zina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2014 Perşembe

İslamda Kadın Köleler - Cariye

Kuran'da abd (köle) sözcüğü nadiren kullanılmış, onun yerine ''ma meleket eymanukum'' (sağ elinin sahip olduğu yani sahip olunan ve idare edilen hayırlı mal) kavramı almıştır (1). Belirtmekte fayda var, Kuran'da erkeğin sahip olduğu eşleri, çocukları, hayvanları, malları vs. de aynı şekilde ifade edilir. Bu kelime gurubu geleneksel olarak savaş esirlerini, daha geniş anlamda ise köleleri simgeler. Kadın kölelere İslam öncesi ve sonrasında cariye denilmektedir. Cariye erkeğin sahip olduğu köle kadındır, yani erkeğin sahip olduğu mallarından birisidir. İslam toplumlarında hür kadınlarında cariye sahibi olmaları yasaldır, yalnız onlar erkekler gibi bu köle kadınlardan (ve erkek kölelerden) cinsel anlamda faydalanma hakkına sahip değillerdir (2). ''Cariye'' kelimesi Arapça (CRY) kökünden gelmektedir. Sözlükte ''olmak, geçmek, koşmak, akmak'' şeklinde geçer. Yapmak, yürütmek, uygulamak (icra), akıcı, akan, geçerli (cari), kız çocuğu, halayık (cariyeh), su üzerinde akan, gemi (cariyetun), askerin günlük yiyeceği (ceraye), rota, alt yapı, kanal, çığır, akım yeri (mecra), akan, dolanan, elektrik akımı (cereyan) kelimeleri bu kökten gelmektedir. Kullanım itibariyle Cariye; elden ele dolanan ve alınıp satılan kadın yada kız çocuğudur (3). Diyanet işleri başkanlığının çıkardığı İslam ansiklopedisinde ''Cariye'' kavramı ''kadın köle anlamında bir fıkıh terimi'' olarak kısa bir satırla izah edilmektedir. Günümüz Türkiyesi'nde din adamlarınca unutmak ve unutturulmak istenen İslamiyet'teki cariye sınıfı, özellikle Arap yarımadasında hala yaşamaktadır, 50'lerin ortasından itibaren Dünya'da resmen yasaklanan köleliğin, gizli bir şekilde Arap ülkelerinde cariyeler vasıtası ile sürdüğü bilinmektedir.
 
Cariye'ler alınıp satılabilen (4) ve özellikle ''Dar-ül harb'e'' (kafir topraklarına) yapılan akınlardan elde edilerek piyasaya sürülen, yada bir şekilde köle ticaretine dahil edilerek piyasada dolaşan bir mal olarak köle kadındır. Bazı İslam din adamlarının yalan, yanlış ve asılsız iddialarında belirtikleri gibi İslam kölelik kurumunu kaldırmamış, sadece Araplar arasındaki ilkel kabile yaşamının getirdiği ilkel komünal mülkiyet ilişkisini, çağdaşı köleci ekonomiye sahip diğer uygarlıkların seviyesine çekmiştir (5). Bunu yaparken kölenin ilerde özgür olabileceği yada Müslümanlığı seçebileceği ihtimalinden hareketle, onunda tanrının yarattığı bir İnsan olmasını göz önüne alarak ve söz konusu ilişkiyi köle - efendi ilişkisine uyarlayarak çözmüştür (6). Kölelik kurumunun en alt tabakasında yer alan ceriyeler Muhammed döneminde yapılan savaşlar sonucunda talep edilenden kat be kat fazlasıyla elde ediliyordu (7). Savaş sonrası ganimetin paylaşımı İslam öncesi Araplarında olduğu gibi aynen yapılıyordu, Muhammed'in ve tanrının payına 5/1 hisse veriliyor geri kalan her şey belli bir kurala göre savaşa katılan kişiler arasında paylaştırılıyordu (8). Cariye'ler savaştan (genellikle) hemen sonra savaşa katılanlar arasında paylaştırılırdı (9). Genellikle bu paylaşımın akşamında esir alınıp köleleştirilen bu kadınlar tecavüze uğrarlardı (10), bu toplu tecavüz seansında kadına elbette ne istediği sorulmazdı, sadece geleneksel anlatımlarda Muhammed'in bazı cariye eşleri için sonradan Müslümanların anneleri olarak kabul edilmeleri nedeniyle bizzat Muhammed tarafından evlilik teklifi yapıldığı yönünde rivayetler vardır (11). Sonuçta cariye (rızası olmadan) köleleştirilmiş bir kadın olarak artık yeni yaşamında sahibi olan erkeğin tasarrufunda bir metadır artık. Genel olarak sahabe denilen ilk Müslümanlar söz konusu durumdan her türlü faydalanmayı düşünürken (12), elbette tatlı karlarına bir zarar gelmesinide istemedikleri için, köle kadınların hamile kalmasını önlemek, geleneklere göre doğabilecek erkek çocuğun babasının (ileride muhtemel) mirasçısı olmasına engel olmak, neticede savaşarak elde ettikleri malı korumak adına azil başta olmak üzere bir çok yönteme başvurmuşlardır (13).
 
İslam hukukuna göre müslüman bir erkeğin sahip olduğu cariye ile seks yapması yasaldır (14), cariyenin bu konuda söyleyebileceği neredeyse bir söz yoktur (15). Müslümanlar esir edip köleleştirdikleri kadınlarla seks yapmayı tanrısal bir izinle kendilerine hak gördükleri için (16) ve cariyenin bu tek taraflı ilişkide bir söz hakkına sahip olmadığına inandıkları için (17) ve aslında özetle İslam'da tecavüz diye bir suç bulunmadığı için cariyelere yapılan muameleyede tecavüz olarak bakmamışlardır. Bu temel bilgiler ışığında efendi, cariye ilişkiside mülkiyet ilişkisinin (milk-i yemin) varlığına dayandırılmaktadır (18). Bu ilişki İslam hukukunda hür olan erkekle, kadın arasında yapılan evlilik akdinin erkeğe ''cinsel olarak kadından faydalanma hakkı'' vermesi ilkesiyle aynıdır. Erkek cariyeyi satın almakla, onunla cinsi ilişki kurma hakkınada sahip olduğu için her şey tanrısal olarak yasaldı. Cariye ile seks sonucunda çoğunlukla bir çocuk doğmakta ve bu çocuk vasıtası ile cariye sahibi olan erkeğin serbest bırakması yada ölmesi sonucunda hür sayılmaktadır (19). Bu nedenle, özellikle İslam hukukunda kader bölümünde anlatılan bir çok hadiste aktarıldığına göre, dönemin cariye sahipleri cariye ile seks sonrası, rahim dışına boşalma yöntemini kullanarak cariyelerin hamile kalmasını önlemeye çalışmışlardır (20). Muhammed'in İslam'ı kurma ve yayma döneminde, özellikle yarımadadaki bir çok fakir  erkek kendisine katılarak savaşlardan ganimet elde etmek istemiştir. Bunun sonucunda Medine'deki yeni İslam toplumunda çok sayıda yeni mülk sahibi olmuş yada hala fakir olan bir erkek sınıfı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda ortaya ihtiyaç fazlası bir cariye sınıfıda çıkmıştır. Söz konusu cariyeler içerisinden bazıları kendilerini ileride hür bırakacak bir antlaşma yaparak yada fidyelerini ödeyerek hür kalabilmişlerdir (21). Bu cariyeler içerisinde (özellikle fakirlerden) Müslüman olanların kölelikten azad edilmesi teşvik edilmiştir (22). Özellikle samimi bir şekilde Müslümanlığı kabul eden cariyeler ile bekar ve fakir erkeklerin evlenmesini teşvik edici ayetler ve uygulamalar ortaya çıkmıştır (23). Elbette cariyelerle evlilik özellikle fakir bekar erkekler için tasvip edilen bir nasihattir, esas olan ve tercih edilen ise hür bir kadınla evlenmektir (24).
 
Özellikle Medine'de kurulan yeni İslam toplumu içerisinde (ihtiyaç fazlası olarak) çok kalabalık bir şekilde yer alan cariyeler sınıfı beraberinde eski Arap adetlerinin İslam'a uyarlanmış şekli olan bir hukuk sisteminide getirmiştir. Bu sistem içerisinde cariye; vergi verilmeyecek bir maldır (25), kaderini kabullenmeli ve isyan etmemeli ve yahut kaçmamalıdır (26), kesin bir emir olmamakla birlikte İslam toplumunda cariyelerin başları açık olarak gezmeleri, yada kölelere özel bir takım işaretler takmaları, yada kıyafetler giymeleri her zaman zorunlu olmuştur, bu nedenle cariyeler kendilerine has giyinmek zorundaydılar (27), cariyeler açısından zina (evlilik dışı seks) tıpkı hürlerde olduğu gibi yasaktır, elbette cariye sadece efendisi olan erkekle seks yapmak zorundadır (28), aslında cariyeyi'de bir mal olarak gören İslamiyet için en korkulan şeylerden birisi olan mülkiyetin kaybedilmesi olarak görülen cariyenin çocuk doğurmasının kıyamet alameti olarak görülmesi şaşırtıcı olmaz (29). Cariye tüm bu nedenlerden dolayı cariye olduğunu özellikle karşısındaki erkeğe belirtmek yada hissettirmek zorundadır (30). Kölelerin aralarında ve şartlara göre bazen hür insanlar'la evlenme hakları vardır. Buna mukabil köleler efendilerinden izin almadan asla evlenemezler, velevki izinsiz evlendiler bu ilişki zina olarak kabul görür, netekim bu adil olmayan kanunlar içerisinde cariye eğer kanunları bilmezse erkek köleden daha fazla mağdur olur (31). Köleler vede elbette cariyeler azad edilmiş bile olsalar eski efendileri ve onun ait olduğu kabileye bağlı kalmak zorundadırlar, herhangi bir nedenle bir başka yerde ve kabilede yaşamak isterlerse önce eski (aslında hala mevcut olan) efendilerinden izin almak zorundadır (32). Cariyelerin şiddet görmesi normaldir ve özellikle dövülmelerinde bir yasal engel yoktur (33). Sadece fuhuş ve eğlence sektöründe çalıştırılan cariyelerin alım ve satımı yasaklanmıştır (34). Cariyelerin ev içerisinde ve kişisel ihtiyaca yönelik eğlence için kullanılması ise serbesttir (35).
 
İslam din adamlarınca Asrı saadet olarak tanımlanan Muhammed ve ardılı olan dört sultanın hüküm sürdüğü bu sürede bir çok istenilmeyen vakada yaşanmıştır. İslamın kılıçı ünvanına sahip Halid b. Velid gerek Muhammed'in görevlendirdiği bir savaşta (36) gerekse ardılı Ebu Bekir'in görevlendirdiği bir savaşta şahsi çıkarlarına ve görüşlerine göre cinayet ve soykırım teşebbüsünde bulunabilmiştir. (37). Öldükten sonra gidilen ve sonsuz yaşamın olduğu düşünülen cennette bile cariyelerin varlığını tasvir eden bir din algısının olduğu bir yerde, daha doğrusu bu kadar kadının rekabete zorlandığı erkek egemen bir yaşamda kıskançlıklar da sonsuz olmaktadır (38). Elbette toplum içerisinde kadın nedeniyle yaşanan kıskançlıklar da had safadadır (39). Neticede bütün bu rivayetler özellikle cariye sınıfının din adamlarınca sevilmediği bir dönem olan Abbasilerin zamanında toplanarak yayınlanmıştır. Ondan önceki döneme ait yazılı kaynaklar hem çok az hemde kıttır zaten, mevcut derleme çoğunlukla hafızalarında tuttukları rivayetleri aktaran kişilerden yapılmıştır. Abbasi dönemini kısaca izah etmeden söz konusu cariye mevzusuda anlaşılamaz. Abbasi döneminde elde edilen refah toplumun her kesimine yansımıştır, bu refahın sonucu olarak talep fazlası cariyeler her yerdedir. Halk kitleleri arasında hür kadınlar evde pişmiş ekmeğe, cariyeler ise çarşı fırınından alınan ekmeğe benzetilmektedir. Cariye'ye verilen bu kıymete rağmen hür kadınlar saygınlıklarını muhafaza etmektedir. Buna mukabil cariyelerin çoğalması ile hür kadına olan ilgi ve alak azalmıştır. Bu düşkünlüğün sebebi ise daha çok İslam hukukunun sonucudur. Erkekler serbest bir şekilde inceleyerek beğendikleri ve aldıkları cariyeler varken yüzlerini bile çoğu zaman görmedikleri hür kadınlardan memnun olmaları beklenemez. Ayrıca cariyerler için katı seks kurallarıda yoktur. Dolayısıyla erkeklerin hür kadınları bir yana koyarak gönüllerince eğlenebilecekleri ve seks yapabilecekleri ve ardından da bırakabilcekleri cariyeleri tercih etmeleri yaygın bir davranış olmuştur. Bu davranış kalıpları içerisinde yeniden biçimlenen arz talep dengesine paralel olarak, görgü kuralları, edebiyat ve müzik gibi alanlarda yetiştirilen cariyeler çok büyük bir ticari meta olarak eğilimleri belirlemiştir. Özellikle Abbasi döneminde bu nedenlerle cariyelerin sayısı erkek kölelerden fazlaydı.
 
''Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kafirlere karşı ezici bir üstünlük sağlamadıkça), esirlerinin olması doğru değildir. Siz dünya varlığını istiyorsunuz, Allah ise ahireti kazanmanızı istiyor. Allah, güçlüdür, hikmet sahibidir.'' Enfal Suresi 67. Ayet'ine dayanarak günümüzde bazı  din adamları İslam'da esir almanın yasaklandığını iddia ettikleri gibi aynı zamanda bazılarıda esir almamanın daha iyi bir şey olduğunu beyan etmektedir. Söz konusu ayet Bedir savaşı sonrasında Muhammed'in amcası Abbas (Abbasi hanedanının atası) ve amca çocuğu Akil b. Ebi Talip’in de bulunduğu savaşanların çok yakın akrabalarından oluşan yetmiş esir hakkında, galip Müslümanlar arasında yapılan tartışma esnasında ortaya çıkmış ve Ömer ile Abdullah ibn Revaha'nın başını çektiği çoğunluğun öldürme düşüncelerine muhalet için ilahi bir söz olarak çoğunluğun ikna edilmesi lehinde kullanılmıştır. Gene aynı şekilde ''Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir.'' Muhammed Suresi, 4. Ayet'i de aynı şekilde savaştan sonra esir alınamayacağına dair bir delil olarak sunulmakta fakat, bunların dışında kalan köle edinmeye ve tasarrufuna yönelik onlarca ayet ve yüzbinlerce hadis yok sayılarak İslam'i geleneğin dışında bir protestan yaklaşımla İslam'dan çıkan yeni bir din söylemi verilmektedir aslında.
 
 
Notlar:
1- ''Nisa suresi 25. ayet: ... mümin köle kızlardan biriyle evlensin...'', ''Muminun suresi 5. ayet: ... Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç...'',
2- '' Resulullah (sav), hanımının cariyesine temas eden bir adam hakkında şöyle hükmetti: "Eger, adam cariyeyi zorladı ise, cariye hürdür, adam, cariyenin efendisine (yani karısına) mislini borçlanmıştır, cariye rıza göstermişse, cariye adamın olur, cariyenin efendisine, onun bir mislini borçlanır." İslam'da cariye mülkiyet hakkı neticesinde ancak sabinin faydalanacağı bir mal olarak kabul gördüğü için, evli olan erkekle kadının ayrı ayrı şahsi mal varlığına sahip olması prensibine dayanarak eşlerin sahip olduğu cariyelerin kullanım haklarınıda sahibine vermiştir. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi söz konusu mala tecavüz eden erkek olduğunda kanunlar erkekten yana esnetilmiştir.
3- ''Hz. Aişe (ra) dediki; Resulullah (sav) yanıma girmişti, yanımdaki cariyem hemen gizlendi. Resulullah (sav): <cariye hayız gördümü?> diye sordular. <evet> deyince, Resulullah (sav), sarığından bir parça bez kopararak cariyeye <başını bununla ört> buyurdular'' hadisinde görüldüğü gibi kız çocuğu olan cariye hayız (adet) gördüğü andan itibaren bir kadın cariye olmuştur, elbette sahibi bir erkek olsaydı o günden itibaren o kız çocuğu kadın kabul edilerek seks yapılabilir bir cariye olacaktır.
4- ''Hz. Muhammed zamanında Mekke'de kölelerin satıldığı bir pazar yeri vardı.'', ''Bu, el-Adda İbnu Halid İbni Zehve'nin, Muhammed (sav)'den satın aldığı şeyi tasdik eder. el-Adda ondan bir köle veya cariye satın aldı.'', görüldüğü gibi bizzat Muhammed köle alıp satmıştır ve döneminde bir çok yerde olduğu gibi Mekke'de bir köle pazarı vardır. ''Hasan b. Ali, bir kadınla evlendi. Ona mehir olarak herbirinin yanında bin dirhem bulunan tam yüz cariye gönderdi.'', ''Ömer b. Hattab (ra) oğluna bir cariye hibe etti ve kendisine: ona dokunma. Avret mahalline baktım, sana helal olmaz dedi'' rivayetlerinde görüldüğü gibi cariyeler sadece satılmaz aynı zamanda kıymetli bir mal olarak hediye yada hibe edilebilirlerdi. Gene aynı şekilde Seleme İbnu'l-Ekva'nın anlatımına göre bir baskın sonrasında hissesine düşen çok güzel bir cariyenin bizzat Muhammed tarafından gelen istekle Muhammed'e bağışlanması ve söz konusu ''Araplar'ın en güzelinden bir kız'' olarak tanımlanan cariyenin, Mekke'de esir olan bazı Müslümanların fidyesi olarak verilmesi vakası dönemin ruhunu iyi yansıtır.
 
5- ''Hz. Ebu Bekir (ra)'in bir kölesi vardı. Bu köle çalışıp kendisine belli bir haraç ödüyordu. Hz. Ebu Bekr (ra) onun kazancından yiyordu.'' rivayetinde görüldüğü gibi Muhammed'ten sonra en etkili iki isim arasında olan ve en başından itibaren İslam'ın kuruluşunda yer alan ve Muhammed'in yerine tahta geçen kişi olarak Ebu Bekir köle sahibi olmayı red etmemekte bizzat gerek Mekke ve gerekse Medine'de köleleri kullanarak gelir elde etmektedir. Medine'deki camide yapılan ilk minber'de aynı şekilde bir müslüman kadının kölesi olan marangoz tarafından bizzat Muhammed'in talebi üzerine yapılmıştır. İslam'ın kurucusu Muhammed kendi yaşadığı dönemde asla köle sahibi olunmasına itirazda etmemiştir, bu konuda ne bir ayet nede bir hadis vardır İslam yasasında.
6- ''Resulullah (sav) buyurdular ki: <sizden kimse ''kölem'', ''cariyem'' demesin. Köle de Rabbi ''sahibim'', rabbeti ''sahibem'' demesin. Malik (efendi) ''oğlum'', ''kızım'' desin, memluk (köle) de ''seyyid'' (efendim), seyyideti desin. Zira hepiniz memlükler'siniz (kölelersiniz). Rabb de aziz ve celil olan Allah'tır.'' Hadisine dayanarak bazı günümüz din adamları aslında İslam'ın köleyi onurlandıran bir devrim yaptığını iddia ederler. Halbuki rivayettende anlaşıldığı gibi söz konusu olan şey tanrıya ortak koşmak olarak bilinen ''şirk'ten'' kaçınmak ve yanlış anlaşılmaları önlemek için sözel ifadede bile olsa, gerçek köle - efendi ilişkisinin tanrı ile yarattığı İnsan arasında olduğunu vurgulamaktan ibarettir. İslam köleliği mülkiyet ilişkisi içerisinde ele almış ve diğer Dünya malları arasında saydığı için geçici bir durum olarak görmüştür. ''Allah, hiç bir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar eşit olurmu?..'' (Nahl Suresi, 75. Ayet) inde belirtildiği gibi İslam köleliği kabul ettiği gibi aynı zamanda yasal olarakda onaylar.
7- ''Beni Kureyza gazvesinde hisseme üç tane cariye düştü; hepsini de sattım'', gene aynı savaşta ele geçirilen kadın ve çocuk esirlerden 5/1'i yakınlardaki köle pazarında satılarak elde edilen gelirle savaş techizatı ve at alınmıştır. ''Resulullah (sav)'a bir grup esir getirilmişti. İçlerinde bir kadın vardı, göğüsleri sütle dolu idi. Bu kadın (sağa sola) koşuyor, esirler arasında çocuk bulduğu zaman onu yakalayıp kucaklıyor, göğsüne bastırıyor ve emziriyordu. (Dikkatleri çeken bu manzara karşısında), aleyhissalatu vesselam: <bu kadının, çocuğunu ateşe atacağına kanaatiniz olurmu?> dedi. bizler <hayır> diye cevap verince <(Bilin ki), Allah'ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden fazladı> buyurdu'' rivayetinde görüldüğü gibi savaş sonrası ortalık can pazarına dönmekte ve özellikle kadın ve çocuklar toplumun en alt tabakasını oluşturdukları için gene en mağdur durumda olmaktadır. Muhtemel çocuğunu kaybetmiş bir annenin galip gelmiş olan Muhammed ve arkadaşlarının vicdanlarında uyandırdığı intibada ayrı bir konudur.
8- ''Resulullah (sav) gazveye bizzat iştirak edince, onun sehm-i safiyy denen riyaset hissesi olurdu. Bu hisseyi, taksimden önce köle, cariye, at gibi genimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safiyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği takdirde bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi).''
9- ''Evli olan kadınlarla evlenmeniz size haramdır. Ancak, evli olan kadınlar, cariye iseler sizler onları alabilirsiniz.'' (Nisa Suresi, 24. Ayet) 'i ile Huneyn savaşı sonrasında esir alınan kadınların köle olarak alıkonulması ve onlardan cinsel olarak faydanılması yasayla serbest bırakılmıştır. ''Ebu Sait el-Hudri anlatıyor: peygamber, Huneyn savaşında bazı insanları evtas tarafına yolladı. Bunlar oranın halkını mağlup edip hanımlarını ele geçirdiler. Bu kadınlar Peygamber tarafından sahabelere dağıtılınca, bazı sahabeler, <biz nasıl müşriklerin hanımlarıyla yatacağız? Bu iş nasıl helal olabilir?> diye itiraza başladılar. Bu tartışmalar üzerine Nisa suresinin 24. ayeti indi'' rivayeti olayı kısaca özetler.
10- '' Resulullah (sav)`la birlikte Beni`l-Müstalik Gazvesi`ne çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekarlık şiddet kesbetmişti. ...'', bu ifadenin benzeri bir çok rivayet vardır İslam'da. Konu genellikle kader bölümünde geçer ve değişik savaşların sonrasındaki ilk gece Müslüman erkeklerin, elde ettikleri cariyelerle seks yapmak istemeleri ve sonrasında onları satabilmek adına hamile kalmamaları için ve aynı zamanda bir aylık iddet bekleme süresine riayet etmemek için cinsel birleşme sonrası spermlerini rahim dışına boşaltmalarının yasal olup olmadığının sorulması ve sonrasında Muhammed'in kaderden kaçılamayacağı öngörüsü ile biten bir betimlemeye sahiptir.
11- Muhammed'in, Beni Mustalik gazvesi olarak bilinen, savaşından hemen sonra ganimet paylaşımı esnasında, aşiret reisi Haris bin Ebi Dırar'ın dillere destan güzellikte 13-14 yaşındaki kızı Berre müslüman askerlerden birisinin hissesine düşer, Berre'nin bir reis kızı olması ve güzelliği nedeniyle durum yakınları tarafından Muhammed'e iletilir, bir başka anlatımda bizzat Berre Muhammed'ten kurtuluş parası için yardım ister. Sonuçta Ayşe ile aynı yaşta olan Berre, Muhammed ile evlenir ve (iyi insan, kusursuz kimse, günahsız, kendini beğenen) anlamına gelen adı Muhammed tarafından (küçük bir kız olması nedeniyle küçük köle kız anlamına gelen) Cuveyriye (yani cariyecik) olarak değiştirilir. Zifafın ilk konaklama yerinden sonraki ikinci konaklamada yapılmış olması muhtemeldir.
 
Muhammed'in, Medine'nin hinterland'ının egemenliği için mücadele ettiği (Kureyş'in müttefiki) Arap kabilesi Huzaa'ya bağlı Mustalikoğulları aşireti reisinin, çevredeki diğer muhalif Arap kabile ve aşiretlerini bir araya getirerek Muhammed'e karşı direnmek istemesi üzerine, (hicri 5. yılda) gece baskını yapılarak düşmanı uykusunda yakalayıp yok edilmesi ile sonuçlanan askeri harekettir. İslam tarihinde her ne kadar savaş olarak geçsede, söz konusu olay, "Peygamber Beni Mustalik üzerine (önceden haber vermeden) gece baskını yaptı. Onlar ansızın yakalanmıştı. Hayvanları da su başında sulanıyordu. Peygamber savaşabilir durumda olanlarını öldürttü; çocuklarını da tutsak olarak aldı. O sırada Cuveyriye'yi kendine seçti." rivayetinde anlatıldığı gibi yedi yüz kişilik bir askeri birlik tarafından gerçekleştirilmiştir. Mustalikoğulları aşireti'nin nufusunun 600-700 kişi olduğu ve 10-20 kişinin öldürüldüğü rivayet edilmektedir. Beni Mustalik savaşı sonucunda Müslümanlar ile beraberindekiler (600-700 kişiden oluşan köleler dahil) çok büyük ganimet ele geçirmişlerdi ki, bu onlar için şimdiye kadar kazanılan en büyük savaş ganimetiydi.
 
Genel bilinen rivayetlere göre olay; ''Hz. Aişe; Mukatebe bedelini ödemede yardım talep etmek üzere Resulullah (sav)`a geldi. Hz. Aişe devamla der ki: "Cüveyriye kapıda durduğu vakit onu görünce durumu hoşuma gitmedi (Resulullah`ın onu beğenip evlenmeye kalkacağından koktum). Resulullah (sav)`ın da benim onda gördüğüm (güzelliği) göreceğini derhal anladım. "Ey Allah`ın Resulü dedi. Ben Haris`in kızı Cüveyriye`yim. Durumum size meçhul değil. Ben Sabit İbnu Kays`ın hissesine düştüm. Fakat hürriyetime kavuşmak için onunla mukatebe yaptım. Size, mukatebe (bedelini ödemem) de yardım istemek üzere geldim. Resulullah: "Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin?" buyurdular. Cüveyriye: "O nedir?" dedi. "Senin yerine mukatebe ücretini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım?" buyurdular. Cüveyriye de: "Kabul ediyorum!" dedi. Bunun üzerine. Sabit İbnu Kays`a adam göndererek Cüveyriye`yi ondan talep etti. Sabit: "O senindir, ey Allah`ın Resulü! Annem babam sana feda olsun!" dedi. Aleyhissalatu vesselam mukatebe ücretini hemen ödedi. Cüveyriye`yi azad edip evlendi.''
 
Ebu Davut'un anlatımında, kaçarak kurtulan babası'nın Ensar'dan birisine emanet ettiği Cüveyriye'yi kurtarmak için Medine'ye gelerek Muhammed'e bir çok deve önerdiği rivayet edilmektedir. İbni Hişam ise Cuveyriye'yi ganimet olarak elde eden Muhammed'in güvendiği bir Ensar vasıtası ile önden onu Medine'ye gönderdiğini ve sonrasında babasının kurtarmak için develerle geldiğini rivayet eder. Evlenme olayı savaş sonrası ikinci konaklama esnasında olmuş olmalıdır, "Ben de Peygamber'le birlikte Beni Mustalik baskınında vardım.Bu baskında ele geçirdiğimiz kadınlarla çölde ilişkide bulunurken, hamile kalmasınlar diye spermimizi kadının rahmine değil de, dışarıya boşaltırdık. Bunun uygun olup olmadığını Peygamber'e sordugumuzda, 'evet bir sakıncası yoktur, böyle bir yönteme başvurabilirsiniz' dedi" hadisinde rivayet edildiği gibi, Mustalik aşiretinden ganimet olarak cariye yapılanlar ve köle olarak tutulanlar serbest bırakılmadan önce bir kutlama yapıldığını görmekteyiz. ''Hz. Aişe; Halk, Resulullah (sav)`ın Cüveyriye ile evlendiğini işitince ellerindeki esirleri salıp azad ettiler ve "Bunlar Resulullah (sav)`ın artık akrabalarıdır (esir olarak tutulamazlar)!" dediler. Hz. Aişe devamla der ki: "Kavmine ondan daha hayırlı bir kadın görmedik; onun sebebiyle Beni Mustalik`ten yüz aile halkı azad olundu." rivayetinden de anlaşıldığı gibi akrabalık bağı kurulmadan önce bir gece müslümanlar elde ettikleri cariyelerle birlikte oluyorlar, bu arada azil denilen İslam'da nufus kontrolü yapmaya yarayan, savaşta ele geçirilen bir kadının (ganimetin) hamile kalmasının engellenmesi amacıyla rahim dışına boşalma detayı, bizlere ortada o gece bir evlilik olmadığını ispatladığı gibi, aynı zamanda söz konusu ceriyelerin daha sonra satılmak istenildiğinide (Savaş esiri bir cariye, çoçuk doğurmakla ümmül veled sayılır ve kocasının / efendisinin ölümünden sonra özgürlüğüne kavuşurdu. Böylece o cariye ve çocuğu bir "mal" olmaktan çıkardı.) göstermektedir. Bazı anlatımlarda Cuveyriye'nin, Sabit b. Kays’ın ya da onun amca oğlunun hissesine düştüğü belirtilir, bir kaç yerdede iki kişinin hissesine düştüğü beyan edilir.
12- ''Ya Rasulullah! Biz bir takım cariyelere nail oluyoruz ve onlardan istimta ediyoruz (faydalanıyoruz) ve malıda çok seviyoruz (satıp para kazanmak istiyoruz). Azili nasıl görüyorsunuz?'' rivayeti benzer şekillerde karşımıza en çok çıkan anlatımdır. ''Beni Mustalik esirlerini alınca kadınlardan istimta ettik (faydalandık) ve azil yaptık. Sonra ben, Beni Kaynuka pazarına bir cariye çıkardım. Az sonra Yahudilerden bir adam geçti ve; <bu cariye ne ya Eba Sairi? dedi>, < benim bir cariyemdir, onu satıyorum dedim> Yahudi <onunla cinsi münasebette bulunuyormuydun?> diye sordu. <evet> dedim Yahudi <ihtimal sen onu, karnında kuzu kadar çocuk olduğu halde satıyorsun> dedi, <ben ona azil yapardım> cevabını verdim.'' rivayeti bizlere dönemin hinterlandında yaşayan değişik kültürdeki İnsanlar'ın cariyelere bakışını ve cariyelerin hayatını iyi betimler. Görüldüğü gibi gerek köle ticareti yapan Müslüman gerekse Yahudi cariyenin rızası olmadan onunla seks yapmayı normal karşılamakta, doğabilecek bir çocuğun ilerde sorun yaratmasını endişe etmektedir, cariyelerden cinsel anlamda ve istedikleri şekilde faydalanmaları dönemim toplumu için normaldir.
13- ''Ya Rasulullah! benim bir cariyem var, o cariye bizim hizmetçimiz hemde suyumuzu taşıyandır. Ben bu cariye ile minasebette bulunuyorum ancak ben onun hamile olmasını da istemiyorum! ben ondan azil yapıyorum dedi'', ''... Başka birisinin de cariyesi olur onunla münasebette bulunur, fakat cariyenin bu münasebetten hamile kalmasını istemez, bu sebeple azil yapar dediler'', ''İbn-i Abbas'a azil (meselesi) soruldu. Bunun üzerine cariyesini çağırdı ve: <onlara söyle> dedi, cariye utanır gibi olunca, <yapabilirsin> (kendisininde azil yaptığını kastederek) <bende yapıyorum> dedi.'' rivayetlerindende anlaşılacağı gibi köle kadının hamile kalmasından sakınmak için en basit doğum kontrol yöntemi olan rahim dışına boşalma gündelik hayatın zorunluluklarındandı o dönem toplumunda. Cariyelerle cinsel ilişki öyle bir boyuttaydı ki bazen bir cariyeyle birden fazla erkek ilişkide bulunurdu. '' ...Zeyd b. Erkam'dan; demiştir ki: Ali (r.a.) Yemen'de iken bir kadınla bir temizlik süresi içinde cinsi münasebette bulunan üç kişi getirildi. (Hz. Ali bunlardan) ikisine (üçüncüyü göstererek); Çocuğun şuna ait olduğunu kabul ediyor musunuz? diye sordu, (Onlar da); Hayır, diye cevap verdiler. (Bu şekilde) hepsine ikişer ikişer ve üçüncüyü göstererek, (çocuğun şuna ait olduğunu kabul ediyor musunuz? diye) sordu. Her iki kişiye soruşunda da (onlar) "hayır" diye cevap verdiler. Bunun üzerine aralarında kura çekti ve çocuğu kura isabet eden kişiye verdi. Diyet (yani cariyenin değerin)in üçte ikisini de bu adama yükledi. (Zeyd b. Erkam) dedi ki; Bu (hadise) Peygamber (sav)'e anlatılınca öndişleri görünecek şekilde gülümse­di'' rivayetinde betimlenen durum, o dönemde sık görülen bir cariye üzerinde birden fazla kişinin mülkiyet hakkının bulunmasından kaynaklanmıştır. Cariyelerle cinsel ilişki sadece klasik şekillerde de olmamıştır elbette. ''Sait bin Yesar; bazen cariyeleri satın aldıktan sonra, (cayma süresi içerisinde) livata'da dahi bulunurduk'' beyanıyla cariyelerin her türlü şekilde istismar edildiğini ifade eder.
14- ''Ve onlar ki, iffetlerini korurlar (cinsiyet organlarını koruyanlardır onlar), Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.'' (Muminun Suresi, 5-6. Ayetler), ''Evli olan kadınlarla evlenmeniz size haramdır. Ancak, evli olan kadınlar, cariye iseler sizler onları alabilirsiniz.'' (Nisa Suresi, 24. Ayet), ''Onlar ki ırzlarını korurlar (cinsiyet organlarını titizlikle korurlar), Ancak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar.'' (Mearic Suresi, 29-30. Ayetler), yukarıdaki gibi genel olarak topluma hitap eden tanrısal yasalar dışından Muhammed'in şahsına yönelik özel izinler içeren tanrısal yasalar da vardır bu konuda; ''ey peygamber! biz sana şu hanımları helal kıldık: mehirlerini verdiğin eşlerin, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunanlar (cariyelerin).'' (Ahzab Suresi, 50 Ayet), ''bundan sonra sana artık başka kadın helal olmaz. Bunları, başka eşlerle değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile- helal olmaz. Elinin sahip olabilecekleri (cariyelerin) müstesna.'' (Ahzab Suresi, 52 Ayet), bütün bu ayetlerin dışında ''Resulullah (sav) buyurdular ki: İslam'da cariye ile zina yoktur.''  rivayetinde görüldüğü gibi erkeğin mülkiyetine sahip olduğu bir kadın köle ile seks yapmasına bir mani yoktur.
15- ''Abdullah İbnu Amir, Hz. Osman (ra)'a bir cariye hediye etti. Bu cariyeyi Basra'da satın almıştı ve onun kocası vardı. Osman: <ben ona yaklaşmam (seks yapmam), onun kocası var!> dedi. Bunun üzerine İbnu Amir, kocasını razı etti ve cariyeden ayırdı.'' rivayetinde görüldüğü gibi hangi köle toplumun önde gelen bir zatının bizzat halifeye karşı sözünün karşısında durabilir. ''Ensar'dan bir adam hastalandı ve çöktü, öyleki bir kemik bir deriye döndü. Bir ara Ashab'dan birine ait bir cariye hastanın yanına girmişti. Adam, ona müncezip oldu ve temasta bulundu. Bu sırada, kavminden kendisine geçmiş olsun ziyeretine gelenler oldu. Yaptığı işi onlara haber verdi ve: <Benim için Resulullah (sav)'a sorun, ben yanıma giren cariyeye temasta bulundum> dedi. Durumu Hz. Peygamber (sav)'e anlattılar ve ilaveten: <hiç kimsede hastalığın bu derece şiddetlisini de görmedik. Adamı sana getirmeye kalksak kemikleri kırılıp dağılacaktır, bir kemik bir deriden başka bir şey değil!> dediler. Resulullah (sav) <yüz tane hurma çubuğu alın, (bunları tek bir sopa halinde bağlayıp) adama bir kere vurun!> diye emretti.'', rivayetinde görüldüğü gibi mecali kalmamış bir erkek efendi karşısında bile cariyenin tercih hakkı yoktur.
16- ''Hem de kitap ehlinden onlara yardım edenleri kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi, siz onların bir kısmını katlediyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz. (Allah) onların arazilerini, yurtlarını ve mallarını size miras kıldı. Bir de henüz ayak basmadığınız bir yeri (size miras kıldı). Allah, her şeye kadirdir.'' (Ahzab Suresi, 26-27. Ayetler) Yahudi Benu Kureyza kabilesi ile Hayber savaşı olarak bilinen ve akabinde yaklaşık 600 ila 900 arasındaki Yahudi erkeğinin, Muhammed tarafından Ali ve Zübeyr bin Avam’ı görevlendirilmesi ve tüm gün boyunca kılıçla kafaları kesilerek öldürülmeleri,  kadın ve çocukların köle edilmesi ile sonuçlanan savaş için yazılmıştır. Bu ayette geçmeyen ama ilgili hadisler vasıtası ile hikayesi günümüze ulaşan birde Safiyye adlı, katledilen Yahudi kabile reisinin 13 yaşındaki yeni evli bir kızı vardır ki savaş sonucunda bir Müslüman savaşçının hissesine düşen bu güzel kızı Muhammed kendi ganimetine geçirir. Babası ve kocası dahil olmak üzere bilinen tüm erkek akrabalarını kılıçtan geçirtip ve diğer akrabalarını köle yaptıktan sonra, olayın üzerinden 24 saat geçmeden Muhammed’in daha yolda iken Safiyye adını verdiği kızla cinsel ilişkiye girmesi ve kendisini azad edip karısı yapması başlı başına ayrı bir yazı konusudur.
 
Safiyye'nin nikahlanması konusu İslam din adamları arasında tartışmalıdır, bir kısmı hadislerin bazılarında geçen onu örttü beyanı üzerinden evliliğin gerçekleştiğini söylerken, geri kalan din adamları ortada 2 şahit ve bir dini nikah seramonisinin olmamasını gerekçe göstererek ortada bir evliliğin olmadığını söylerler. Savaşta kocasını, babasını ve kardeşlerini kaybeden ve asıl adı (Arapçası) Zeynep olan ve Araplar'da kabile reisinin aldığı ganimete verilen adla Safiyye olarak adlandırılan bu kadın, çaresizlikten ve muhtemelen dini inancı nedeniyle intihar edemediği için sülalesini katleden bir kişi ile birlikte olmak zorunda kalmıştır. Her ne kadar İslam tarihçileri Safiyye'yi Muhammed'in eşleri arasında sayarsada, adının ölene kadar Safiyye olarak kalması ve görünürde kısmen dinini terk etmemesi nedeniyle günümüz bilim İnsanları ve bazı İslam din adamları onun cariye olarak kaldığını düşünmektedir. ''Resulullah (sav) gazveye bizzat iştirak edince, onun sehm-i safiyy denen riyaset hissesi olurdu. Bu hisseyi, taksimden önce köle, cariye, at gibi ganimete dahil mallardan dilediğinden alırdı. Safiyye validemiz de işte bu hissedendi. Gazveye bizzat iştirak etmediği takdirde bu hisse gıyabında ayrılırdı, ancak bu durumda seçme hakkı yoktu (ne ayrılmışsa onu kabul ederdi.)'' hadisindede açık şekilde belirtildiği gibi ganimetten alınan mal lakabını taşıması Safiyye ve islam tarihi adına ilginç bir anektodtur.
 
17- ''Abdullah b. Ömer dediki; Kişi ancak istediği anda satabileceği, bağışlayabileceği, yanında alıkoyabileceği ve istediği şeyi yapabileceği Cariye ile birleşebilir.'' Erkek mülkiyetinde olan bir mal statüsündeki cariye'ye istediğini yapma hakkına sahiptir.
18- ''Bir kimse (veresiye) bir cariye veya bir hayvan satın alsa ve bu aldığı (cariye veya hayvan) yanında doğurduktan sonra iflas etse, cariye yahut hayvan yavrusuyla birlikte satıcıya kalır. ...'' Hadisinde görüldüğü gibi cariye mülkiyet kavramı içerisinde bir metadır. ''Hz Enes (ra)'ın anlattığına göre: Resulullah (sav) müminlerin annesi Safiyye (ra)'yı yedi baş (cariye-köle) ile satın aldı.'' rivayetinde belirtildiği gibi bizzat daha savaş alında cariyeler alınıp satılmakta ve mülkiyete geçirilebilmektedir.
19- ''Hangi cariye, efendisinden bir çocuk Dünya'ya getirirse, artık efendi o cariyeyi satamaz, hibe edemez, miras bırakamaz. Hayatta oldukça ondan istifade eder, öldümü artık cariye hür olur'' hadisine dayanarak İslam hukuku efendisinden çocuk doğuran cariyeyi ''ümmü'l-veled'' diye tanımlayarak ayrı bir statü vermiştir. "Resulullah (sav) aramızda (hayatta) iken, cariyelerimizi ve çocuklarımızın annesi olan cariyelerimizi satardık, bunda bir beis görmezdik." Rivayetinde görüldüğü gibi genel kuralın aksini belirten bir içtihadi içeren hadiste vardır. Bu hadise dayanarak bazı İslam din adamları ''ümmü'l-veled'' statüsündeki cariyenin satılabileceğini, bu satış sonrası seks yapma hakkının yeni sahibine geçeceğini, azadlık hakkının eski sahibinde kalacağını ve o öldüğünde de cariyenin hür kalacağını beyan ederler.
20- ''Ya Rasulullah! Biz bir takım cariyelere nail oluyoruz ve onlardan istimta ediyoruz (faydalanıyoruz) ve malıda çok seviyoruz (satıp para kazanmak istiyoruz). Azili nasıl görüyorsunuz?'' rivayeti değişik savaşların anlatımlarında benzer ifadelerle en çok karşımıza çıkan hadiselerdendir. 631 yılındaki Huneyn savaşı sırasında cariye'nin iddeti bir ay olarak belirlenmiştir. Bu tarihten önce cariyeler esir edilip köle yapıldıkları gün tecavüze uğruyorlardı. Gerçi bu tarihten önce ve sonrada bazı Müslümanlarca cariyeler ayrıca livata yolu ile cinsel ilişkiye zorlanarak çocuk sahibi olmalarının riski azaltılıyordu.
21- ''... Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.'' (Nur Suresi, 33. Ayet) İslam da şeriat bellidir, 1- Köle sahibi köle hakkında iyi kanaate sahip olmalıdır. 2- Özgürlüğünü satın almak isteyen (mükatebe yapmak isteyen) köle Müslüman yada toplum içerisinde kendine bakabilecek bir mesleğe/yeteneğe sahip olmalıdır. 3- Müslüman kölelere indirim yapılabilir istenirse. 4- Özellikle Araplar’da eski bir gelenek olan fuhuş sektörü, elde edilen cariyelerin fazlalaşması ve her iki tarafın fuhuş yoluyla özgürlüğünü elde edecek geliri toplama konusunda uzlaşması sonucunda bir dönem Medine’de çok yaygınlaşmıştır ve bu yoldan geçimini sağlayan ve Muhammed’in eşi Ayşe’nin zina yaptığı konusunda şahitlikte yapan Musevi bir kişinin fuhuş yaptırdığı bir cariyesinin Müslüman olduktan sonra Muhammed’e başvurarak şikayet etmesi üzerine yazılmış bir ayettir. Tüm bu şartlar oluştuktan sonra ve gene köle sahibi isterse mükatebe yapılır.
22- ''Hz. Aişe (ra), azad etmek niyetiyle bir cariye satın almak arzu etti. ...'' o dönemde sevap kazanmak adına köle azad etmek yaygın bir davranıştı aynı zamanda. Köle azad etmenin diğer sebepleri arasında; Muhammed'in övgüsüne nail olmak ve Araplar  arasında çok yaygın görülen cömertliğini gösterme duygusudur. ''Ben, karı-koca iki kölemi azad etmek istemiştim. Resulullah (sav) önce erkekten başlayıp sonra da kadını azad etmemi emretti. [Rezin, (Resulullah`ın bu emrinin sebebini belirtmek üzere) şu ziyadede bulunmuştur: "kadına hakk-ı hıyar (erkeği kabul veya reddetme muhayyerliği) olmasın diye."]'' hadisinde belirtildiği gibi kadın ister hür isterse cariye olsun erkeğe bir şekilde bağımlı kalması Muhammed'in en büyük arzusu olmuştur. ''Hz. Meymune (ra), Resulullah (sav)'e haber vermeden kendi cariyesini azad edince, Resulullah (sav) ona <keşke onu azad edeceğine, dayılarından birine hediye etseydin> dedi.'' rivayetinde görüldüğü gibi her cariye azad edilecek diye bir kural olmadığı gibi bazı cariyelerin azad edilmeside tesvip edilemezdir.
23- ''İnanmış hür kadınları nikahlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikahlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.'' (Nisa Suresi, 25. Ayet) Cariye’nin şeriata uygun evlilik yapmış olması onu tam bir hür İnsan yapmaz ve görüldüğü gibi hür Kadın’dan yarı kat az ceza alır çünkü İslam’a göre eşit değildir. Hür ve evli kadın recm edilirken (öldürülürken), cariye dövülerek cezalandırılır, neticede mal olarak alınır ve satılır. '' Bir kimsenin bir cariyesi bulunur da ona öğretir ve kendisine hoş muamele yapar : Sonra azad ederek onunla evlenirse, o kimseye iki ecir vardır.'' hadisinde olduğu gibi esas amaçlardan biriside diğer Dünya için sevap kazanmaktır. Her cariye değil ama özellikle Müslüman topluma uyum sağlayacak ve erkeğe sorgusuz süalsiz iteat edecek Müslüman cariye ile özellikle fakir erkeklerin evlenmesi teşvik edilmiştir.
24- "Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini işittim: "Kim Allah'a pak ve temizletilmiş olarak kavuşmak isterse hür kadınlarla evlensin." görüldüğü gibi İslam'da sınıfsal katmanlar arası ilişkiler çok katı olmamakla beraber zorunlu olmadıkça sınıfsal geçişlere hoş bakılmamış ve cariyelerle evlenme şekli özellikle fakirlere göre bir tercih olarak tasvip edilmiştir.
25- ''Merkebe, Ata ve Köleye zekat düşmez'' hadisinde belirtilen aslında temel ihtiyaçların karşılanması için gerekli asgari geçim standartı içerisinde bulunan maldan zekat verilemeyeceğidir. Her ne kadar günümüzde bazı İslam din adamları zekatı İslam vergi sistemi içerisinden çıkarıp bir hayır işi gibi tanımlasada, klasik İslam din adamlarına göre zekat bir çeşit vergidir.
26- ''Resulullah (sav) buyurdularki; kim cariye yada esiri (köleleri) efendisine karşı isyan ettirirse bizden değildir.''
27- ''Abdullah b. Ömer'in bir cariyesi vardı. Hz ömer onu, hürlerin kıyafetine bürünmüş vaziyette görünce bu davranışını normal karşılamayıp müdehale etti. Kızı Hafsa'nın yanına girip: <oğlan kardeşinin ceriyesini halkın içine karışmış görmedinmi? hürlerin kıyafetine bürünmüş değilmi?> dedi'' tüm köleci toplumlarda olduğu gibi İslam toplumunda da köle ile hürleri ayırt etmek için dedğişik zamanlarda değişik uygulamalar yapılmıştır. Tarih öncesi dönemden itibaren özellikle hür kadınların örtünmesi ve hatta İslam'da olduğu gibi tamamen kapatılması ayırd edici bir özellik olmanın ötesinde iffetin simgesi de olabilmiştir.
28- ''Cariye zina yaparsa celde uygulayın (dövün), yine zina yaparsa yine celde uygulayın, yine zina yaparsa yine celde uygulayın ve sonra onu (kıldan mamul adi) bir ipe mukabil de olsa satın gitsin'' hadisinde bekar cariyenin cezası tanımlanmaktadır. ''Resulullah (sav) buyurdularki; hür veya cariye bir kadınla kim zina yaparsa, bundan hasıl olacak çocuk veled-i zinadır, ne o babasına, ne de babası ona varis olamaz'' rivayetinde görüldüğü gibi yasal olmayan bir seks sonucu doğan çocuk toplum dışına atılarak cezalandırılmakla birlikte tarafların durumla ilgili söz hakkıda yoktur. ''Hz Ali (ra) hutbede şöyle buyurdu: Ey insanlar, kölelerinize -ister muhsan (evlilik yapmış) olsunlar, ister olmasınlar- haddleri (cezaları) tatbik edin. Zira, Hz Peygamber (sav)'ın bir variyesi zina yapmıştı, ona celde tatbik etmemi emretti. (Dövmek üzere) yanına geldim. Yeni nifas olmuştu (loğusaydı). Döversem öldürürüm diye korktum. Durumu Resulullah'a arzettim. Bana <iyi yapmışsın, iyileşinceye kadar dokunma> dedi'' hadisinde görüldüğü gibi bizzat Muhammed'in sahip olduğu köle kadınlar bile arzularına engel olamayıp istedikleri birisi ile seks yapabilmektedir.
29- ''Bana kıyametin alametlerini söyle dedi, Resulullah (sav): cariyenin efendisini doğurması dedi'' hadisi söylem itibari ile Abbasi döneminde çok yaygınlaşan cariyelerden harem kurarak işved alemleri yapma ve özellikle yönetim kadrosu başta olmak üzere toplumda yükselen mevali kökenli kişilerin önünü kesmek için yazılmış bir rivayet gibi gelmekle birlikte, mülkiyetin ve egemenliğin köle kökenli bir kişi ile paylaşılması ki bu o dönemde aynı zamanda Arap olmayan demektir, özellikle İslam din adamlarını rahatsız etmiştir.
30- İmam Malik'in yazdığına göre ''Hz. ömer veya Hz. Osman (ra), bir erkeği ''hürüm'' diye nefsiyle aldatıp evlenen ve bir çok çocuk doğuran cariye hakkında ''adam çocukların, köle emsalleriyle fidyelerini öder'' diye hükmetmiştir.'' rivayetinde anlatıldığı gibi cariye ile olan ilişkilerin tümünde mülkiyet ilişkisi yatmaktadır. Cariye bir mülkiyet olduğunu her yerde ve şartta belirtmek zorundadır.
31- ''Resulullah (sav) buyurdularki; hangi köle, efendilerinin izni olmadan evlenirse zanidir'', ''İbnu Ömer (ra) derdi ki: kim kölesine evlenme izni verirse, boşama yetkisi kölenin elinde olur. Onun boşama yetkisinden hiç biri başkasının elinde olamaz. Ancak, kişi kendi kölesinin ceriyesini veya ceriyesinin cariyesini almasında bir günah yoktur.'', ''Resulullah (sav)'ın eşi, müminlerin annesi Hafsa (ra), Beni Adiyy'e ait bir cariye olan Zebra'ya (ki bir kölenin nikahı altında idi ve efendisi azad etmişti) haber salıp çağırttı ve dedi ki <şimdi sen, zevcin sana temas etmedikçe muhayyersin. Eğer sükut edersen, muhayyerliğin kalmaz.> Böyle bir hakkın varlığını öğrenen kadın derhal: <o boştur, yine boştur, yine boştur> diyerek kocasını üç talakla boşadı.
32- ''Bir kimse kendini azad edenlerin izni olmaksızın bir kavmi kendisine veli ittihaz ederse Allah'ın ve melklerin laneti onun üzerine olsun! Onun farz veya nafile hiç bir ibadeti kabul edilmeyecektir.''
33- ''Sizden biriniz karısını köle döver gibi dövmesin. Sonra aynı günün akşamında beraber yatacaklardır...'' rivayetinde kölelerin ve özellikle cariyelerin karşı karşıya kaldıkları şiddet açıkça görülmektedir.
34- ''Resulullah (sav) buyurdularki; şarkıcı cariyeleri satmayın, satında almayın. Onlara musiki'de öğretmeyin. Onları alıp satmak şartıyla yaptığınız ticarette hayır yoktur, onlar için ödenen para haramdır...'' İslam öncesi dönemde özellikle Mekke'de çok yaygın görülen cariyelerin fuhuş sektöründe çalıştırılması ve onların aynı zamanda şarkıcı ve dansözlük başta olmak üzere bir çok dalda eğlence sektöründe çalıştırılması Medine'de de yaygınlaşınca bu tip cariyelerin satışı yasaklandı. Söz konusu hadisin özellikle benzer bir ortam yaşanan Abbasi döneminde, durumdan rahatsız olan din adamlarınca değiştirilmiş yada yazılmış olmasıda muhtemeldir.
35- ''Hz. Aişe (ra)'ın yanında şarkı söyleyen iki cariyeyi gören Hz. Ebu Bekir (ra), bunu tasvip etmez ve peygamber evinde böyle şeytan işi şeylere yer verilmemesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav), <her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımız> diyerek, bunun aykırı bir tarafı olmadığını ifade eder.''
36- ''Resulullah (sav), Halid (ra)'i Beni Cezime'ye gönderdi. Yurdlarına varınca Halid (ra) onları önce İslam'a davet etti. Onlar ''Müslüman olduk'' demeyi güzel söyleyemediler, ''Sabii olduk, Sabii olduk!'' dediler. Halid (ra)'de onları öldürmeye, esir etmeye başladı. Bizden her bir askere esirini verdi. Sonra bir gün geçince, herkese esirini öldürmeyi emretti. Ben: <Vallahi esirimi öldürmem! Arkadaşlarımdan da kimse esirini öldürmez> dedim. ''Resulullah (sav)'a gelince, durumu haber verdik. ellerini kaldırıp: <Allah'ım, Halid'in yaptığından beriyim> dedi ve bunu iki sefer tekrar etti.''
37- ''Halid b. Velid (ra) seferi tamamlayıp Medine'ye geldiğinde Hz. Ömer (ra) ona: <Be Allah düşmanı! sen Müslüman bir adamı öldürüp sonra da onun hanımına sahip oldun öyle mi! Seni mutlak recmetmeliyim> dedi. Önde gelen sahabede Halid (ra)'in bu davranışına şiddetle karşı çıktılar. Hz. Ömer ve Hz. Ali (ra) başta olmak üzere sahabe hadd cezası uygulanması çağrısında bulundu, Hz. Ebu Bekir (ra) Halid (ra)'i serbest bıraktı.'' özet rivayetinde anlatılan olayın öncesinde Halid kumandasındaki bir ordu ridde savaşları (Muhammed sonrası ayrılık savaşları) sırasında vergi vermemekte direnen bir küçük kabilenin üzerine sefer yapar. Kabileyi yener bu sırada Ali başta olmak üzere bir çok görgü tanığının önünde dillere destan bir güzellikte karısı olan kabile reisini kelime-i şaadet getirmesine rağmen bir kılıç darbesi ile öldürür. Olayın akşamında gene başta Ali olmak üzere önde gelen Müslümanların itirazlarına rağmen söz konusu kadınla seks yapar. Ciddi bir tehdit altında olan İslam devletinin en önemli kumandanının bu hukuka aykırı davranışı Ebu Bekir tarafından affedilsede yıllar sonra Ömer devrinde yaprığı bariz bir yasa ihlali neticesinde elinden tüm mülkiyeti ve hakları alınan Halid inzivaya zorlanır.
38- ''Resulullah (sav) buyurdular ki: ben kendimi cennete gördüm. Derken Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa (ra) ile karşılaştım. Bir de hışırtı kulağıma geldi. Bu kimin hışırtısı dedim, Bilal (ra)'in dediler. Avlusunda cariye buluna bir köşk gördüm. Bu kime ait? dedim. Ömer b. Hatab (ra)'ındır dediler, içine girip bakmayı arzu ettim. Ancak kıskanç olduğunu hatırladım ve geri döndüm. ...'' Ömerin kıskançlığı sadece bu Dünya'yı değil aynı zamanda öteki Dünya'yı bile değiştirmiştir görünene göre. ''Resulullah (sav)'ın zaman zaman birleştiği bir cariyesi vardı. Hz Aişe ve Hz Hafsa (ra) cariyeye temasını önlemek için peşini bırakmadılar. Sonunda Resulullah (sav) bu cariyeyi nefsine haram etti. Bunun üzerine: Ey peygamber, sen zevcelerinin hoşnudluğunu arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?... diye başlayan Tahrim suresi nazil oldu'' hadisinde görüldüğü gibi kıskançlıklar o kadar ciddi bir hal alırki Muhammed'in tanrısı bile olaya müdahil olur.
39- ''Peygamber (sav), vefatından önce Ali (ra)'yi (ganimet malının) beşte birini almak için (Yemen'e) Halid b. Velid (ra)'e göndermişti. Bu seferde bende Ali (ra)'den hoşlanmaz oldum. Çünkü Ali (ra) ganimettten hissesine bir cariye almış, sabahleyin de gusletmişti. Ben de sinirlenerek Halid b. Velid (ra)'e: şu Ali (ra)'yi görmüyormusun (bak ne yaptı?) dedim. En sonu Peygamber (sav) huzuruna geldiğimde durumu arz ettim. Bunun üzerine Resulullah (sav): ey Büreyde, Ali'ye sinirleniyormusun buyurdu. Ben de: evet! diye tasdik ettim. Resulullah (sav): hayır Ali'ye darılma!. Çünkü onun ganimet malının beşte birindeki hissesi, aldığı cariyeden daha çoktur, buyurdu.'' rivayette kadın üzerinden yapılan kıskançlık bariz bir şekilde betimlenirken aynı zamanda İslam'da cariyenin iddeti bir aydır yasasınıda hükümsüz kılan bir şerh vardır.
 
 
Kaynaklar:
1- Kuran (H.Yazır, Diyanet, E.Yüksel, A.Gölpınarlı, S. Ateş, S. Yıldırım, Y.N.Öztürk, M. Esed, Ö.N.Bilmen, C. Yıldırım tefsirleri)
2- Buhari ve Kutubu Sitte hadisleri
3- İslam Peygamberi, Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çev. Prof.Dr. İhsan Süreyya Sırma, Beyan yayınları, 2004
4- İslam Hukukunda Evlilik Dışı Doğan Çocuğun Velayeti / Hukuki Temsili, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Arş.Gör. Ünal Yerlikaya, Sayı:11, 2008
5- Çagdaş Tefsirlerde “Kölelik” Yorumu, AÜSBETİB Yüksek Lisans Tezi, Cahit Güngör, 2005
6- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cariye Maddesi, 7. Cilt
7- İslamda Cariye Varmı?, Prof.Dr. İhsan Eliaçık, www.tirnaknesriyat.files.wordpress.com/2011/01/zeyl.pdf‎
8- Büyük İslam Tarihi, İbn Kesir, Çev. Mehmet Keskin, Çağrı Yayınları, Cilt: 1-2-3-4-7-8-9-10-11-12-13, 1994
9- Siyer, Muhammed İbn İshak, Yay.Hazırlayan: Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çev. Sezai Özel, Akabe Yayınları, 1988
10- Hz. Muhammed’in Hayatı, İbn Hişam, Çev.: Prof.Dr. İzzet Hasan – Prof.Dr. Neşet Çağatay, AÜİF Yayınları, 1971
11- Asrı Saadet, Mevlana Şibli, Çeviri:Ö.Rıza Doğrul, Sadeleştiren: O.Zeki Mollamehmetoğlu, Eser Neşriyat, 1-2-3-4-5. Ciltler, 1978
12- Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, Taberi, MEB Yayınları, 1-2-3-4-5. Ciltler, 1992
13- Hz. Muhammed’in Hayatı, Martin Lings, Çev. Nazife Şişman, İnsan Yayınları, 2006
14- İslam'dan Önce Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, Dr. Neşet Çağatay, AÜİF Yayınları, 1957
15- Cevâmi'u's-Sîre, İbn Hazm, Çev. M. Salih Arı, Çıra Yayınları, 2004
16- Hz. Peygamberin Savaşları, Prof.Dr. Muhammed Hamidullah, Çev. Prof.Dr. Salih Tuğ, Yağmur Yayınları, 1991
17- İslam Aile Hukuku, Yrd.Doç.Dr. Ahmet Yaman, Marifet Yayınları, 1999
18- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cinsi Münasebet Maddesi, 8. Cilt
19- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cima Maddesi, 8. Cilt
20- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cinsiyet Maddesi, 8. Cilt
21- Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cariye Maddesi, 7. Cilt
22- İslam Öncesi Dönem Cahiliye Kültürü, Doç.Dr. Murat Sarıcık, Fakülte Kitabevi, 2002
23- Hz. Muhammed Mekke'de, Prof.Dr. W. Montgomery Watt, Çev. Doç.Dr. M. Rami Ayas - Doç. Dr. Azmi Yüksel, AÜİF Yayınları, 1986

27 Ocak 2011 Perşembe

İslamiyet tecavüzü meşru kabul eder

İslamiyet tecavüzü meşru kabul eder.
 
Kuran yorumcuları ve Müslümanlar tecavüz suçu için, zina suçuna uygulanan hadleri (ceza şekli/ muiyyideleri) uygulamanın doğru olduğunu söylerler. İslam'da tecavüz suçu ve cezası ne Kuran’da ne de sünnet’te vardır. İslam tecavüz eylemini zina olarak değerlendirir ve cezalandırır. Tecavüz ve zina kavramları farklı şeylerdir, tecavüz; bir kişinin rızası dışında cinsel saldırı sonucu, isteği dışında cinsel ilişkide bulunmasıdır, zina ise (İslam şeriatına göre), evli olmayan kişi/kişilerin cinsel ilişkide bulunmasıdır.
 
Suç isnatlarını açacak olursak:
Tecavüz;
1- En bilinen ve geniş anlamında kullanılan şekli ile; erkeğin/erkeklerin kadının isteği dışında onunla cinsel ilişkide bulunmasıdır. Erkeklik organının kadının vulvasına zorla sokulması eylemidir. Fakat bu tanım eksiktir, aşağıda daha detaylı tanımını açıyorum.
a- Erkek bir çok şekilde kadına cinsel saldırıda bulunabilir. En bilindik eylem fiili livatadır. Fiil sözcüğüne dikkat edelim, Kuran’daki Yusuf/23 ayetindeki yarım kalan tecavüz vakası kabilinden İslami ceza hukuku teşebbüsüde suç sayar. Bakara/223 ayetine binaen livatayı müspet şerri hüküm sayan bir anlayışta mevcuttur İslamiyet’te.
b- Bir alet yada obje vasıtası ile tecavüz suçu vardır. Pratik olarak İslamiyet’teki zina tanımlamasına asla girmez bu suç tipi, o yüzden de bu tecavüz şeklininde cezası yoktur İslamiyet’te.
c- Tecavüz erkeğin, salt kadına yönelik cinsel saldırısı gibi algılansada gerçek hayatta, ‘’özellikle çocuklara’’, diğer erkeklere, cansız materyallere, hayvanlara da tecavüz edilmektedir ve bunlarda tecavüz suçu kavramına girer modern Dünya'da.
d- Tecavüz günümüzde ki tanımıyla sadece erkeklere özgü bir suç değildir. Kadınların küçük erkek çocukları ile seks yapmaları örneğinde olduğu gibi, kadınlarda ‘’reel’’ olarak tecavüz ederler, kadınların gene kadınlara tecavüz etmesi, son kabul gören kanunlara göre kadınların erkeklere tecavüz etmeleri.
e- İnsan dışı bir canlı kullanarak tecavüz edilmesi.
2- Geldik zurnanın zırt ettiği yerlerden birisine; Evlilik içi tecavüz suçu vardır ve bu ne İslamiyet’teki zina suçuna girer nede bir başka kayıtta İslamiyet için suçtur.
3- Günümüzde sözlü tecavüz algılaması çıkmıştır ama bu kavram İslam şeriatında çok zorlanılırsa basit ve farklı bir suç olarak tanımlanır.
 
Zina;
Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki. (TDK sözlük)
 
Zina İslam açısından çok önemli bir suçtur, zina Allah’a karşı işlenen suçlar kapsamında ele alınır İslam şeriatına göre. Yani bu hususta zina eylemindeki kişi/kişiler bu suç kapsamında şahsi olarak değil bizzat  Allah adına cezalandırılırlar. Zina suçunun ispatı için dört erkek şahid istenir, dört şahidi olmayan her türlü zina isnadı İslam’da hukuken yok sayılır. Konuyu iyi anlayabilmek için İslam hukukundaki işleyişe bakarsak;
İslam hukukunda suçlar 3 kısma ayrılır.
1- Bir kimseyi öldürmek yada yaralamak gibi ''hakkı ademiye'' denilen şahsın haklarına yönelik suçları kapsar. Bu suçlarda kişisel haklara üstünlük tanındığından ''af'' ve ''sulh'' geçerlidir. İslam hukukunda ''katlin'' beş çeşidi, ‘’cerhin’’ ise dört çeşidi vardır.

2- Kuran tarafından gösterilmiş olup ''Allah'a'' karşı işlenen suçları kapsayanlar. Yani bizzat Kuran’da (Ahkam ayetlerle) yazan suçlardır ve ''Allah'a'' karşı işlenmiş bir suç olarak değerlendirilir ve cezalandırılırlar. Bu suçlar: Hırsızlık, zina, şarap içme, kazif veya zina iftirası, yol kesme, irtitad veya riddiye denilen İslam dinini terk etme suçlarıdır. Bu suçlarda şikayet gerekmez, günümüz tabiri ile amme suçlarıdır ve ‘’Allah’a’’ karşı işlenmiş suçlardır. Cezaların miktarı değişmez, ancak suçlu suçunu kabul etmez ve suçuda ispatlanamazsa hakimin cezalandırmaya gitmemesi tavsiye edilir. Özellikle kazif (zina) ve hırsızlık suçlarında ihbar zorunludur.

3- Taziren ceza gerektiren suçlar. Hakkında her hangi bir hadis yada ayet nazarında hükmün (nassın) bulunmadığı, ceza takdirinin hakime bırakıldığı suçlardır.
 
Bu cihedle, zina Kuran’da; Mu’minun/5-6 ayetinde nikahlı eşleri ve cariyeleri (köleleri) dışındaki kişilerle, cinsel ilişkiden kaçınılması ve aksi durumlarda bir cezanın söz konusu olduğu belirtilir, Nur/2’de. Birbirleriyle evli olmayan yada/veya efendi köle (cariye) ilişkisi bulunmayan ayrı cinsten iki kişinin, bir birleriyle cinsel ilişkide bulunması zina olarak tanımlanmıştır, ayet aynı zamanda suçun cezasınıda her iki taraf için 100 değnek vurulması olarak belirler. Nur/33 ayetinde ise zorla fuhuş yapan (köle-cariye) kadınların zina kapsamı dışında bırakıldıkları belirtilir.
 
Hadislerde (sünnet) zina suçu ve ceza haddi geçer, Buhari’nin aktardığı hadislerden örneklersek;
544 nolu hadis: İki tarafta bekarsa, iki tarafa da yüz sopa vurulması ve bir yıl sürgündür. Dul bir kişi gene bir dulla zina yaparsa sadece celde (yüz sopa vurulması) uygulanır.
1592 nolu hadis: Zina yapan cariye (köle) ise her seferinde celde (yüz sopa vurulması) uygulanması ve 3. Zinasından sonra zararına da olsa o kölenin satılması emredilir.
1603 nolu hadis: Zina yaptığını ikrar (itiraf) eden adama celde uygulanması, zina yaptığını kabul etmeyen kadın’ın ise serbest bırakılması.
1589 nolu hadis: Ömer’in bir hutbe esnasında, Allah tarafından recm ayeti geldiğini ve ezberlediklerini, Muhammed’in bu ayet üzerinden cezalar verdiğini, kendilerininde bu ceza haddini uygulamaya devam ettiklerini belirtir. Belli bir zaman sonra Kuran'dan çıkarılır bu ayet. Sonradan bu olayı bilmeyen yeni Müslümanların Kuran’da böyle bir ayet olmaması nedeniyle recm uygulamanın yanlış olduğu kanaatine kapılabileceklerini, fakat bunun şeriat hükmü olduğunu, toplumun aksi öfkesinden çekinmese Kuran’a kendisinin bu ayeti yazacağını söylediği rivayet edilmektedir.
1590 nolu hadis: Zina suçunun üç aşamada İslam içerisinde geliştirilerek ceza haddinin belirlendiğini, celde haddinin bu kapsamda bekarlar için, recm haddinin ise evliler için uygulanması gereken bir ceza haddi olduğunu belirtir. Bu hadiste Nur suresinde bir recm ayetinin olduğu ve sonradan kaldırıldığı ama recm ceza haddinin uygulamaya devam ettiği anlatılır.
1605 nolu hadis: ayrı ayrı gelerek zina yaptıklarını Muhammed’e söyleyen biri erkek, diğeri kadın iki kişinin bellerine kadar bir çukur içerisine gömüldükleri ve taşlanarak (recm) öldürüldükleri anlatılır.
1608 nolu hadis: bekar bir erkeğin evli bir kadınla zina yapması üzerine, erkeğe celde uygulanması ve kadına recm uygulanması ifade edilmektedir.
 
Görüldüğü gibi İslam zina olayına büyük bir önem vermektedir. Kuran’da sadece celde (yüz sopa vurulması) ceza haddi yer alırken yukarıda verilen hadislerden yola çıkarak recm ceza haddide uygulanır İslam’da. Sonradan kaldırıldığı söylenen bir ayete dayandırılan (Yahudi şeriatından alınan) recm cezası İslam şeriatının şiddetli bir yüzü olduğu gibi, aynı zamanda istismara açık bir kapısıdırda. Zina suçları İslam şeriatında iki kategoriye ayrılmıştır; a) Muhsen: ergin, mümeyyiz, özgür ve hayatlarında evlilik geçirmiş olarak cinsel ilişkide bulunanlar (suçlunun suçu işlediği anda evli olması değil, dul olarak (hayatında evlilik içinde) cinsel ilişkide bulunmuş olması bile yeterlidir). b) Yaşamlarında evlilik içinde olmadan cinsel ilişkide bulunanlar.
 
Muhammed’ten 2500 sene önce yaşamış politeist din inancına sahip Sümerli’lerde bile suç olan tecavüzün, ilahi bir sistem olarak düşünülen İslam’da suç olarak değerlendirilmemesini basit bir hata olarak görmemekte fayda vardır.  İslam’a göre; İslamiyet evrensel ve ilahi bir din olarak İnsan’ların bütün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde, kıyamete kadar geçerli olan bir şeriatla ve eksiksiz olarak Allah tarafından Müslümanlara gönderilmiştir. Bu bakış açısıyla İslam’da suç olarak tanımlanmayan her şey meşrudur/yasaldır.
 
Tecavüz suçu Kuran içerisinde ve diğer İslam’i kaynaklarda geçmez, İslam’a göre böyle bir suçta asla yoktur. Kuran’da kavram olarak evlilik dışı her türlü ilişkinin zina olarak tanımlanması ve hadis ile diğer İslam kaynaklarında, zina’nın çeşitleri içerisinde (tecavüz dahil) her türlü evlilik akti olmayan cinsel ilişkinin zina olarak adlandırılıp ceza hadlerinin belirtilmeside, tecavüz’ün İslam şeriatı açısından suç sayılmadığını gösterir.
 
Bütün bu detaylı açıklamalardan sonra, İslam’da tecavüzün nasıl değerlendirildiğinin detaylı anlatımına geçmeden önce, İslam açısından kadın nasıl değerlendiriliyor ilk önce ona bakalım. Bakara/223 ayetinde kadınlar, erkelerin istedikleri şekilde varabilecekleri tarlaları olarak tanımlanırlar. Bu ve benzeri bir çok ayette kadınlar, erkeklerin sahip oldukları Allah’ın onlara bahşettiği güzelliklerdir İslam’a göre. Başlı başına bir konu olduğu için fazla detaya girmeden açıklayacak olursak, ayet ve hadislerde belirtilen İslami kadın anlayışı, erkek egemen bir bakış açısıyla ve erkeği her yönden memnun edecek şekilde yapılandırılmıştır. Kadın aynı zamanda namusunu korumakla görevlidir bu sistemde.
 
İslam, kadını toplumun yarım hakka sahip, erkeğin zürriyetini sürdürecek bir bireyi olarak genel tanımını yaparken, onu sık sık cinsel bir meta olmaktan öteye taşımaz. Bu yüzdende tecavüz diye bir suç kavramı geliştirmemiştir. Tecavüz diğer suçların içerisinde doğal bir sonuç ve o suçların kendisi olarak adlandırılmıştır, tanım ve tespitler tecavüz için değil bir başka suç içindir İslam şeriatında, görelim;
 
En trajik örneklerden birisi olarak Buhari’nin 1597 nolu hadisinde belirtilen ve (adalet timsali) Ömer’in iktidarı döneminde geçen bir hukuk olayı sanırım konuyu özetlemeye yetecektir; söz konusu hadiste akıl hastası bir kadına tecavüz edildikten sonra, bu olayı gören kişilerin kadını hemen alıp Ömer'in huzuruna getirerek zina nedeniyle cezalandırılmasını isterler ve Ömer’de kalabalığın da isteğine uyarak recm edilmesini emreder, sonradan olaya müdahil olan Ali ise ayetlerle açıklayarak  Ömere, kadının akli yeterliliği olmadığı için yaptığı eylemden sorumlu tutulamayacağını ve zina ile suçlanamayacağını hatırlatır, kadın bunun üzerine serbest bırakılır. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi İslam açısından bir tecavüz vakası yoktur, onun yerine evlilik akti olmadan yapılan bir cinsel birleşme yani zina vardır.
 
İslam coğrafyasında sık karşılaşılan tecavüz vakalarına geçmeden önce tecavüz olaylarını detaylı anlatmakta fayda var. Yukarıda ki örnekte olduğu gibi gene aynı şekilde bir kadının bir başka kadına tecavüz etmeside zina olarak adlandırılır bazı İslam ülkelerinde, bazılarında ise suç sayılmaz. Bu bakış açısıyla tecavüz edilen hayvanlar’lada zina yapılmış sayılır ve yukarıdaki ceza hadleri uygulanır. Geçtiğimiz yıllarda bir Kuzey Afrika ülkesinde keçiye tecavüz eden birisinin, İslam şeriatı çerçevesinde onunla evlenmesi bu hususa güzel bir örnek teşkil eder. Hayvan kullanılarak yapılan tecavüzler zina kapsamında değerlendirilir, yani hayvan tarafından tecavüze uğrayan kişi (burada mağdur kadındır çoğunlukla) zina yapmış kabul edilir. Çocuğa tecavüz etme suçu, eylemi yapan erkek yada kadın için gene zina kapsamında ele alınır ve hemen hemen bütün vakalarda evlilikle sonuçlanır.
 
Bir tecavüz yöntemi olan livata, bir çok Arap ülkesinde ve değişik İslam coğrafyasında suç olarak tanımlanmaz, bazı Müslüman devletlerde livata başlı başına suç olarak tanımlanırken, bir çok ülkede suç kapsamında değildir, bu tip tecavüz suçları ise çoğunlukla saldırı yada yaralama kapsamında ele alınırlar. Gene bu kapsamda değerlendirilen bir başka tecavüz yöntemi ise, bir alet/obje vasıtasıyla yapılan eylemdir ve aletle/objeyle yapılan tecavüzler İslami şeriata göre saldırı ve yaralama kapsamında ele alınırlar. Günümüzde hukuk literatürüne giren sözle yapılan tecavüz kavramı’nın bir cezası yoktur İslam’da, bu konu zorlanırsa en fazla flört olarak adlandırılabilir İslam hukukuna göre, eğer kadın şikayetçi olursa erkek en fazla kadını rahatsız ettiği için şeriata göre hüküm giyer.
 
Bütün bu zina yada (İslami şeriata göre) başka bir suç şekli olarak kabul edilen tecavüz suçları dışında, birde (İslami şeriata göre ) hiçbir suç kapsamına sokulmayan tecavüz suçu vardır. Evli bir erkeğin gene evli olduğu (helal) karısına yada kölesine (cariyesine) tecavüz etmesi, İslam şeriatında yer almayan ve bir başka suçun içerisinde değerlendirilmeyen bir suçtur. Kadın eğer ekonomik yada aşiret olarak güçlüyse durumuda müsaitse, ortada da bir zina vakası olmadığı için, konuyu mihirini terk ederek mahkemeye kocasının kötü davranması nedeniyle boşanma isteği olarak getirebilir, kötü davrandığını ispatlayıp boşanabilirse kurtulur, eğer boşanamazsa tecavüzlere katlanmak zorundadır. Konu cariyeler (köle kadınlar) açısından hukuki bir zemin teşkil etmediği için tecavüz her daim kaçınılmazdır ve hiç bir hakları yoktur. Günümüzde modern İslam hukukçuları bu suçu tanımlayıp şeriat içerisine alabilmek için, çareyi beşeri hukuk içerisinde yaptıkları yorumla taziren çözmek istemişlerdir, buda erkeğin beşeri hukuka göre cezlandırılması ve kadınında bir tazminat alarak boşanmasıdır (burada terk edilen mihrin yerine tazmin için ödenir aslında tazminat), fakat uygulamada İslam coğrafyası bu öneriyi red eder ve suçun taziren değerlendirilemeyeceğini çünkü Kuran’da tanımlandığını belirtir, İslam da olmayan bir şeyin şeriata sokulamayacağını söylerler, bu yüzden son 50-60 yıldır tartışılan bu konu İslam hukukuna girmemiştir. Peki bu durumda erkeğin şer’i sözleşme ile kendisine helal olan karısına tecavüz etmesi neden bir suç ve ceza tanımına girmez ve cezalandırılamaz İslama göre? Daha önce yazıldığı gibi, İslam söz konusu durumu suç olarak tanımlamaz, yani bu vaka İslam şeriatı açısından bir suç teşkil etmez ve doğal olarakta olmayan bir suça cezada olmaz.
 
İslam coğrafyasında sıkça karşılaşılan tecavüz vakalarının büyük çoğunluğunun kökeninde, tecavüzün ayrı bir suç olarak tanımlanmayıp zina olarak ele alınması ve cezalandırılması yatmaktadır. Tecavüzcü sapık kişi, tecavüz ettiği kadın/çocuk yada hayvanı nikahına alarak (yani evlenerek) kurtulmaktadır ilk önce bu durumdan. Tecavüz edilen çocuğun durumunu anlatacak bir şey bulunamaz, yaşadığı travma bir yana çektiklerini hiçbir psikolog tam olarak anlatamaz maalesef, bu arada tecavüze uğrayan kadın/çocuk ise bir sapıkla aynı çatı altında yaşamaya zorlanarak her gün ve an saldırıya uğrar ve çifte mağdur olarak belkide ömrünün sonuna kadar tecavüzcüsü ile birlikte yaşamak ve tecavüzlere katlanmak zorunda kalır.
 
Bu hususu bilen Müslüman kadınlar ise büyük orandan tecavüzü bildirmemekte ve sineye çekmektedir. Malesef konuya vakıf olamayan çocukların vakalarında sonuç, genelde evlenme ile son bulmaktadır. Olayın bir şekilde duyulması durumunda söz konusu kadın töre cinayetine kurban gitmektedir. Ensest tecavüz saldırılarında fiili livata sık başvurulan tecavüz yöntemidir, özellikle bekar kızlara uygulanmaktadır. Tecavüzün bildirilmemesinde esas neden zina nedeniyle recm edilme korkusu oluyor çoğunlukla, bu nedenle özellikle Afganistan, Pakistan, Sudan vb. bir çok İslam ülkesinde evli kadınlara tecavüz çok sık karşılaşılan bir vaka olarak karşımıza çıkıyor. Kadın recm korkusuyla dava açamazken, kocası bu durumun altında travmaya girerek ya kadını öldürüyor yada intihar ediyor. Pakistan’daki erkek intiharlarının yarısını bu tip vakalar teşkil ediyor. Bu suçların büyük çoğunluğu basına yansımıyor, yansıyanlar ise olayı görüp konuyu adalete taşıyanlar vasıtasıyla oluyor.
 
Konuyu özetleyen bir diğer örnek ise S.Arabistan basınından; 19 yaşında bir (bakire) genç kız 6 kişi tarafından zorla bir araca bindilip, mücavir alanda toplu tecavüz edildikten sonra tekrar aynı araba ile şehre dönerken polis kontrolüne takılıyor. Yapılan sorgulamada kız tecavüze uğradığını söylüyor, 6 erkek aksi yönde yemin ediyor, kız zina suçundan 200 kırbaç cezası alıyor, erkekler serbest bırakılıyor. Konunun bir diğer boyutunuda toplu tecavüzler oluşturuyor, mağdur 4 şahid getiremediği için tecavüzü yani zinayı ispatlıyamıyor ama saldırgan tecavüzcüler 4 ve üzeri kişi olarak aksi yönde şahidlik yaptıkları için kurtuluyorlar. Tecavüze ve iftiraya uğrayan evliyse recm ediliyor, evli değilse zina nedeniyle 100 kırbaç yada değnek cezasının yanında, birde yalan yemin etmek ve iftira atmaktan dolayı üstüne en az 80 kırbaç yada değnek cezası alıyor.
 
Dikkat edileceği gibi tecavüz eden kişi (İslami şeriata göre ) çoğunlukla ceza almıyor, ceza alanlarda birkaç sopa ile yırtıyor durumu. Tecavüz diye bir suç olmadığı için İslam hukukunda cezasıda olmuyor. Evet İslam’da bir cezalandırma var ama bu cezalandırma zina için oluyor. Yukarıda da bahsedildiği gibi ‘’evlilik bağı olmadan gerçekleşen her türlü cinsel ilişki zinadır’’ doğal olarak İslamiyet bu bakış açısıyla tecavüzü cezalandırdığını söyler. İslamiyet vakaya bu şekilde yaklaşıyor ve kendine göre çözümü bulup cezalandırıyor. Olaya düz mantıkla yaklaşan Müslüman’lar ise tıpkı Ömer’in yaptığı gibi (keçi vakası dahil) her konuyu zina olarak ele alıp recm ile cezalandırıyor. Çok küçük azınlık ise Ali gibi bir takım yan unsurları değerlendiriyor.
 
İslam açısından, tecavüz suç olarak görülmüyorsa, esas olarak İslam şeriatı açısından bir sorun yoktur, çünkü ‘’vardır bir hikmeti’’ bu durumun ‘’Allah’a’’ göre. Bizzat Kuran’da yazmıyormu ‘’eksiksiz olarak yarattık’’ diye Kuran’ı, yani şeriatı eksiksiz yarattığını söyleyen ve bu vakayı suç olarak tanımlamayan ‘’Allah’ın’’ şeriatına ters düşünemiyeceğine göre İslam, gene aynı şekilde sünnette ve İslam hukukunda yer almıyorsa tecavüz diye bir suç, demekki İslam’da tecavüze meşruiyet vardır.
 
 
Kaynaklar:
1- Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslamiye ve İstilahatı Fıkhiye, C.3 sf. 26
2- Ahmet Gökçen, Tanzimat dönemi Osmanlı ceza kanunları ve bunlardaki ceza muiyyideleri, sf.3
3- Cevat Akşit, İslam ceza hukuku ve İnsani esasları, sf.77
4- Abdülkadir Udeh, Mukayeseli İslam hukuku ve beşeri hukuk sf.121
5- Ali Bardakoğlu, Türkiye Diyanet vakfı İslam Ansiklopedisi, ceza maddesi cilt7 sf. 472
6- Hüseyin Tekin Gökmen, İslam’da şahsiyet hakları, sf.75
7- Ali Şafak, Mezhepler arası mukayeseli İslam ceza hukuku, sf.104
8- Ahmet Yaşar, İslam ceza hukukunda idamı gerektiren suçlar, sf.54
9- İlk dönem İslam hukuku, yasama-yargı-yürütme. Abdülvahhab Hallaf
10- Kuran
11- Kutubusitte (Buhari) hadisleri
12- Hukuk Tarihinde İslam Hukuku, Ord.Prof.Sabri Şakir Ansay 2002 (4. Baskı)
13- İslam Hukukunda hükümlerin değişmesi açısından Hz. Ömer’in bazı uygulamaları, Doç.Dr.Muhsin Koçak, 1997
14- İslam hukukunda suçlar ve cezalar, Dr. İlhan Akbulut, 2003