır. Bir Yahudi’nin kendisine büyü yaptığı gerekçesi ile telaşlanan Muhammed aylarca yapmadığı şeyleri yapmış gibi algılamakta, karıları ile cinsel ilişkiye girmediği halde girmiş gibi davranmaktadır. Bir diğer söylemde unutmakta ve bulunduğu yere nasıl geldiğini hatırlamamakta olduğuda ilave edilir söyleme. Büyünün bozulması yada Cinin kovulması ile normale dönen Muhammed liderliğe kaldığı yerden devam eder. Bu vakadan sonra iki sure benzer vakalar için dua olarak tavsiye edilir. Medine’de Yahudi’lerin büyü ve Cinler vasıtası ile Müslüman’lara saldırdıklarına dair bir çok vaka anlatılmaktadır.
 
İnsanlardan farklı olarak daha güçlü, İnsan’lar tarafından görülmeyen, İnsan’dan önce yaratılmış, uzayda da yaşayabilen, her yönden daha hızlı ve daha zeki olarak tanımlanan Cinler, kendi şartları içerisinde İnsan benzeri bir yaşam sürdürmektedirler. Politeist din inancındaki kötülük yapma özellikleri İslam içerisinde şeytan ırkından olan Cinlere özgü bir davranış olarak tanımlanmıştır. Her İnsan’ın bir Cini olması inancı İslam mitolojisinde her İnsan’ın bir şeytanı (Cini) ve meleği olması şeklinde tanımlanmış, yiyecekleri olan kemik ve hayvan dışkısı ile teharet yapılması Müslüman’lara yasaklanarak yiyeceklerini temin etmeleri sağlanmıştır. Tuz, demir vb. maddelerin onları uzak tuttuğuna inanılmaktadır, demir’in özelliği; demir çağı toplumlarının inançlarında demir vb. madenlerin ilk kullanımında meteor kökenli madenlerin zorunlu olarak tercih edilmesi ve dinsel obje olarak bir süre kullanılması yatar. Tuz da keza o dönemde az bulunan bir meta olarak adak, kurban ritüelinin bir parçasıyken Cinleri kovan bir maddeye dönüşmesi inancının devamıdır. Kuran okunması, gürültü yapılması (ayın tutulması esnasında olduğu gibi) vb. bir çok şeyde Cinleri uzak tutmaya yarayan şeylerdir. Bir diğer hususta Süleyman ile Cinler arasındaki sözleşmeyi Cinlere hatırlatacak ‘’destur ya ahdi Süleyman’’ cümlesinin söylenmesidir.
 
Kötü Cinlerin besmele söylenmeyen her eylemde İnsan ile birlikte hareket ettiği, buna cinsel ilişki, yemek içmek vb. bir çok şeyin dahil olduğu İslam mitolojisinde yer alır. Şeytanların ise namazı bozmak, kişileri vesveseye düşürmek, besmelesiz hareket edenleri çarpmak vb. davranışları vardır. Özellikle Muhammed’in tuvalete girerken, bir yere girerken, soyunurken, bir tepeyi aşarken, uykuya yatarken, cinsel ilişkiye girerken vb. bir çok eylemde besmele olarak adlandırılan ve muskanın bir türü olan eski bir geleneği devam ettirdiği gözlemlenir. Cinsel ilişkiye girmeden önce dua etmenin birkaç faydası vardır: a) şeytanın ve dost Cinler’in İnsana ait üreme bölgelerini görmesini önlemek, b) şeytanın cinsel birleşmeye ortak olmasını önlemek, c) Cinler’in çıplak gördükleri İnsan’a aşık olup onu kaçırmasını önlemek diye sayabiliriz. Muhammed’in bir diğer davranışıda Arap mitolojisinin devamı niteliğindeki şairlerle ve hitabet gücü yüksek kişilerle karşılaşan kişinin ‘’şiirim onun şiirine, Cinim onun Cinine saldırır’’ duasını, ‘’Allah’ım beni onun şeytanından koru’’ duası şeklinde etmesidir. Gene İslam mitolojisine göre kişi adet gören karısı ile cinsel ilişkiye girdiği takdirde, şeytan ondan önce davranarak karısı ile cinsel ilişkiye girer ve doğacak çocuk eşcinsel olur.
 
Cinler’in öldürülmesi için ancak bazı şartların oluşması gereklidir. İyi ve Müslüman Cinler kardeş oldukları için öldürülmezler. Cinler çoğunlukla yılan kılığında evlerde yaşadıkları için, zehirli olanları hemen öldürülmelidir. Zehirsiz olanları ise 3 defa evden uzaklaşması için uyarılmalı ve uzaklaşmayan yılan öldürülmelidir. Gene aynı şekilde Cin olduğuna inanılan diğer canlılar benzer bir uygulamadan sonra ya uzaklaştırılmalı yada öldürülmelidir. Özetle klasik/Ortodoks İslam açısından Cin konusu bu şekildedir.
 
Günümüzdeki İslamiyet’te Cinleri red etmemekle birlikte onları tanımlanamayan doğaüstü varlık statüsünde algılayan bir kitle ile tamamen red eden kitle vardır. Onları anlatmadan önce Cinleri uzaylı olarak tanımlayan bir Müslüman kitlenin olduğunuda belirtmeden geçmeyelim. Günümüz bilimi ile birlikte İslamı sorgulayan bazı Müslüman din adamları Cinler’in pagan kökenden gelmelerinin farkına varmış olmaları, özellikle hastalıklara neden oldukları ve yemek içme alışkanlıkları başta olmak üzere, özelliklerinden hareketle İslam düşüncesi ile bağdaştıramadıkları için bu inancı minimalize ederek sadece Cin diye varlıkların olduğu ve ilerde onları daha iyi anlayabileceğimize inanırlar. Bu süreçte konuyu açıklayan hadislerin büyük bir kısmını red ederken, özellikle Buhari, Müslim başta olmak üzere  Kutubi sitte hadislerini red edememe noktasında bazı kavramlara farklı anlamlar yükleyerek güncel ve bilimsel bir tanım getirmeye çalışmaktadırlar. Mesela Cinlerin kemik ve dışkı yemeleri konusunun konuyu aktaran kişiler tarafından eklendiğini söyleyerek, bu noktada olmayan hadisleri ise birkaç hadisin birleştirilmesi neticesinde karıştırılmış olarak adlandırmaktadır. Bu vasıflara uymayan yani sahih denilen hadisleri ise ki özellikle Buhari hadisleridir islam’ın özüne uymadıkları gerekçesi ile red etmektedirler. Bu söylem esnasında sadece hadis üzerinden yaptıkları eleştirilerde, özellikle Sahabi olarak adlandırılan ve asla yalan söylemiyeceği varsayılan kitleyi yalancılıkla itham etmekte, bir çok din adamını görevini savsaklayarak dine hurafe sokmakla suçlamaktadırlar.
 
Örneğin Kuran’da 3 yerde Cinler’in yaptığı delilik olarak geçen söylemi, Cinler’in İnsan’ları çarptıklarını anlatan ayeti yok sayarak sadece hadisler üzerinden sık sık kendilerine göre anlamlandırdıkları beyan ederek İslam revizyonizmi içerisinde olan yani Protestan İslam’ı savunan bu kitle bir diğer yöntem olarak, Nahle’de Muhammed ile görüşen Cinler dahil onu dinlemeye gelen Cinler’in hepsinin aslında Irak bölgesinden gelen İnsan’lar olduklarınıda savlamaktadır. Kuran’da Muhammed’i dinledikleri anlatılan Cinleri Medine’li Yahudi’ler olarak tanımlayanlarda bulunmaktadır. Bizzat Muhammed tarafından da yapıldığı belirtilen Cin çıkarma ve Cinler’in yaptıkları hastalıklardan sağaltma ritüelleri (bu ritüel aslında özetle tekme tokat İnsanı döverken bir takım duaların edilmesidir, Hıristiyan’lıktaki şeytan çıkarma ayni ile aynı düşünsel zemindedir.) red edilerek söz konusu söylem ve ritüellerin daha sonradan İslam mitolojisine katıldığını savlamaktadırlar. En önemli savlarından biriside İslam’da Cinler’in yemeği olduğu için taharet amaçlı kullanılmaması emredilen Kemik ve dışkı/tezek’in aslında, Muhammed tarafından açıklanan hastalık yapan mikrop kaynağı olan malzemeler olduğu ve Cinler’in bir kısmının İslam tarafından mikropları tanımlamak için kullanıldığı iddia etmeleridir, bir diğer Protestan İslami söylemde mikroplar aslında Cinler’dir.
 
Gerek Ortodoks, gerekse Protestan İslam inancında Cinlerin varlığına inanılmakta, onların farklı bir canlı türü olarak aramızda yaşadığına, ahret günü İnsanlarla birlikte yargılanacaklarına ve cezalandırılacaklarına inanmakla beraber, yukarıda anlattığımız gibi pagan dinlerden İslama geçen yarı tanrı Cin inancında esas sahiplenme ve kabullenme Ortodoks İslam içerisinde olmaktadır.
 
Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 1-2-3, Mircea Eliade, Kabalcı yayınevi, 2003
4- Ansiklopedik Dinler Sözlüğü, Cin maddesi
5- Arap Edebiyatında Şeytanlı (Cinli) Şairler, Ar.Grv. Ali Yılmaz, CÜİF dergisi, 2004
6- Cinler Hakkında Bilgi, Mehmet Ali Demirbaş
7- Cinler ve Kötülüklerinden Korunma Yolları, Abdulhamit b.Abdurrahman es-Suheybani, Çev. M.Beşir Eryarsoy, Guraba Yayınları, 2003
8- Cinlerin Esrarı, İmam-ı Şibli, Çev. Muhammed Ferşad, Ferşad yayınları, 1974
9- İslam Ansiklopedisi, Diyanet yayınları, Cin Maddesi
10- Halk İslamı, Raphael Patai, Çev. Mustafa Aslan, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, sayı:3, 2002
11- İslam Öncesi Arap Şiirinde Bazı Dinsel Motifler, Yard.Doç.Dr. Ömer Ünal, AÜİF dergisi, sayı:9, 2003
12- Kuran Bağlamında Dünya Dışındaki Gök Cisimlerinde Camlı Varlıkların Olabileceğine Dair (İlmi bir tefsir denemesi), Doç.Dr. Bahattin Dartma, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, sayı:4, 2004
13- Kuran’ı Kerim’de İnsan-Şeytan İlişkisi, Doç.Dr. Remzi Kaya, UÜİF dergisi, cilt:12, sayı:2, 2003
14- Kuran ve Hadislere Göre Cinler ve Büyü, Prof.Dr. Ali Osman Ateş, Beyan yayınları, 2003
15- Hadis Literatüründe Nusaybin (Kuran’da Nusaybin cinleri konusu), Doç.Dr. Ahmet Keleş
16- Melek, Cin ve Şeytanların Hususiyetleri, Fettulah Gülen, İnancın gölgesinde 1, Nil Yayınları, 1996
17- Putlar kitabı (Kitap el-Asnam), İbn el-Kalbi, Roza Klinke-Rozenberger, Almanca-Arapça çeviri Beyza Düşüngen, AÜİF yayınları 1968
18- İslam Medeniyetinde Putperestlik Döneminden Kalma İtikatlar, Edward Westermorck, Çev. Ş.Nazmi Coşkunlar, Marifet basımevi, 1938
19- Satanizm, Prof.Dr. Ahmet Güç, Diyanet yayınları, 2004
20- Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Cin maddesi
21- Türklerde Tabiat Üstü Varlıklar, Yard.Doç.Dr. Ayşe Duvarcı, Bilig dergisi, sayı:32, 2005
22- Yaratılış Olayı, Prof.Dr. M.Sait Şimşek, Beyan yayınları, 1998
23- Kuran’ı Kerim’de Yaratma Kavramı, Veli Ulutürk, İnsan yayınları, 1995
24- Birüni’ye göre Dinler ve İslam dini, Diyanet yayınları, Dr. Günay Dümer 1975
25- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
26- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
27- Çeşitli yönleriyle Din, Prof.Dr. Günay Tümer
28- İslam’dan önce Arap yarımadasında putperestlik ve yayılışı Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:6 Sayı:1 Hüseyin Atay
29- İslam öncesi Mekke. Dr. Yaşar Çelikkol, Ankara Okulu Yayınları, 2003
30- Edebiyat ve Ticaretin Buluştuğu Noktalar Panayırlardan Günümüze Fuarlar, Nüsha Şarkiyat Araştırmaları dergisi, Sayı 10 Ahmet Kazım Ürün
31- Aktüel Arkeoloji dergisi, Temmuz-Ağustos, sayı:22, 2011
32- Batı İnançlarında Cinler ve Cincilik, Haluk Akçam, Yazar Yayınevi, 1996