medine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2012 Cumartesi

Hicap, İslam’da Kadın’ın Örtünme Zorunluluğu

Olay esas olarak Medine’de gerçekleşmiştir, değişik kültüre sahip kabilelerin iktidar mücadelesinde kadınlar ortada kalmış ve sık sık karşılıklı olarak bu durum siyaseten kullanılacak şekilde istismar edilmiştir. Özellikle Muhammed Medine’ye siyasi olarak iltica ettiğinde Medine’yi yöneten Yahudi kabile başta olmak üzere onu destekleyen Yahudi ve Arap kabileleri yeni oluşturulan ittifaktan rahatsız olmuşlar (1) ve tacizlerle yeni oluşan İslam ittifakını yıldırma ve egemenlik altına alma çabalarına girmişlerdir. Bu vesile ile sık sık başta Muhammed olmak üzere Müslüman’ların önde gelen kişilerinin eşlerine ve cariyelerine yönelik sözlü ve fiili saldırlarda bulunmuşlardır, buna mukabil özellikle Müslüman’ların içerisindeki yerleşik Medine’li kabilelere mensup olanlar ağırlıkta olmak üzere benzer davranışlarla karşılık vermişlerdir. Yahudiler özellikle Muhammed’in peygamber olmadığı (2) tezi üzerinden hareketle yaptıkları siyasi baskıya ve hakaretlere (3) cevaben Muhammed’in Yahudilerin peygamberleri gibi çok eşliliğe geçmesi ve onlar gibi davranmasıda(4), Yahudi’lerin güçlü oldukları dönemde yarı giyinik vaziyetteki Müslüman kadınlar ve Muhammed’in eşlerine yönelik, savaş ve kavga çıkarabilmek için tacizlerde bulunmuşlardır.

O dönemde bazı kabilelere mensup kadınlar başlarını örtmektedir, Antik Yunan ve Roma imparatorluğu dönemlerinde yaygın olan ve kadınlarının göğüslerini meydanda bırakacak şekilde giyinme tarzı bazı kabilelere mensup kadınlar tarafından uygulanmaktadır. Özellikle gündüz saatlerinde zengin olan kadınlar şeffaf kumaşlardan yapılan kıyafetlerle (5), fakir olan kadınlar ise üzerlerine bir şey giymeden güneşten korunmak için başlarında örtülerle toplum içinde dolaşmaktadırlar. Mekke’de yapılan hac ticaretinde çıplak yapılan dinsel ritüller neticesinde çıplaklık ilahi bir doğallıkda kazanmıştır bölgede. Yarı göçebe şehirli kadınlar ve Kureyş gibi bazı kabilelere mensup kadınlar ise bedenlerini öretecek tarzda giyinmekle birlikte, onlarda tek göğüslerini dışarıda bırakacak kıyafetler ile birlikte bazen belden yukarısı çıplak kalacak şekilde de giyinmekteydiler.

Bu şartlar altında bir diğer etken olarak Medine’ye iltica eden kadınlar, Medine’li kadınlar kendilerinden daha fazla hakka ve serbestiye sahip olduklarını görünce, onlar gibi davranmaya başlamışlar ve bu en başta Ömer olmak üzere belli başlı bazı Müslümanları rahatsız etmiştir. Özellikle Ömer ciddi bir baskı kurmuştur (6) söz konusu yasağın çıkarılabilmesi için. Mekke’de sesi çıkmayan kadınların Medine’de seslerinin çıktığını ve ahlaken bozulduklarını bir çok vesile ile Muhammed’e anlatan Ömer, özellikle Muhamed’in eşleri üzerinden sık sık Muhammed’e baskı yapmıştır, bu konuda son vaka gene Muhammed’in eşi Sevde üzerinden yaşanmıştır. Ömer Akşam geç saatlerde Muhammed’in evinden tuvalete gitmek için çıkan karaltıyı tanıyarak, ‘’seni tanıdım Sevde’sin’’ demesi (Sevde’nin uzun boylu ve cüsseli olduğu belirtilir) ve bu konunun Muhammed’e ulaşması üzerine birden tanrısal emir olarak Müslüman kadınlar için örtünme emri çıkar(7). Elbette bu yasağın arkasında Ayşe (Ebu Bekir’in kızı) ve Hafsa’nın (Ömer’in kızı) Medine’de gördükleri serbestiye uymak istemeleri (8), toplu göçün 2. Yılından sonra yapılan savaşlar ve yağmalar neticesinde ortaya çıkan refah’tan istifade etme arzularıda en büyük etkenlerdendir.

Özetle; dönemin çalkantılı ve değişen toplumsal yapısı içerisinde kadın (özellikle Kureyş’liler) yeni haklar peşinde koşarken, etkileşime girdiği diğer kabilelerin kadınlarının hakları üzerinden hareketle, üzerindeki baskı ve yasaklardan kurtulabilmek amacıyla taleplerde bulunmuştur. Soğuk savaş’ın yaşandığı Medine’deki ilk 2 yıl boyunca nispi olarak yeni kurulan Müslüman oteritenin egemenliğinden kaçabilen Müslüman kadınlar, özellikle Yahudi kadınların medeni hakları ile birlikte Medine’li yerleşik Arap kabilelerin kadınlarının medeni ve sosyal haklarının benzerlerini talep etmiş ve sosyal yaşamda bu hakları kullanmaya başlamıştır. Bu kaos döneminde toplum terörize olurken, toplumun en hassas kitlesini oluşturan kadınlar karşılıklı olarak taciz ve tecavüzlere maruz kalmışlardır. Ömer başta olmak üzere Müslüman toplumun tutucu kanadı ise bu duruma muhalefet etmiş ve bir çok vakada olduğu gibi bu vakada’da Ömer’in dediği olmuş ve kadınlar bir yasak ile ilk önce örtünmeye zorlanmış, ardında mecbur kalmadıkça sokağa çıkmaları yasaklanarak güncel yaşamdan soyutlanmışlar ve evlerin içine hapsedilmişlerdir (9).

Konu günümüzde bölgeye ve Müslüman toplumun yönetildiği Mezhebe göre değişik yorumlanmakta ve uygulanmaktadır. Taberi’de ve diğer hadis kitaplarında geçen hadislerin, 9. yy dan sonra uydurulmuş hadisler olduğu yönünde ayrılıkta olan İslam din adamları söz konusu husus ve ayetler konusunda ortak fikir olarak Kadın'ın örtünmesi gerektiği kanaatindedir. Uzun bir süre ayrınılan nokta olarak kadının nasıl örtüneceği noktasında yoğunlaşmıştır. Orta doğuda 1970’lerden itibaren artan savaşlar neticesinde nispi bir özgürlüğe kavuşmuş olan Müslüman kadınların tekrar taciz ve tecavüzlere uğramaları neticensinde gelişen örtünme refleksi, Global bir hareket haline gelerek yeni nesil Müslüman toplumlar arasında benzer bir örtünme şekline evrilmişsede hala günümüzde bölgeye ve mezhebe göre örtünme şekilleri değişmektedir. Konu tanrısal bir emir olduğu için İslam toplumu açısından tartışmaya açık bir konuda değildir, kendisini Müslüman olarak tanımlayan her kadın yüz ve eller dışarıda kalmak şartıyla örtünmek zorundadır, burada örtünmeden kasıt da kadına ait vucut hatlarının tamamen yok edilmesidir aynı zamanda (10).

Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- İslam öncesi Mekke. Dr. Yaşar Çelikkol, Ankara okulu yayınları, 2003
4- Cahiliye döneminde Yesrib’in etnik yapısı, FÜSB dergisi sayı:1, cilt:15/319-346, Yaşar Çelikkol
5- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
6- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1, 2, 3, 4, 5. Cilt, 1978
7- Büyük İslam Tarihi, İbn-i Kesir, Çağrı yayınları
8- Her Hicret Bir İnkılaptır, Ali Şeriati, Çev. Hasan Elmas, İhtar Yayıncılık
9- İslam Hukuku ve Önceki Şeriatlar, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2003
10- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, MEB yayınları, 2, 3. Ve 4. Cilt, 1992
11- İslamiyette Kadın Öğretimi, Gaye matbaası, Prof.M.Tayyip Ökiç, 1979
12- Mezhepler Arası Mukayeseli İslam Ceza Hukuku, Ali Şafak, Atatürk Üniversitesi Basimevi, 1977

Dipnotlar:
1- Söz konusu olan sadece kadınlara yönelik şiddet değil elbette, esas hedef Muhammed üzerine yoğunlaşan bir tahrik ve tecavüz söz konusudur. Muhammed güçlendikten sonra Yahudileri İslam’ın en büyük düşmanı ilan etmiştir ve savaşmıştır.

Hadis : Bintu Muhayyisa, babasından naklediyor: "Allah Teala Hazretleri, Peygamberine, yahudilerin tasarladıkları suikasdi bildirince, Resulullah (sav): "Yahudi erkeklerden kimi yakalarsanız onu hemen öldürün!" ferman buyurdu. Bunun üzerine babam Muhayyısa (ra), Yahudi tüccarlarından biri olan Şebibe`nin üzerine atılıp öldürdü. Amcam Huvayyısa o sırada henüz müslüman değildi ve babamdan daha yaşlıydı. Babama hem vuruyor ve hem de: "Ey Allah`ın düşmanı! (onu nasıl öldürürsün?) Karnındaki yağ belki de onun malından!" diyordu. Babam şu cevabı verdi: "Bana onu yapmamı öyle bir zat emretti ki, eğer seni öldürmemi emretse seni de sağ bırakmazdım." Amcam o esnada müslüman oldu."
HadisNo : 4240

Hadis : Nafi` rahimehullah`a kıtalden önce (yapılan İslam`a) davet hakkında sormak üzere yazmıştım. Bana şöyle yazdı: "Bu İslam`ın evvelinde idi. Resulullah (sav) Beni Müstalik`e (önceden haber vermeden ani) baskın yaptı. Onlar (bu sırada) gafil haldeydi, hayvanları su kenarında sulanıyorlardı. Mukatillerini öldürdü, çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. O gün Cüveyriye`yi de ele geçirmişti." HadisNo : 4264

Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Müslümanlardan biri ile Yahudilerden biri aralarında münakaşa edip küfürleştiler. Müslüman öbürüne: "Resulullah (sav)`ı alemler üzerine seçkin kılan Zat-ı Zülcelal`e kasem olsun!" diye yemin etti. Yahudi de: "Musa aleyhisselam`ı alemler üzerine seçkin kılan Zat-ı Zülcelal`e kasem olsun!" diye yemin etti. Derken, o böyle der demez, müslüman elini kaldırıp Yahudi`ye bir tokat vurdu. Yahudi de doğruca Aleyhisselatu vesselam`a gidip hadiseyi haber verdi. …
HadisNo : 4337

Ravi : İbnu Ömer
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: "Ey Müslüman, işte Yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!" diyecek."
HadisNo : 5020

Fasıl : KISAS BÖLÜMÜ
Ravi : Ali
Hadis : Bir yahudi kadın Resulullah (sav)`a şetimde bulunuyor, hakaretler ediyordu. Bir adam onu boğarak öldürdü. Resulullah (sav) kadının kanını batıl kıldı.
HadisNo : 4967

2- Orta doğuda İsa’nın Yahudi tarikat içerikli öğretisinin, Antik Yunan ve Roma dinsel öğretileri ile birleştirilmesi ile ortaya çıkan Hıristiyan’lık dışında ilk defa Yahudi olmayan birisi ciddiye alınacak şekilde peygamberlik iddiası ile ortaya çıkıyordu. Daha önce ve sonrasında olduğu gibi Yahudi’ler kendileri dışındaki her peygamber iddiasını red etmişlerdir.

Hadis : İki Yahudi konuşuyorlardı, biri arkadaşına: "Gel seninle şu Peygamber (sav)`e gidelim ve birşeyler soralım" dedi. Arkadaşı: "Ona peygamber deme" diye müdahale edip ekledi: "Şayet o, kendisinden "peygamber" diye bahsettiğini duyacak olursa sevincinden gözleri dört olur." Beraberce gidip Resulullah (sav)`ı imtihan niyetiyle dokuz açık ayetten soru sordular. Resulullah (sav) onlara "Allah`a hiç bir şeyi ortak kılmayın, hırsızlık yapmayın, zina fazihasını işlemeyin. Allah`ın haram kıldığı cana kıymayın, masum kişiyi öldürtmek için sultana gammazlamayın, sihir yapmayın, faiz yemeyin, günahsız kadına zina iftirası atmayın, savaş sırasında cepheyi koyup kaçmayın, ey Yahudiler, bilhassa sizin için söylüyorum, cumartesi günü yasağını ihlal etmeyin" dedi. Saffan der ki: "Bu cevap üzerine Yahudiler, Resulullah (sav)`ın el ve ayaklarını öptüler ve: "Şehadet ederiz ki, sen peygambersin" dediler. Saffan diyor ki: Resulullah (sav) onlara: "Öyleyse niye bana uymuyorsunuz?" diye sordu. Onlar: "Davud (a.s.), neslinden peygamber kesilmesin diye dua etti. Biz, sana uyduğumuz takdirde Yahudilerin bizi öldürmesinden korkuyoruz" cevabını verdiler.
HadisNo : 690

3- Karşılıklı olarak kavga ve savaş başlatma amaçlı hakaretler ve tahrik amaçlı eylemler özellikle siyasi ilticanın ilk 2 yılında çok yoğun yaşanmıştır. Hatta büyü  gibi bazı soyut saldırıların yanında zehirleme gibi saldırılarda olmuştur. Suikastlar ve karşılıklı kavgalar zamanla yerini savaşa bırakmıştır.

Konu : Eman Ve Sulh
Hadis : Ka`b İbnu`l-Eşref, Resulullah (sav)`ın aleyhine hicviyeler düzüyor ve bunlarla Kureyş kafirlerini, ona karşı tahrik ediyordu. Resulullah (sav) Medine`ye hicretle geldiği zaman, şehrin ahalisi kozmopolitti: Bir kısmı Müslüman, bir kısmı putlara tapan müşrik, bir kısmı da Yahudi idi. Yahudiler, Resulullah (sav) ve ashabına rahatsızlık veriyorlardı. Cenab-ı Hakk, Resulü`ne (sav) sabır ve af emrediyordu. Allah şu ayeti onlar hakkında inzal buyurmuş idi. (mealen): "Hiç şüphesiz, sizden önce kitap verilenlerden ve Allah`a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah`a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinizde sebat edilecek işlerdendir." (Al-i İmran 186). Ka`b İbnu`l-Eşref, Hz. Peygamber (sav)`e eza vermekten bir türlü vazgeçmiyordu. Sonunda Resulullah (sav) Sa`d İbnu Mu`az (ra)`a, onu öldürecek birini yollamasını emretti. Onu Muhammed İbnu Mesleme (ra) öldürdü. Ka`b öldürülünce, Yahudiler ve müşrikler çok korktular. Resulullah (sav)`a gelerek: "Arkadaşımızı geceleyin kapısını çalarak öldürdüler" dediler. Resulullah (sav) onlara Ka`b İbnu`l-Eşref`in geçmişte söylediklerini hatırlattı. Sonra da hepsini kendisiyle onlar arasında yapılacak ve (şerirlerin uyarak sıkıntıları) sona erdirecek bir antlaşma imzalamaya çağırdı. Resulullah (sav) onlarla kendisi ve bütün Müslümanlar arasında muteber olacak yazılı bir antlaşma yaptı.
HadisNo : 1080

Ravi : Aişe
Hadis : Hz. Peygamber (sav)`e (Yahudiler tarafından) sihir yapıldı, öyle ki, Resulullah (sav) yapmadığı bir şeyi yaptım vehmine düşüyordu. Bir gün benim yanımda iken Allah`a dua etti, sonra tekrar dua etti. Ve dedi ki: "Ey Aişe, hissettin mi, sorduğum hususta Allah bana fetva verdi?" "Hangi hususta Ey Allah`ın Resulü?" dedim. "İki kişi bana gelip, biri başucumda, diğeri de ayak tarafımda oturdu. Biri diğerine: "Bu zatın rahatsızlığı nedir?" dedi. öbürü: "Büyüdür!" dedi. Önceki tekrar sordu: "Kim büyüledi?" Diğeri: "Lebid İbnu`l`A`sam adındaki Beni Züreykli bir Yahudi" diye cevap verdi. Öbürü: "Büyüyü neye yaptı?" dedi. Arkadaşı: "Bir tarakla saç döküntüsüne ve bir de erkek hurma tomurcuğunun içine" cevabını verdi. Diğeri: "Pekala, şimdi nerede?" diye sordu. Arkadaşı: "Zervan kuyusunda!" cevabını verdi." Bunun üzerine Resulullah (sav) Ashabından bir grupla birlikte (ra) kuyuya gitti, ona baktı, kuyunun üzerinde bir hurma vardı. Sonra benim yanıma dönüp: "Ey Aişe! Allah`a yemin olsun, kuyunun suyu sanki kına ıslatılmış gibi (bulanık) ve (o kuyu ile sulanan) hurma ağaçlarının başları da sanki Şeytanların başları gibiydi!" dedi. Ben: "Ey Allah`ın Resulü! Onu (kuyudan) çıkardın mı?" diye sordum. "Hayır!" dedi ve ilave etti: "Bana gelince, Allah bana afiyet lütfetti ve şifa verdi. Ben ondan halka bir şer gelmesine sebep olmaktan korktum!" Resulullah onun gömülmesini emretti ve yere gömüldü."
HadisNo : 2239

Ravi : Bera
Hadis : Resulullah (sav) yahudi Ebu Rafi`e, Ensar`dan bir grup adam gönderip, başlarına da Abdullah İbnu Atik`i koydu. Ebu Rafi` Resulullah (sav)`a eza veriyor ve aleyhinde çalışmalar yapıyordu. Ebu Rafi Hicaz bölgesindeki kendine has bir kalede oturuyordu. Kaleye yaklaştıkları zaman güneş batmıştı. Halk artık sürüleriyle dönüyordu. Abdullah arkadaşlarına: "Siz burada oturun ve yerinizden ayrılmayın. Ben gidip, kapıcılara biraz iltifat edip, içeri girme imkanı arayacağım" dedi ve ilerledi. Kapıya kadar geldi. Kazayı hacet yapıyormuş gibi elbisesini toparladı,i însanlar içeri girmişti. Kapıcı seslendi. "Ey Allah`ın kulu, girmek istiyorsan gir. Kapıyı kapatacağım (çabuk ol)!" dedi. Ben de girdim ve (bir köşeye) gizlendim. Halk tamamen girince kapıyı kapattı. Sonra da anahtarları bir kazığa taktı. Ben (müsait bir anda) kalkıp anahtarları alıp kapıyı açtım. Ebu Rafi evinde gece sohbeti yapıyordu. Ve hususi bir köşkte idi. Sohbet arkadaşları dağılınca, yanına çıktım. Her bir kapıyı açıp girdikçe içeriden üzerime kapadım. "Eğer halkın haberi olur da beni öldürmeye azmederlerse, ben Ebu Rafi`i öldürmeden ona ulaşamasınlar diye böyle yaptım. Sonunda yanına kadar geldim. Köşkün ortasında yer alan karanlık bir odadaydı. Ancak, odanın neresinde olduğunu bilemiyordum. "Ebu Rafi`" diye seslendim. "Kim o?" dedi. Sese doğru yöneldim. Heyecan içerisinde bir kılıç darbesi indirdim, ama boşa gitti. Adam bir çığlık attı. Hemen odadan çıktım. Azıcık bekleyip tekrar girdim, [sesimi değiştirip, yardıma gelmiş gibi:] "O ses de ne? ey Ebu Rafı" dedim. "Kahrolası, odada biri var az önce bana kılıç vurdu" dedi. (Yerini iyice keşfetmiştim), bir darbe daha indirdim. Yaraladım, fakat öldüremedim. Sonra kılıcın ucunu karnına sapladım, sırtına kadar dayandı. Öldürdüğümü anladım. Geri dönüp, kapıları teker teker açmaya başladım. Merdivene kadar geldim. Ayağımı bastım. Yere kadar ulaştığımı zannettim. Ay ışığıyla aydınlık bir gecede düştüm. Bacağım kırıldı. Sarığımla sardım. Sonra gidip kapının önüne oturdum. Onu gerçekten öldürdüm mü, öğreninceye kadar bu gece kaleden dışarı çıkmayacağım" dedim. Horozlar ötünce, surların üzerinden ölüm ilan edildi. Ölüm habercisi: "Hicaz ahalisinin tüccarı Ebu Rafi`in ölümünü duyuruyorum!" diye bağırıyordu. Ben hemen arkadaşlarımın yanına gittim. "Zafer!" dedim, Allah Ebu Rafi`in canını aldı!" Resulullah (sav)`a geldim, olup biteni anlattım. Bana: "Uzat ayağını!" buyurdular. Ben de ayağımı uzattım. Meshediverdi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi hiçbir rahatsızlık kalmadı.
HadisNo : 4244


4- Muhammed gerek etkili kabilelerden aldığı eşler, gerekse savaşlardan ganimet olarak gelen cariyelerden aldığı eşler bir yana, yakınında beğendiği kadınlarıda eş olarak almaktan çekinmemiştir. Bu konuda tanrısal emirler çıkmış ve Muhammed’e istediğini eş olarak alma hakkı yanında, istediği kadar eş alma hakkıda tanrısal kanun olarak toplumda yer bulmuştur.

Fasıl
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Zeyneb`in iddeti tamamlanınca, Resulullah (sav), Zeyd (ra)`e: "Git onu bana (kendinden) iste" dedi. Zeyd gitti, Zeyneb`e geldiği zaman hamurunu yoğuruyordu. Zeyd der ki: "Onu gördüğüm zaman içimde bir zorluk hissettim, ona bakamaz hale geldim. Sırtımı ona çevirerek, geri geri yaklaştım ve: "Ey Zeyneb! Beni Resulullah (sav) gönderdi. Seni istiyor" dedim. Zeyneb: "(Ben (istihare yoluyla) Rabbimle istişare etmeden bir şey yapacak durumda değilim!" dedi ve kalkıp mescide gitti. Derken Resulullah`a vahiy geldi. Aleyhissalatu vesselam kalkıp izin almadan Zeyneb`in evine girdi. Zeyd der ki: Gündüzün ilerlemesiyle Resulullah (sav)`ın bize ekmek ve et yedirdiğini gördük. Yemekten sonra halk çıkmış, bazı kimseler evde kalmış sohbet ediyordu. Resulullah (sav) da çıktı, peşinden ben de çıktım. Hanımlarının hücrelerine birer birer uğrayıp selam vermeye başladı. Onlar: "Ey Allah`ın Resulü (yeni) hanımını nasıl buldun?" diyorlardı. Hz. Enes (ra) der ki: "Bilemiyorum, halk çıktı!" diye ben mi haber verdim, başkası mı haber verdi. Aleyhissalatu vesselam gelip evine girdi. Ben de beraber girmek istedim. Benimle kendi arasına perde çekti. örtünme ayeti nazil oldu. Halk, kendilerine verilen öğütten derslerini aldı: "Ey iman edenler! Yemek için davet olunmadan Peygamber`in evine girip de orada yemek vaktini beklemeyin. Davet edildiğinizde ise girin, fakat yemeğinizi yedikten sonra sohbete dalmadan dağılın. Bu hareketiniz Peygamer`e eziyet verir. O da size bunu açıklamaktan sıkılır. Allah ise hakkı açıklamaktan çekinmez" (Ahzab 53).
HadisNo
:
5615


5- Esasında sadece yarı şeffaf kumaşlar değil, vucut hatlarını gösteren her türlü kıyafet Muhammet ve Ömer başta olmak üzere dönemin erkeği üzerinde şehveti duygular uyandırmaktadır.

Ravi : Aişe
Hadis : esma Bintu Ebi Bekr (ra), üzerinde ince bir elbise olduğu halde Resulullah (sav)`ın huzuruna girmişti. Aleyhissalatu vesselam, ondan yönünü ters istikamete çevirdi ve: "Ey esma! Kadın hayız yaşına girdi mi ondan sadece şunun ve şunun dışında hiçbir yerinin görünmesi caiz değildir!" dedi ve yüzü ile ellerini işaret etti.
HadisNo : 5248

Rasûlullah (s.a.s.) hafif bir elbise giyip tamamen vücut hatlarını örtmeyen kadınlara “Onlar adı örtülü ama gerçekten çıplaktırlar” buyurmuştur (Süyûtî Tenvîru’l-Havâlif c. 3 s. 103).

6- Ömer özellikle kadınlara yönelik yasaklar konusunda kendine pay çıkarmakta ve haklı bir övünmeyle başarısında bahsetmektedir o dönemde.

Fasıl
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Üç şeyde Rabime muvafakat ettim: (Resulullah (sa`a): "Ey Allah`ın Resulü! Makam-ı İbrahim`de bir namaz yeri edinsen!" dedim, arkadan: "İbrahim`in makamını namazgah edinin" (Bakara 125) ayeti nazil oldu. "(Bir gün) "Ey Allah`ın Resulü! Huzurunuza iyiler de facirler de giriyor. Emretseniz de ümmühatu`l-mü`minin örtünseler!" dedim. Bunun üzerine hicab (örtünme) ayeti nazil oldu. Resulullah (sav)`ın hanımları kıskançlıkta birleştiler. Ben de: O sizi boşarsa Allah O`na sizden hayırlısını verir" demiştim, bunun üzerine şu ayet indi (Mealen): "Rabbi O`na sizden daha hayırlı olan, Allah`a teslim olmuş, iman etmiş, ibadet ve itaatte sebat eden, günahlarından tevbe eden, Allah`a kullukta bulunan, orucunu tutan hanımlar nasib eder ki, onlardan dul olanı da bakire olanı da bulunur" (Tahrim 5).
HadisNo
:
4392

7- Ortaya çıkan tanrısal emirler dönemin Müslüman toplumundaki kadınlar üzerinde anında etki yapmıştır. Nur suresi 31. Ayeti, Nur suresi 60. Ayeti, Ahzap suresi 55. Ayeti ve Ahzap suresi 59. Ayeti vb. ile birlikte bir çok hadiste tanrısal emir olarak İslam toplumunda büyük bir değişimin başlamasına neden olur.

Hadis : Cenab-ı Hakkın şu (mealdeki) kavl-i şerifleri indiği zaman, "Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü`minlerin hanımlarına söyle. Evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar."(Ahzab 59) Ensar kadınları başlarında (siyah) örtüden kargalar taşıyor oldukları halde dışarı çıkarlardı.
HadisNo : 5247

Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Ümmü Seleme (ra), evinde iken de cilbabesini (başörtüsünü) fazilet ümidiyle üzerinden hiç çıkarmazdı." [Rezin tahric etti.]
HadisNo : 5250

“Kadın, örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker.” (Tirmizî, Radâ 18)

8- Özellikle Ayşe’nin sık sık entrikalara ve güç gösterilene karışması dönemin toplumunda skandallara yol açarken, Müslüman toplum arasında büyük bir hoşnutsuzluk ve karmaşaya sebep olmuştur.

Fasıl
:
Konu
:
Ravi
:
Hadis
:
Urve ve başkalarından almış olarak Hz. Aişe`nin şu rivayetini nakleder: Hz. Aişe (ra) buyurmuştur ki: "Resulullah (sav) bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur`a çeker, kur`a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü. Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi. Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak yerlerinde de onun içinde iken iniyordum. Resulullah (sav)`ın o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine`ye yakın bir yerde konakladık. Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kaza-yı hacet için tek başıma) ordudan ayrılıp gittim, ihtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü yokladım. Yemenin göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim. O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi. Askerler mahmilimi kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten küçük yaşta bir kadındım: Hülasa devemi sürüp gitmişler. Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Ordugaha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm. Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım. Safvan İbnu Muattal es-Sülemi -ki bilahere (Zekvan`da ikamet ederek) Zekvani unvanını da almıştır- (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugahın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez beni tanıdı. Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü. Ben onun istirca sesiyle "İnna lillah ve inna ileyhi raci`un = Biz Allah`ın kullarıyız ve Allah`a dönüp varacağız" uyandım. Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah`ma kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircaından başka bir tek sözünü de işitmedim, indi ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. …



9- Bu konuda kesin olarak hükmü Muhammed’in söylemine göre tanrısal bir vahiy vermiş ve tanrı emri ile kadınlar evlerine hapsedilmişlerdir. Ahzap suresi 33. Ayet ile Muhammed eşlerine ve Müslüman kadın kitlesine ‘’ Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor’’ diye seslenir.

10- Yasak oldukça etkili olmuş ve kadınlar her yerde yasağa uymak zorunda kalmamış bizzat korkudan uymuşlardır başlangıçta.

Hadis : Biz, bir kısım kadınlar, ihramlı iken, yanımızda esma Bintu Ebi Bekr (ra) olduğu halde, yüzlerimizi sıkıca örtüyorduk."
HadisNo : 1210

12 Kasım 2011 Cumartesi

İlk İslam Devlet Adamı Olarak Muhammed ve İcraatları

 
İslam Medine öncesinde bir kurum ve anlayış olarak ortada yoktur, Medine’ye göç ve sonrasında ortaya çıkan oterite boşluğunu doldurma ve kanun koyup uygulama zorunluluğu neticesinde, kabile yönetimine benzer bir yönetimle, ilk İslam devlet anlayışının primatif başlangıcı ortaya çıkmıştır. İslam Mervan’ın iktidarına kadar bir devlet olmaktan uzak yapılanma içerisindedir, ilk İslam devleti Mervan ile ortaya çıkmıştır, ondan öncesi ancak kuruluş dönemi olarak adlandırılabilir.
 
Erken dönem İslam sırasında Arap kabileleri yazılı olmayan geleneksel kurallara bağlı olarak, kendi kabilesi yada aşireti içerisindeki ilişkilere bağlı şekilde yaşardı. Ortada egemen bir devlet olmadığı gibi, egemen ve coğrafyanın tamamına hükmeden bir güçte yoktu, her kabile ve yerleşke kendinden mesuldü. Kabileler arası anlaşmalar genelde savaş yada diyet ödeyerek, bireysel anlaşmazlıklar ise karşılıklı kısas veya kan davaları şeklinde çözülürdü. Mekke içerisinde bir çeşit yaşlılar heyeti yada kabilelerin bir araya geldikleri şehir senatosu benzeri bir kurum olmasına rağmen uzun süredir işlevselliği bulunmamakta ve şehir özelinde ticareti ve parayı elinde tutan tüccarın kontrolünde idare edilmekteydi, şehirlerdeki nizam ve kanunda göçerlerle benzer şekilde yazılı olmayan geleneklerle şekillendirilirdi. Özetle o dönemde Hicaz’da bildiğimiz anlamda bir devlet ve kurumları yoktu, gerek kabile bazında gerekse kabilelerin oluşturdukları konfederasyonlar bazında tek geçerli kural her kabilenin kendi kuralıydı.
 
Dönemin hukuk sistemi ve kavramı ilkel kabile düzeyinde seyrederken Mekke gibi ticaret yapılan şehirlerde nispeten bazı ilkel ticari kurallar uygulanmaktaydı. Medeni hukuk, asli hukuk ve ticari hukuk yoktu, devlet adına gerekli kurumlar olmadığı içinde kabile ferdlerine yönelik vergi, düzenli askerlik vb. yükümlülüklerde yoktu. Kurallar ortalama olarak kabile reisinin gelenekleri uyguladığı, daha çok güçlünün yanında olan ve göçer kabilelerin ilkelliği ve yoksulluğu ile paralel daha eşitlikçi bir hal alan tarzdaydı. Yetişkin ve özgür olan erkekler dışında hiçbir birey bir şey hak edemezdi, miras, ganimet paylaşımı, boşanma vb. bir çok olayda tek yetkili ve varis erkekti, kadın, çocuk, köle ve mevali’ler hiçbir hakka tabii değillerdi, zengin ailelerin kadınları ve Bedevi kadınları bu durumdan istisnaydılar, zenginler ellerindeki güc sayesinde söz sahibi olurken, Bedevi kadınları çölün getirdiği hayatta kalma savaşında erkeklerle birlikte çalıştıkları ve üretimde söz sahibi oldukları için nispi bir eşit muamele görüyorlardı.
 
Muhammed İslam siyer ve hadisleri ile Kuran’da yetkiyi aldığı makamı ve konumunu açıklamıştır, ilk olarak yetki bizzat İslam tanrısından gelir, onun yeryüzündeki halifesi ve sözcüsü olmakla kalmaz, aynı zamanda onun adına verilen cihad ve getirisininde kanuni mirasçısıdır, kendi deyimi ile ganimet ile ödüllendirilen tek peygamber kendisidir yani fatihtir. Ortada olan teoraktik bir devletin primatif halidir, kendi taraftarları ve diğer toplumlar onu bir reis olarak görmektedir, bunun en bariz izlerinden birisi reis olarak ganimetten pay almasıdır, bu pay neticesinde eşlerinden birisine ‘’Safiyye’’ denilmektedir ki bu o dönemde reislerin ganimetten aldıkları payın adıdır aynı zamanda. Mekke’nin ele geçirilmesi ve gerektiğinde toplanan bölgesel bir güce sahip ordunun sık sık savaş ve yağma için bölgedeki kabileleri ele geçirmesi neticesinde ki ilerleyen süreçte ancak bir rahip / kral olarak tanınmaya başlanılana kadar, Muhammed değişik kabilelerden gelmiş bir toplumun reisi olarak algılanmıştır. Bazı azınlık küçük kabileler ve Yahudi ile Hıristiyan bireyler, Muhammed’i beklenen Mesih olarak kabul etmişlerdir. Söz konusu dönemde ganimet’ten aldığı pay İslam öncesi Arap ve Bedevi kabile reislerinin aldıkları kadar yani 5/1 oranındadır, tıpkı ondan öncekiler gibi oda bu ganimeti iktidarını sürdürmek için kendi toplumuna harcamakta ve müttefiklerini yakın tutmak için sarf etmektedir. İlerleyen dönemdeki devletin ilk hazinesi ve gelir kaynağı söz konusu kabile hukukunda yatmaktadır. Bölgedeki kabile üyelerinin Muhammed aracılığıyla ihtilaflarını çözmeye çalışması, onu reis ve yasa uygulayıcısı olarak tanıdıklarını, küçük bir kitlenin onu Mesih olarak gördüğünü, ölümü ile bu kitleden bir bölümünün söz konusu toplumdan ayrılması ise katılımın sadece oterite ve hukuk bazında olup dinsel bir hüviyet taşımadını gösterdiği gibi, Muhammed’in reis olarak hüküm sürmesininde bir göstergesidir.
 
Hamidullah’ın tezinin aksine Medine vesikası ile Medine’de anayasa’ya dayalı bir devlet kurulmamıştır. Yapılan klasik Arap kabile geleneklerine uygun olarak kurulan bir ittifak ve bunu destekleyen barış anlaşmalarıdır. Burada farklı olan tek şey, kabilelerin ittifakı yerine bireylerin oluşturduğu bir toplumun uzlaşması ve bir araya gelerek diğer kabilelerle ittifak kurmalarıdır. Vesika’nın ilk bölümünde sayılan taraflar Muhammed’in reisliğini yaptığı Müslüman toplumdur ve bu toplumun yapılanması ve statü’sünün tespitidir. Vesika’nın ikinci bölümünde sayılan taraflar Müslüman toplumla yapılan barış ve ittifak anlaşmasının diğer katılımcılarıdır. Yani vesika bizlere klasik Arap ittifak anlayışının bireyler üzerinden yeni bir toplum oluşturulmasını ve aynı coğrafyayı paylaştığı diğer egemen güçler ile birlikte Müslüman’lar arasında da barış anlaşması yapmasını ve toplum bireylerinin mali, adli, askeri hak ve görevlerini anlatır.
 
 Bu süreçte Medine’de ‘’Allah’’ adına kendi hükümranlığını kuran ve yönetmeye başlayan Muhammed için zor olan, ihtiyaca yönelik pratik kanun ve kuralları bulması ve uygulaması olmuştur, başlangıçta Yahudi’leri taklit ederken zamanla Müslüman toplumun güçlenip Yahudi’lere karşı savaş başlatmaları ile Yahudi’lerin yaptıklarının tersini yapma şeklini almıştır. Mevcut kabile geleneklerindeki bazı kurallar da değiştirilerek İslama katılmıştır bu süreçte, söz konusu toplum Hicaz’da ilk defa ortaya çıkan ve değişik kültür ve geleneklerin bir araya geldiği ve dışa dönük ilişkilerin yaşanması neticesinde yeni ihtiyaçların ve ilişkilerin ortaya çıktığı bir yapıdadır. Kabile yaşamından yerleşik ve örgütlü bir yaşama geçen söz konusu toplum’un erken İslam dönemindeki gelir kaynağı savaş ganimetleri olarak ortaya çıkmışken, daha sonra ele geçirilen bölgelerin ve kabilelerin yönetimi ve onlardan alınan (eski Arap geleneklerinin kopyası) vergileri toplama ve basit adli vakaların görülmesi ihtiyacı ile devlet adına ilk temeller atılmıştır.
 
Bütün bu uygulamalar ve kuralların temelinde Muhammed vardır, her türlü kanun İslam tanrısının buyurması ile sure yada ayet olarak topluma duyurulmakta, büyük oranda ise mevcut kuralların daha sonra sünnet olarak adlandırılacak bir şekilde sözlü olarak uygulanmasından ibarettir. Kurallar duruma ve zaman göre uygulanmakta, bazı kurallar zamanla değişmekte ve bazı kurallar iptal edilebilmektedir bu süreçte. Mekke ele geçirilene kadar idari anlamda tek yetkili Muhammed’tir, gerekli gördüğü takdirde yakın arkadaşlarından birilerini geçici olarak yetkilendirmekte ama son söz hep Muhammed’te olmaktadır, kesin olarak dinsel ve Dünyevi hükümran odur. Yaptıkları ileri bir devletin kanunlarını yazmakta değildir, yani o Hamburabi yada Kanuni gibi bir kanun yapıcı değildir, daha çok temelleri atan kurucu bir fatihtir. Eşitler arasında birincinin liderliği yapılanmasını rahip/kral düzeyine çıkararak bir merkezi otoritenin kurulmasını sağlamıştır, gerçi bu kurum hala bir devlet değildir ama toplumun gelişmesininde önünü açmıştır. Egemen olduğu coğrafya genişleyip işgal edilen yerlere vali ve kanun adamı (İslam’da bu iki ayrı yetki tek kişidedir) atamaları yapırken tek kıriter atanacak kişinin İslam’ı ve Muhammed’in icraatlarını iyi bilmesidir, atanan kişi Muhammed’in halifesidir ve asli görevi vergilerin toplanması ve istihbaratın merkeze ulaştırılmasıdır aslında, adli vakalar daha çok eski geleneklerin İslama uydurulması şeklinde görülmektedir.
 
Bir devlette olması gereken, düzenli ordu, para basımı, adli kurumlar, vergi ve ekonomik kurumlar vb. bir çok öğe Muhhamed’in ardında bıraktığı egemen sistemde yoktur, ilk dört kral / halife bu savaşa dayalı kabileler konfederasyonu’nu devlet yapacak atılımları kısmi olarak atarlar, bütün bunları yapmalarının nedenide zorunluluktandır yani şartların zorlaması ile şekillenir uzun bir süre İslam. Halife Mervan ilk parayı bastırana kadar ortada kuruluş aşamasında olan bir devlet vardır ve temellerini Muhammed atmıştır. Muhammed’in ardında bıraktığı idari ve kanuni yapı, daha uygar toplumların fethedilip yönetilmeye başlaması ile yetersiz kalmış ve ortaya çıkan sorun, dönemin İslam rahip kralları tarafından yeniden yapılandırılması ve bölgesel güçlerin dinsel baskıları neticesinde yeniden yazılması ile ilk halini almıştır, günümüzdeki halini ise otoriter Abbasi yönetimi döneminde özellikle Orta Asya’daki bölgelerde ve Irak sınırları içerisindeki yapılanması ile sağlamıştır. Temel olarak Muhammed’in kanunlarının üzerine inşa edilen bir sistem gibi görünsede, gelişen ve karmaşıklaşan toplumun ihtiyaçlarını karşılayamayan İslami şeriat yeniden yazılmak zorunda kalmıştır ve bu süreçte elbette egemen kabilenin ve sınıfların ihtiyaçları doğrultusunda bazı yeniden şekillendirmeler yapılmıştır.
 
Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi, Mahmud Şakir, Çev. Ferit Aydın, Kahraman yayınları, 1995
4- Birüni’ye göre Dinler ve İslam dini, Diyanet yayınları, Dr. Günay Dümer 1975
5- Dinler tarihi, Prof.Dr. Hüseyin G. Yurdaydın-Doç.Dr. Mehmet Dağ 1978
6- Kuran’da Allah ve İnsan, Prof.Dr.Toshihibo Izutsu, Çeviren; Doç.Dr. Süleyman Ateş, AÜİF yayınları 1975
7- Çeşitli yönleriyle Din, Prof.Dr. Günay Tümer
8- İslam öncesi Mekke. Dr. Yaşar Çelikkol, Ankara okulu yayınları, 2003
9- Câhiliye’den İslâm’a Geçiş: Tebliğ ve Sosyal Akışkanlık, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:14 Sayı:1 Yard. Doç. Dr. Vejdi Bilgin
10- İslam öncesi dönemde Mekke idare sistemi ve siyasetin oluşumu, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:10 Sayı:1 Yard.Doç.Dr. Adem Apak
11- Sosyo-ekonomik ve kültürel yönden İslam öncesi Mekke toplumu,  Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:10 Sayı:2 Prof.Dr. Abdurrahman Kurt
12- Cahiliye döneminde Yesrib’in etnik yapısı, FÜSB dergisi sayı:1, cilt:15/319-346, Yaşar Çelikkol
13- İslami tarihçiliğin doğuşu/ İlk siyer-megazi eserleri ve müellifleri, Ankara okulu yayınları,Josef Horovitz (Çev: Ramazan Altınay-Ramazan Özmen) 2002
14- İslam’ın ilk döneminde Bey’at ve seçim sistemi. Prof.Dr. Mehmet Ali Kapar
15- İslam Hukukunda hükümlerin değişmesi açısından Hz. Ömer’in bazı uygulamaları, Doç.Dr.Muhsin Koçak, 1997
16- İlkel, Köleci ve Feodal Toplum, Zubritski-Mitropolski-Kerov, Eriş Yayınları
17- Tasavvuf ve Bid’at. Prof. Dr. Abdulhakim Yüce
18- İlk dönem İslam hukuku, yasama-yargı-yürütme. Abdülvahhab Hallaf, Pınar yayınları, 2006
19- Demografik değişkenler açısından ilk Müslümanlar, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:18 Sayı:2 Prof.Dr. Abdurrahman Kurt
20- İslam şehrinin doğuşu, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler dergisi Sayı:6 Yard. Doç. Dr. Muammer Gül
21- Risalet öncesinde Arap yarımadasındaki dinler ve bir peygamber beklentisi Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisi Sayı:6 Yard.Doç.Dr. Sıddık Ünalan
22- Uydurma olduğunda ittifak edilen hadisler, Aliyyül Kari, Tercüme: İbrahim Kutlay, İnkilap yayınevi 2008
23- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu 1. Cilt, 1978
24- Hz. Muhammed Mekke’de, W. Montgomery Watt, AÜİF yayınları no:5, çeviri: Doç.Dr. M. Rami Ayas, Doç.Dr. Azmi Yüksel, 1986
25- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, MEB yayınları, 3. Ve 4. Cilt, 1992
26- Hukuk Tarihinde İslam Hukuku, Ord.Prof.Sabri Şakir Ansay 2002
27- İslam hukukunda suçlar ve cezalar, Dr. İlhan Akbulut, 2003
28- Dinler ve Mezhepler Tarihi, 1 ve 2. Cilt, Ebu’l Feth Muhammed B. Abdulkerim Şehristani
29- İslam Düşüncesinin Erken Döneminde Muhalefet ve Görüntüleri, Kelam araştırmaları dergisi, Sayı: 8, Abdülnasır Süt, 2010
30- İslam Hukuku Tarihi, İz yayıncılık, Hayreddin Karaman, 1989
31- Hukuku İslamiye ve İstilahatı Fıkhiye, Ömer Nasuhi Bilmen, 1-2-3. Cilt
32- Mezhepler arası mukayeseli İslam ceza hukuku, Ali Şafak, Atatürk Üniversitesi basımevi, 1977
33- Peygamberler ve Halifeler Tarihi, Ahmed Cevdet Paşa, Çile yayınları, 1-2. Cilt
34- İslam Hukuku Tarihi, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2006
35- İslam Hukuku (Umumi Esaslar), Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2006
36- Halifelik Tarihine Giriş, Doç.Dr. Mehmet Azimli, Öykü kitabevi, 2005
37- Büyük İslam Tarihi, İbn-i Kesir, Çağrı yayınları
38- Her Hicret Bir İnkılaptır, Ali Şeriati, Çev. Hasan Elmas, İhtar Yayıncılık
39- İslam’da Polis Teşkilatı, Muhammed Şerif erRahmuni, Çev. Doç.Dr. Abdülkerim Ünalan, Gap matbaacılık, 2004
40- İslam Hukuku ve Önceki Şeriatlar, Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Art sanat yayınları, 2003
41- Hz. Peygamberin Devlet Kurma Faaliyeti, Yrd.Doç.Dr. M.Hanefi Palabıyık, AÜİF Dergisi, Sayı: 17, 2007
42- İslam Hukuk Felsefesi Açısından Medine Vesikası, CÜİF Dergisi, Cilt:4, Sayı:1, Mustafa Kelebek, 2000
43- Medine Vesikası Hakkında Genel Bilgiler, Ali Bulaç, Birikim Dergisi, Sayı: 38-39, 1992
44- İslam Peygamberi, Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çev. Prof.Dr. İhsan Süreyya Sırma, Beyan yayınları, 2004